Artvin Köşe Yazıları
»Mazlum Çoruh diyorki: Özet Olarak
13 :
Özet olarak;
Ülkemizin her tarafında olduğu gibi, Çoruh havzasında da DSİ ve onun yönlendirmesiyle hareketlenen, elektrik üretimi bahanesiyle büyük bir yıkım, doğal kıyım, çevre katliamı;varlıklarımızın yağması yaşanmaktadır. Bu yağmanın ileri ucundakiler, sayın başbakan tarfından da ‘çantacılar’ olarak tanımlanmıştır.
DSİ ‘enerji üretim’ perdesinin arkasında yaptıklarının üstünü örtmeye çalışmaktadır. Yurttaşlar HES lerle uğraşırken barajlarla işlenen mühendislik sefaleti ve onun sonucu büyük ekonomik yıkım ve çevre katliamları akıllardan kaçırılmakta, peçelenmektedir.
Ülkemiz ve havza insanımız, bu yıkımlardan kurtulmanın yollarını, çarelerini HES lerle mücadelede görmektedir. Bu acılı uğraş, onu, gerçeğin en büyük bölümünü görmekten alıkoymaktadır. HES lerle uğraşırken barajlarla işlenen büyük melânetin halkın gözü önüne koyulması gerekir.
Bu iş, öncelikle, aydınların görevidir. Bir avuç, imanlı aydın yıllardır mücadele etmekte, halkı aydınlatmanın öncüğünü yapmaktadır. Ancak, istenilen hızda etkinlik yaratılamamaktadır. “Ben bu ülkenin onurlu yurttaşıyım” diyen herkes sorumluluğunu yerine getirmesi gerekir. Konu çok hacimlidir ve bir çok yönü vardır.
Bu savaşımda, şimdiye kadar günlerini, gecelerini bölen, yüreklerini koyanları saygıyla anmak borcumuzdur. Bu arkadaşların seçtikleri yol yöntemler, doğru yönde ve saygı değerdir. Amacım, yeni bir fikirler geliştirmek, yeni yollar yeni yöntemler geliştirmektir. “Fikir ola, yol bula; Yol ola, hedefe vara.” Umuduyla; Yüreklerinde korku rüzgârları esmeyen aydınlara, mücadelelerinde yeni yollar göstermek, yeni araçlar sunmak istiyorum.
Saldırganın kuvvetli ve zayıf taraflarını öğrenerek mücadeleye başlanması esastır. Ülkemize yapılan bu saldırıyı bütün boyutlarıyla tanımadan karşı koymaya çalışmak, zaman ve enerji israfına sebep olur. Seçilen yol ve yöntem yanlış ve eksik kalabilir.
Mücadele halka her boyutuyla anlatılmazsa ve onlardan onay alınmazsa, karşı taraf hertürlü aracı kullanır. Şimdiye kadar oldığu gibi halkı yönlendirir.
Konu iyi bilinmesi, mücahitlerin savrulmasını önler. Bunun için, daima, yanlışın doğru alternatifleri sunulmalıdır.
Beş buçuk yıldan beri Çoruh Enerji Planı üzerinde çalıştım, çalışıyorum. Vardığım sonuç:
Çoruh Enerji Planı, asla bir elektrik üretim planı değildir; olması da mümkün değildir. Bu hususu her platformda, her yerde, her seviyede insanlarla paylaşmaya hazırım.
Zenginlik, refah yaratmak amacıyla, yani bayındırlık eseri diye yapılan bu plan:
1- Beklenen ürünü(elektriği) alternatiflerine göre en az on misli pahalıya
maletmektedir.
2- Yıllık getirisi, harcamaların faizinin 12-13 te birini ancak karşılamaktadır.
Ülkemizi, devamlı artan bir borçla karşı karşıya bırakmaktadır.
Ülkeye diz çöktürüp ‘edilgen’ hale getirmek için yapıldığı açıktır.
3- Havzada, 300 km boyunda 15- 20 km eninde bir coğrafya parçasından
en az 55 000 kişi çıkarılmakta; Havza insansızlaştırılmaktadır.
Coğrafya parçalanmaktadır.
4- İddia ettiği elektrik enerjisini asla üretemeyecektir. Buna fizik kanunları
müsaade etmez.
5- Çevre, kültür, sosyal ve ekonomik yıkım yaşatmaktadır.
6- Havzanın iklimi değişmektedir.
7- Yatırımın büyük kısmı diş kaynaklı, yapım ve işletim süreçlerinde,
havza insanı hakkettiği,
alması gereken payı alamamaktadır.
8- Havzada yaşamın olmazsa olmaz’ı özel tarım alanları yok edilmektedir.
Planın bayındır kılmak amacı olmadığını, işlenen mühendislik sefaleti aykırmaktadır:
Yukarıda bir kısmı sayılan kötülükleri işlemek için gerekecek mühendislik sefaletinin en az üç misli bir sefalet bu planda işlenmiştir.Bu sefaletin üçte ikisi başka amaçları gerçekleştirmek için işlenmiştir.
Böyle bir plan, akıl ve ahlak sahibi hiçbir kimsenin, bir mühendisin değil, kötü niyetli bir mahalle bakkalının bile elinden çıkamaz. Havzada akış düzenleyici tedbirler öncelikle alınmamıştır. Su bekletme hazneleri, olması gereken yerlerde ve boyutlarda yapımamıştır; Yaşam için en değerli yerler yok edilmek istenmiştir; Bütün iletişim hatları, ulaşım yolları yok edilmektedir. Ana kol üzerine, hiçbir zaman dolmayacak, dolması mümkün olmayacak olan boşluk bırakmadan peşpeşe barajlar dizilmiştir. Bu olgunun mühendislikle ilgisi yoktur. Daha vahimi bu planın altına imza atanlar, milletin önüne çıkıp, yaptıklarını şerefleriyle savunmamaktadırlar; sessizdirler saklanmaktadırlar. Durum utanç verici olmanın çok çok ötesindedir.
Bu planın ülkenin hayrı için yapıldığını düşünmek akıl durmasıdır. Mühendislik aklı ve ahlâkı terkedilmiştir. Bu büyük utanmazlığın açıklaması yapılmamaktadır. Milletten büyük bir ihanetin saklandığını millet er veya geç öğrenecektir. Esasen biraz dikkatli yurtseverler, aklını işletenler için için herşey apaçık ortadadır.
Bu planda işlenen mühendislik sefaletinin boyutları; doğurduğu ve doğuracağı ekonomik ve sosyal sonuçlar; coğrafyada meydana gelen parçalanma planın başka amaçlarla yapıldığını haykırmaktadır. Gerçeği görmek için biraz ilgi ve bırazcık akıl yürütme yeterlidir. Üzerinde biraz düşünülür, meydana gelen ve gelecek olan coğrafi duruma bakıldığında bu planla B.O.P’um ülkemiz üzerindeki işleminin sonuna gelindiği görülecektir.
Bu olguyu kanıtlayan unsurlar fazlasıyla vardır; azıcık merak ve dikkat, her şeyin açıkta olduğunu gösterecektir:
1- Lale barajına verilen aktif hacim maksimum ihtiyacın en az 2,7 mislidir;
2- Asla ihtiyaç olmadığı halde İspir barajı plana konmuştur.
3- Diğer barajlarda bekletecek su olmamasının iyi niyetle izah edilecek
tarafı yoktur. Bir zuhurat eseri olamıyacağı açıktır
4- Barajların hiç birinde yamaç stabilite etüdleri yapılmamıştır, bu kötü
niyetin açık delilidir; çünkü bölge, bir heyelanlar bölgesidir.
5- Yusufeli barajının plan uygulamasına başlandıktan sonra ilçeyi yok edecek
şekilde, hiç ihtiyaç yokken 200 metre yükseltilmiştir.
6- Plan uygulamasına tesinden başlanmıştır; planın niyetinin başlangıçta
meydana çıkmaması için, maliyetlerde olağan üstü artış ve ürüne
kavuşmada gecikmeye rağmen hiç utanmadan işlenmiştir.
7- İklim değişikliklerine, buna bağlı olarak akış rejimlerinin değişmesine
rağmen plan uygulamasında ısrar edilmektadir.
8- Barajlarla meydana getirilen insansız ve tabii ve tarihi geçişlerin yok
edildiği coğrafya parçasının B.O.P. planında öngörülen hatla örtüşmektedir.
9- B.O.Projesinin sahibi ülkenin, Lozan anlaşmasını yetkili meclislerinden
geçirmemiş olmasına rağmen bu planın altına imza atan kurumda istediğini
yaptırabilir olmasıdır.
Bu husular ilk akla gelenlerdir.
Ayrıca, bu plan, B.O.P. nin, ülkemizdeki uygulamasının son bölümüdür. Öncesi, daha vahim ve ağır bir şekilde Fırat üzerinde işlenmiştir. Dicle ve diğer akarsular üzerinde işlenenler işin destekleyicisi, peçeleridir.
Fırat ve Çoruh üzerinde yapılan ve yapılmakta olan barajların meydana getirdiği insansızlaştırılmış, fiziken coğrafya parçalanmıştır. Sularla meydana getirilen tabii parçalanma hattı, her zaman ayırıcıdır, yeni sınırdır. Buradaki hat, B.O.P. ile birebir örtüşmektedir. Dolmayan hiçbir zaman dolmayacak olan, enerji üretiminde görevi olmayan, aksine zararı olan barajların esas görevinin ülkeyi borçlandırarak diz çöktürmek ve tabii ayırıcı coğrafya yaratmak olduğu açıktır. Böyle olduğunu anlamak için mühendis veya başka bir şey olmak gerekmez. Sade vatandaş ve azıcık yurtsevev olmak yeterlidir. Başka işaretlerde vardır:
Son 50 yılda, ülkemizde görülen siyasi faliyetlerin ve terörün bu planla( BOP) eşleşik olduğunu görmemek için insan aklının durdurulmuş olması gerekir. Artvinde ve ilgili bölgede, bölücü örgüt üyelerinin çoğunlukla çıktığı bölgeden gelen yurttaşların konut alımı, bu olgunun, yüzeye çıkan bir başka göstergesidir.
Elimizde, Çoruh Enerji Planını, olması gerekenlerle karşılaştıran, kitap haline getirilmiş, bir dosya vardır. Veriler, belgeler plandan alınmıştır. Her makam ve mevkideki aydını bilgilendirmek, göreve çağırmak ve sorumludan hesap sormak için elimizde bir kitap vardır. Daha mükemmeli çıkıncaya kadar bütün aydınlar, eleştrileriyle beraber, hedeflediği kişi, kurum ve kuruluşlara bu kitabı gönderip hesap sormalı, göreve çağırmalıdır. Onların içinde, gaflete düşen, bilgisiz bırakılmış, korkutulmuş yurtseverler çoğunluktadırlar. Onları ayıltmak, bilgilendirmek cesaretlendirmek gerçek aydınların öz görevidir.
Hiçbir aydının, bugünü kurtardığını zannedip, “yarın Allah kerim” deme hakkı yoktur. Sorun ülke sorunudur, evlatlarımızın ve ülkemizin geleceğidir. Başkasının arkasına saklanma zamanı değildir. Büyük ihanet ortadadır.
HES.lerin geleceği ile ilgili, elbetteki tartışmalar yapılabilir, yapılmalıdır. Ama, önce büyük bel’adan kurtulmak gerekir. Unutmayınız, HES’ ler dediğiniz projeler, büyük planın ‘türedi’leridir ve def edilmeleri elbetteki hayırlıdır.
Atalarımızın sözüdür: “Bel’ânın def’i, hayr’ın ifa’sından evlâ’dır.
D.S.İ. ve onun tedrisinden geçmişlerin her uygulaması, çevreye, insana, ülkemize karanlıklar getirmektedir.
Çoruh Enerji planıyla yürütüldüğümüz karanlık, elektriksizlikten çok daha beterdir.
Görev aydınlara düşmektedir. Gerçeği bütün boyutlarıyla görmek, ülkenin sahibi halka anlatmak, gafil siyasileri uyarmak, DSİ.deki yurtsever mühendisleri uyandırmak, cesaretlendirmek ve ülkeyi götürdükleri karanlıktan haberdar etmek; sivil toplum örgütlerini bilgilendirip göreve çağırmak, “ben aydınım” diyenlerin öz görevidir.
Medyanın ve her ortamda toplumun bilgilendirilmesi de aydının görevidir. Toplum bilgilenirse gücümüz artacaktır. Barolar göreve çağrılmalı, yeni hukuk yolları açılmalıdır. Siyasîleri uyarıp baskı kurulmalıdır.
Bu iş, öncelikle “aydınım” diyenlerin boynunun borcudur. Bu görevi yapmayan aydınlar, melunların şakirtti olurlar. Halkın üzerine yük yüklemeye çalışmak, halkı göreve çağırmak aydının alacakaranlığıdır.
“Ben aydınım” diyen, Ankaralı yerleşikler, paydaşlarının işlediği ihanet ötesi işlerin hesabını sormaktan öncelikle sorumludurlar. Yurttaş’a görev yüklemek hangi aklın ve vicdanın işidir?
Bu görev, öncelikle Ankara’da yaşayan, çalışan, ekmeğini kazanan, yani çöreklenen aydınlara düşmektedir; çünkü, bu tür planların yapımcıları, yardımcıları, onaycıları kısaca sorumluları Ankara’da yerleşiktir; orada çöreklenmektedirler. Mel’anetlerin merkez üsleri oradadır; kısaca, ülke yönetimindeki paydaşları Ankara’dadır.
Hatırlatırım, bu ülke, 90 yıl önce, Ankara’ ya ‘hicret’ edenler tarfından kurtarılmıştır. Kurtarıcıların ardıllı,orada ekmek arayanlar, çöreklenenler, yerleşenlerdir. Büyük değerlerimizi emanet ettiklerimiz oradadırlar. Onların manevi sorumluluğu herkesten fazladır. Görev, önce onlara düşer.
Bütün geri kalmış ülkeler üzerinde olduğu gibi, ülkemizde de, halk ve yarı aydınlar psikolojik harekâta tabii tutularak, sun’i su krizi yaratılmakta esas amaçlar gözlerden ve akılllardan saklanmaktadır. Dünyada su krizi yoktur olması da mümkün değildir. İnsanlarımız korkutulmaktadır; ajite edilmekte, şaşkın hale getirilmektedir. Sonra da ellerinden değerler yağmalanmaktadır. Bütün bunlar, değerlerimizi emanet ettiğimiz öz evlatlarımızın gafleti ve gayretiyle yapılmaktadır. Kendini aydın olarak niteleyenler de korkudan sinmektedirler; sindirilmişlerdir.
Ülkemiz, kişisel hesaplarını, ülkenin hakkı ve menfaatının arkasına koyacak, yurtseverlerden görevlerini yapmasını beklemektedir.
Yurttaş Mazlum Çoruh
Yazar :Mazlum Çoruh Yayım Tarihi :6 Eylül 2010 PtsiOkunma :1130
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Eylül
6
PtsiSelahattin KEŞOĞLU Mazlum Çoruh diyorki: Özet Olarak için dedi;
Çok güzel bir yazı ve tüm Artvinlilerimizin okuyup bilgilendirilmesi lazım. Anladığım ve bölgede yaşayan bir kişi olarak bölgemiz insansızlaştırılmak isteniyor. Adım adım da bu işlem devam ediyor. Sonucunda da istenilen ulaşılmak istenilen planlarına ulaşacaklar, yani Artvinde bulunan yeraltı madenlerine, ilk önce suyumuzu alıyorlar ki madeni çıkarmada temel madde sudur. Sonra insanlarımız istimlaklardan sonra bölgeyi terk ediyor.
Bunlara karşı durmamız lazım, daha çok birlikteliklerle bölgeyi kaybetmeden kazanmanın yollarını bulmamız lazım.



Sayfa Başı