Artvin Köşe Yazıları
»Suların Senfonisi 2(Tipi Dedemin Anısına)
SULARIN SIRTINA BİNEN ÇOCUK
Dere "dellendiği" vakit,
Bir "oyun" oynardık onunla; sade ikimizin bildiği...
Sonra, annem farkına vardı bu oyunun...
Ve sonra Tipi Dedem...
Gün, ikindiden akşama döndüğü zaman,
"Paydos" zili çalınca...
Biz okul çocukları, deli danalar gibi atardık kendimizi dışarı Atatürk İlkokulu´ndan..
Kasabanın veletleri oyuna koşardı.
Yakın köylerden gelenler ise,bitmez tükenmez yolculuklarına başlardı.
Ayaklarında Trabzon işi "kara lastik"ler...
Ailesi biraz "varlıklı" olanlar "CİSLAVED" leriyle...
Kar içinde,su içinde...
Kara balçık içindeki köy yollarında...
Sırtlarında boşalmaya yüz tutmuş çıkınlarıyla...
Öğle yemeği niyetine tükettikleri "kerdigâ"lı arpa ekmeğinden ve küflü "acı peynir"den artakalanlarıyla açlıklarını bastırıp...
Köylerine dönerlerdi, ertesi sabah yeniden "mektebe" gelmek için...
Ben kendi oyunuma koşardım; "Dere"nin çağrısıyla..
Derenin üzerindeki tahta köprüyü geçer,
Kavakların dibine gelir,
Çimenlerin üzerine yüzüstü yatar...
Dereye bakardım!
Boz-bulanık akardı Mayıs´ta su.Toprak ,çamur, ağaç gövdeleri ve kökleriyle birlikte..
Suyu mu fazla,toprağı mı ...Bilemezdiniz.
Ama çok güzel kokardı!
Sadece toprak kokusu değil...Ağaç kokusuyla harmanlanmış bir esans!
Bana inanmıyorsanız, siz de deneyin.
AMA,ELİNİZİ ÇABUK TUTUN!!!
Derelerimize tasallut ediyor bazıları!
Az kaldı!
Yakındır...
Değil koklamaya,içinde "çimmeye" su bulamayacaksınız ,eyy çocuklar!!!
TÜNELLERDEN AKITACAKLAR O "DELİ" DERELERİ!
KENDİ SANTRALLARINDA "META" YA ÇEVİRMEK İÇİN!!!
......................
Dereye bakardım;
Ama SABİT BİR NOKTASINA!
İşte sırrım buydu...
Hep aynı noktaya bakarsanız eğer,
Ve inatla bunu sürdürürseniz bir kaç dakika...
Ne olur biliyor musunuz?
O "deli" su durur!
Ama siz, SUYUN SIRTINA ATLAYIP,
Akıl almaz bir hızla bir deli yolculuğa çıkarsınız!!!
Hiç bilmediğiniz diyarlara!
İşte sırrımız buydu ,dereyle aramızdaki...
...................
ANNEM
Annem bir gün farketti sularla dansımı...
Yüzüstü yatmış yolculuğuma hazırlanıyordum.
Haykırışını duydum;
"Dere aparacakmış" beni!
Başucumda belirdi ansızın ve ensemden tutarak geriye fırlattı.
"Dereye düşecekmişim!"
Öyle diyordu...
O benim "derem "di oysa. Bana zarar vermezdi!
Ama Annem bunu bilmiyordu!!!
............
AMA TİPİ DEDEM BİLİYORDU!
..........
TİPİ DEDEM (ARKADAŞIM)
Kendinden yaşça küçük herkesin akranı!
Hele "ASİ" çocukların,gençlerin,
"ADAŞ" I...
"Büyüklerin(!)
Hele hele BÜYÜKLENENLERİN...
Suratlarına arkası "sır" sız aynaları tutup..tutup,
Kıs kıs gülen "oyunbozan" arkadaşım!
"TİPİ" yi bilen biliyor.
Özellikle; kerameti arkasına oturduğu "MASA"dan menkul "yüksek" bürokratlara tuttuğu aynaları!
Bilen biliyor;
"Topraktan öğrenip,kitapsız bilenleri.."
"MİZAH" denen o ölümcül silahı,
-Elde kalan o son "silah" ı...-
"Acılardan süzüp"
Öfkeyle harmanlayıp,
Cesaretle damıtıp,
"Gülmece" sosuna bandırarak...
"BÜYÜKLENEN"
Ama asla "büyük olamayanların" suratlarına nasıl çarptığını...
Ardanuç´un en akıllı delifişeği...
İşte onun için,
Valiye o dilekçeyi yalnız "o" verebilir,
Bir başkasının önüne, özenle soyduğu elma kabuklarını "o" bırakabilirdi!
"Vitamini kabuğundaysa,sen ye Valim!" diyerek...
..........
SULARIN SIRTINA BİNDİREN ADAM!
Annem hemen ertesi gün Tipi Dedem´e "müzevirlemiş" beni;
"Dedesini dinler.." diye!
Ben derenin sihrine kapılmışım bir kere...
Ertesi gün yine suyun kıyısındayım.Yolculuğum birazdan başlayacak...
Bir ses duydum ;Dedemin çakmağının sesi...Bir de koku...Benzin kokusu...
Dedem arkamda dikilmiş bitmek bilmeyen "İKİNCİ" lerinden birini yakıyor...
-"Koto" dedi. "Nereye bakıyorsun?"
Ben,tedirgin; "Suya bakıyorum" dedim.
Ve anlattım ona yolculuğumu, kızmasını bekleyerek...
"Ola essah mi Koto" dedi. "Bir de ben bakayım..."
Ve yanıma -çimenlerin üzerine- uzandı.
Baktı!
"Ula hakliymişsin Koto" dedi."Ayni deduğun gibi!"
"Ama sen yine de dereden uzak dur!"
"Şimdi sen gel bakalım benimle birlikte.." diyerek eve doğru yürüdü.
Ben de arkasından, az önce verdiği 25 Kuruşu "bozuk para cebi "me sıkıştırarak...
Tipi Dedem işte o gün bana bir gazete uzattı ;"Koto,gözlerim pek iyi görmüyor (!) şu yazıyı bana bir okur musun.."diyerek.
"AKŞAM" Gazetesi...
"TAŞ" köşesi...
Çetin Altan yazıyor!
Altmışların ilk yarısı...
Tipi Dedem, T.İ.P´ li !!!
Beni bir suyun sırtından alıp,
Başka bir "su" yun sırtına bindiriyor!!!
******
(Devam edecek...)
Yazar :Namık Tipioğlu Yayım Tarihi :13 Ara 2010 PtsiOkunma :897
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Ara
14
SalıSüheyla Bilgin Suların Senfonisi 2(Tipi Dedemin Anısına) için dedi;
BİR ALDANMA DAHA;Arabamız hızla ilerlerken kah İç Anadolu bozkırlarında,kah ağaçlar arasında ben de kaybolur giderim...Kimlerle mi ?Ağaçların dalları üzerinde,bazanda telgraf direklerindeki tellere asılarak.Onlarla daha hızlı gideceğimi düşünür ,gözlerimi ayıramam gider giderim.Ya Çoruh kıyısındaysa bu yolculuk, bulanık sular alır götürür tersine,hayaller ülkesine.
Ara
14
SalıDr.Kamil Aksu Suların Senfonisi 2(Tipi Dedemin Anısına) için dedi;
Dereler dellendiği vakit;
korkmaz ki
çocuklar...
onlarda
dellenir...
dereler
durulunca
ya
durulursa
çocuklar
işte
o zaman
korkmak lazım
çocuklar...
işte
o zaman
korkmak lazım...K.A.
Duygu dolu bir yaşam ağıtı.Kadirin dediği gibi "içine her duygu sinsice işlenmiş."
32 kısım tekmili birden...
şiir gibi...
fena begandım...okuyunca daha çok.(!)
Ara
14
SalıNamık Tipioğlu Suların Senfonisi 2(Tipi Dedemin Anısına) için dedi;
Bir açıklama yapma gereğini duyuyorum.
Ben bu anılarımda sadece kendimi anlatmıyorum.
Çoğumuzu anlatmaya çalışıyorum.
Yani "SULARIN SIRTINA BİNEN"
Ve ordan inmeyen!
Tüm "ÇOCUK"ları!
Lütfen bu gözle okuyunuz...
Ara
14
SalıOrhan Aksu Suların Senfonisi 2(Tipi Dedemin Anısına) için dedi;
İnsan beyni kıyaslama ile çalışır.İnsan bir şeyi algılamak için, bir şeyi referans almak zorundadır.İnsan evinde odasını,sokakta yolu,güneş siteminde dünyayı,samanyolunda başka bir galaksiyi referans olmadan konumunu,hareketini,zamanını, algılayıp belirleyemez.Ancak siyahı biliyorsak beyazı farkedebiliriz.
Maddenin varlığının temelide bu çelişkide saklı.Artı olmadan eksi olmaması gibi.Bu maddi varoluşun temeli aklımıza gelen ve varolan herşey için geçerli.
Bir elektronun hareketinden tutun yuttuğumuz lokmaya, hatta duygularımıza kadar.
İnsanoğlu kendini ne kadar bu çelişki kısıtlamasından soyutlayabilirse o kadar iç eğitimini tamamlamış demektir.
Yani çelişkisini yaşamadan salt değeri var edebilmeyi ve algılayabilmeyi...
Yani aç kalmadan açlığı bilmeyi.Dişi ağırmadan ağrısızlığın huzurunu algılamayı.
Yani bir referans seçmeden konumunu algılayabilmeyi...
Bu ise iç eğitimin gerektirir.
Referans seçmeden konumunu algılayabilmenin ABC si, ise değişik konumları referans alabilmektir.
Bu nostaljik ve hüzünlü yaşanmışlığı okurken, kahramanımız olan çocuğun kasabadakilerin yaptığı gibi yaşamına durgun bir karayı referans almayıp,karaya göre canlı ve hareketli olan suyu referans alarak adeta kendini başka bir boyuta taşıyıp, yaşama daha gerçekçi ve bütünsel bakabilmeyi başarabilmiş.
Bu çocuğun dünyayı doğru algılamada ilk şart olan iç eğitimi şansı yakalamasında, bir Dedenin torununa empoze ettiği damıtılmış tecrübeleri saklı...
Şimdi görüyoruzki bu çocuk büyümüş . Hem karayı, hem suyu, hem zamanı hemde duygularını referans olarak alıp harmanlamış .
Hayata bütün olarak bakabilme yetisine kavuşmuş...
En önemlisi bunu herkese basit kolay ve insalcıl biçimde anlatabilmiş...
İyiki bu küçük gezegende yanlızlığımızı paylaşabileceğimiz böyle insanlar var.
Sağolasın Namık abi.
Ara
13
PtsiNamık Tipioğlu Suların Senfonisi 2(Tipi Dedemin Anısına) için dedi;
Haydar;
Haklısın;"akan su çakılıp kalır.."
Ben de öyle demişim zaten;"O deli su DURUR"diye.
Belli ki sen de denemişsin,"SULARIN SIRTINA BİNMEYİ"
Başka türlüsünü de beklemezdim zaten,senden...
Şimdi düşünüyorum da;topraktı belki de hareket eden...
Ama ben suları tercih ettim Bibimoğli!
TOPRAKTAN KORKTUĞUM İÇİNDİR BELKİ!!!
Ara
13
PtsiHaydar Bibinoğlu Suların Senfonisi 2(Tipi Dedemin Anısına) için dedi;
Güzel bir anı dizisi olacak belli. Anlatım da etkili... Baktığın pencereden gördüklerini ve görmek istediklerini bütünleştirip, eğlenceli bir biçimde sunmuşsun. Kutluyorum.
Bir itirazım var. Özellikle coşkun ve bulanık sularda ben de denemiştim uçmayı. Ama ben suların sırtında değil, toprağın sırtında uçuyordum, suyun aktığı yönün tam tersine. Akan su çakılıp kalıyor, üzerinde durduğum toprak, yokuş yukarı, hızla kayıyordu.



Sayfa Başı