Artvin Şiirler
»
Muhacirlik Destanı
Dinleyin dünyanın vasf-ı halini
Otuz birde düştük nice figana
Halk olan meydanda döktü malını
Muhtaç oldu bir den, bir nâna
Dağıldı meydanda hep pılı-pırtı
Herkeste var idi bir sürü hırtı
Nicelerin yere serildi sırtı
Yalın kat yorganla girdi meydana
Kaçıştı bir yorgan, üç cecim alan
Kendi helal malı sanırsın talan
Mirasa kondular geride kalan
Sanırsın biz bizi geldik talana
Talan eylediler lenger, tavayı
Bir bir dolaştılar yurdu, yuvayı
Çalınca yukardan saldat havayı
Dediler uğradık büyük ziyana
Aldılar haberi Rus inmiş Yac’a
Kitlendi korkudan hep kapı-baca
Yetişmez hamurlar tekneden saca
Biz de Zor köyünde geldik mekâna
Mekân tuttuk üç ay karye-i Zor’u
Durulmaz, tükettik peyniri, loru
Çare bulunmadı çaldı kalk boru
O gece Öğdem’de erdik amâna
Koyulduk Öğdem’den gurbet izine
Geçtik yüklü kervan Şadut düzüne
Yetiştik dünyanın âhir güzüne
Ya Rab nasıl geldik kötü zamana
Bu hengâm içinde anladık işi
Yüz kadın içinde yok on erkişi
Büktü belimizi Keşiş Yokuşu
Kozahor’da yorgun düştük bir yana
Ersis’te “muhacir” oldu adımız
Açlıktan bozuldu ağız tadımız
Kim bilir n’olacak serencâmımız
Çıkmaz, lanet ettik yeter bu cana
Ersis’ten göç ettik doğru İspir’e
Bize yoldaş idi bit ile pire
Kim bakar derdinden üstünde kire
“Yük yıkın” dediler, dolduk bir hana
Handan sonra çektik çok fırtınalar
Kimse bilmez hangi derde yanalar
Kaç sabisin suya döktü analar
Neyse sağ yetiştik karye-i Kân’a
Kân’da bir camiye hınç oldu millet
Soğuktan çoğaldı derd ile illet
Minare yakmağa ettiler niyet
Az kalsın uğradık büyük dumana
Kân’dan kalkıp çıktık biz Semeğrek’e
Evleri benziyor aynı mereğe
Tezek kokar, kâr eyledi yüreğe
Yüklenip göçelim burdan bir yana
Semeğrek’ten yola çıktık yarı tok
Amansız açlığa çare bulan yok.
Mevlâm köprü kurmuş, buz tutmuş Çorok
Yürüdük üstünden geçtik o yana
Bayburt’ta soğuğu aldık dört yandan
Balahor’da evler farksız zindandan
Yerde tandır, pencereler tavandan
Ayaz çekti bizi zor imtihana
Haber geldi, elden gitmiş Erzurum
Gör ki felek bize kıldı ne zulum
Açılmadan soldu lale, sümbülüm
Çare yok başladık yola revana
Yolda kurtuluş yok tipiden, kardan
Nice nevcivanlar ayrıldı yârdan
Çokları el çekti, göçtü dünyadan
Nefessiz can attık bir değirmene
Bitmedi kimsenin feryadı, yası
Verdi kış ayazı Kelkit Ovası
Kılçıklı arpadan sac kavurgası
Soldurdu benzimiz elverdi cana
Derler, belli değil baharı, yazı
Yaz, kış eksik olmaz budur ayazı
Açlıktan diş dişe çaldırdı bizi
Mahv oldu yazıklar sabi sıbyana
Felek bize verdi çok yaman ceza
Hesaplara sığmaz çekilen eza
Biraz daha kalsak kopacak niza
Burada durulmaz, kaçsak ne yana
Dedik elbet ihsan kılacak Huda
Fayda yok kesildi artık ses, seda
Eğer yetişmese Şiran imdada
İlaçsız serilmiş idik meydana
Gözlere fer, kuvvet geldi dizlere
Bundan sonra top kâretmez bizlere
Giriftin’de bahar geldi düzlere
Çok dertçektik,biraz erdik dermana
Çıkmayan canlardan umut gitmedi
Çekilen cefalar cana yetmedi
Yürüdükçe uzun yollar bitmedi
Takat yok dönecek bir yandan yana
El verdi bizlere Suşehri, Tokat
Şenlendik çok iken derdimiz kat kat
Karın tok, sırt sıcak, can oldu rahat
Dediler eriştik burda ihsana
Zile’de bal gibi pekmezin tadı
Düştü gönüllere memleket yâdı
Geldik bir şehire Sungurlu adı
Elverdi yol, dedi oğul, kız, ana
Bitti yol tepmesi, postlar serildi
On haneye yalkı bir ev verildi
Gür sîneler esen yele gerildi
Garip bülbül gibi düştük hazâna
İlkin bolluk idi, lakin yok para
Sonradan dirlikle bozuldu ara
Hücum eder herkes boş fırınlara
Elde bir vesika döndü fermana
Fırınlardan ekmek almak iş oldu
Bu gidişle işlerimiz yaş oldu
Gün doğmadı, baharımız kış oldu
Çare yok arzuhal kılsak Yezdan’a
Sungurlu’da oldu yıl otuzaltı
Koptu ortalıkta başka gürültü
Ermeni düşmanlar, Yunan milleti
Boştur deyip uğradılar meydana
Girdiler meydana aç it misali
Deriz: “Ne olacak memleket hali”
Kendi başlarına kendi vebali
Deyip, bizimkiler döndü arslana
Silahını alan bindi atına
Verildi el ele hak niyetine
Dediler: “Memleket elin itine
Kalmasın tek, boyanırız al kana”
Daraldı muhacir ne yana dönsün
Yalvarır: “Düşmanın ocağı sönsün”
Kimi helâllaşır ki, âhir günsün
Çoğu elpençeli durmuş divana
Urus gitmiş, duydu güldü muhacir
Bu mahşerde bir yol buldu muhacir
Döndü yola revan oldu muhacir
Zorundan karıştı tozlar dumana
Derken, yolda çattık bir uğursuza
Hem dili uğursuz, yüzü nursuza
Damdan düşer gibi başladı söze
Dedi: “Ermeni’ye kaldı Livana”
Pabuç bırakmadık bu zırıltıya
Ermeni’den kopan boş gürültüye
Sonu ölüm, gerek ne hırıltıya
Fırsat düşer dedik gelir imana
Çekip hasretini geldik vatana
Bülbülsüz kafese dönmüş, kime ne
Beş yılda yad kalmış gelip geçene
Gazel vermiş güller dönmüş yabana
Unuttuk bağ ile bostanımızı
Kahpe düşman sardı dört yanımızı
Sonunda çıkardık ziyanımızı
Sürdük Ermeni’yi Kars’tan Revan’a
Bu yerden geçelim gel öbür başa
Dertli iken yer yok şimdi telaşa
Bir vuruşta Mustafa Kemal Paşa
Gör ne yaman ceza verdi Yunan’a
Bu hal ile yurda yerleştik biz de
Sözüm tamam üçyüz otuz dokuzda
Eğer yetişmese kalırdık düzde
Tûl ömür dileriz o Kahraman’a
Sebep oldu Paşa kıldı mürüvvet
Mevlâm bu günleri eyledi kısmet
Azmî der sizlere olsun bir ibret
Yadigâr kıldığım iş bu destane.
Azmi
Ekleyen :
admin
Eklenme Tarihi :
18 Kasım 2006 Ctsi Saat: 00:00:00
Okunma :
626

Sohbet Odası











Rastgele Köy
Duyurular