Artvin Köşe Yazıları

Pes etmedim, Etmiyorum, Edemem.
Yazar : Mazlum Çoruh


  • Ana Menü
    • Artvin Haberleri
    • Artvin Genel Bilgiler
    • Artvin Onuncu Köy / Forum
    • Artvin Siteleri
    • BlogEngine Blogum
    • Artvin Sohbet Odası
    • Üye Ol
    • Resim Gönder
  • İlçeler
    • Artvin
    • Ardanuç
    • Arhavi
    • Borçka
    • Hopa
    • Murgul
    • Şavşat
    • Yusufeli
  • Köyler
    • Artvin Köyleri
    • Ardanuç Köyleri
    • Arhavi Köyleri
    • Borçka Köyleri
    • Hopa Köyleri
    • Murgul Köyleri
    • Şavşat Köyleri
    • Yusufeli Köyleri
  • Resimler
    • İl-İlçe Merkezi Resimleri
      • Artvin Merkez Resimleri
      • Ardanuç Merkez Resimleri
      • Arhavi Merkez Resimleri
      • Borçka Merkez Resimleri
      • Hopa Merkez Resimleri
      • Murgul Merkez Resimleri
      • Şavşat Merkez Resimleri
      • Yusufeli Merkez Resimleri
    • Manzara Resimleri
    • Yayla Resimleri
    • Göl Resimleri
    • Baraj Resimleri
    • Kış Manzara Resimleri
    • Tarihi Yerler Resimleri
    • Boğa Güreşleri Resimleri
    • Festival ve Şenlik Resimleri
    • Rafting Kano Resimleri
    • Çiçek Böcek Hayvan Resimleri
    • Ahşap Yapı Resimleri
    • Eski Alet-Edevat
    • Siyah Beyaz Kareler
    • El Sanatları
    • Yiyecek İçecek Resimleri
    • Diğer Artvin Resimleri
  • Müzikler
    • Tulum Müzikleri
    • Davul-Zurna Müzikleri
    • Artvin Türküleri
    • Akordeon Müzikleri
    • Org Müzikleri
    • Tulum Dinle
    • Artvin Türküleri Dinle
  • Videolar
  • Yazılar
  • Şiirler
  • Barajlar
    • Artvin Deriner Barajı
    • Borçka Barajı
    • Yusufeli Barajı
    • Muratlı Barajı
    • Bayram Barajı
    • Bağlık Barajı
  • Servisler
    • İletişim
    • Sitemizi Eşe Dosta Duyurun
    • Ziyaretçi Defteri
    • Sıkça Sorulan Sorular
    • Yardım
    • Biz Kimiz?

  Artvin Köşe Yazıları

 Geldiniz !!!  Anasayfa » Artvin Yazılar »Barajlar ve Hesler



»Pes etmedim, Etmiyorum, Edemem.


Yorum yazabilmek için lütfen giriş yapınız.
(3) Yorum Yazılmış

Yazı Ekle

Paylaş  

14-
Pes etmedim, etmiyorum, edemem! (1)

Sayın admin, bu yazımdan öncekine yazılan bir yorumun kaldırılması isteniyor. Yazılarımın ilgi görmemesinden dolayı kendimde kusur ararken, ilgilenmiş bir kişinin yorumuna engel konmasına üzüldüm. Bu başlık altında yazılarıma dahi yorum yazılmasını dilerim.

Yazılarım, diğer yazarların yazılarının görüntüden düşmesine sebep oluyorsa, eskiyen yazımı veya yazılarımı görüntüden kaldırmanız doğru olur.

Bu başlık, geçmişte bu siteye konan ve bendenizi hedef alan ve etkileyen “Pes Doğrusu” başlıklı yazıdan mülhemdir. Amacım, sadece savunma hakkımı kullanmak değildir; Kendi doğrularımı sizlerle paylaşıp göreve çağırmaktır. Yazıyı, birkaç gün arayla, bölümler halinde koyacağım. Tümünü okumayı düşünmeyenler, hiç başlamasınlar; zamanlarına yazık olur.
......

Sitelerde her konuda yazı yazabilenlerden değilim. Yazı yazmayı 61’inden sonra öğreniyorum. Beş yılı aşkın bir süredir yazıyorum. Amacım, kendi çabalarımla vardığım sonuçları, başta Artvin ve Yusufelililer olmak üzere, aydınlarımızla, ülkesi için düşünmeyi görev sayan arkadaşlarımızla paylaşmaktır.

Mesleğim, plan ve projelerin teknik ve ekonomik yönlerini incelemeye yarar. Uzun süre serbest çalıştım; mühendisim. Beni mücadeleye zorlayan, mühendislik temelinde, bayındırlık eserleri diye sunulan plan ve projelerdir.
Tekraren paylaşmak isterim; konuya bir rastlantı sonucu girdim. Amacım, baraj suları altında kalan ilçe merkezimiz Yusufeli’ne yeni yerleşim yeri bulunmasına katkıda bulunmaktı Böylelikle Istanbul’umuzu yurdundan edilmişlerden, göçürtülmüşlerden korumuş olacaktık.

Başlangıçta, 3-4 sayfalık bir yazıyla hemen herkesin gerçeği öğreneceğini ve bu büyük yanlıştan derhal dönüleceğine zannettim, inandım. Bürokrasiyi, ülke insanlarını benden daha iyi tanıyan mesai arkadaşımdan “o kadar iyimser olma, bu insanlar senin zannettiğin gibi değildir.” uyarısı aldım; inanamadım. “Ben, hiçte sorumlu olmadığım halde, böyle bir projeden dolayı dehşete düşüyorum; göreve gelmek için çırpınan ve ülkeye eksiksiz hizmet edeceğine dair namusu şerefi üzerine yemin edenler nasıl duyarsız kalırlar?” sorusu kafama yerleşti. Uzun zaman olumlu cevap bekledim. Maalesef arkadaşım haklıydı ve uzun yorucu bir uğraş beni bekliyordu. 2005’in Nisanından beri hiç aralık vermeden konuyla ilgileniyorum.

Konunun içine düştüğümde, benden yıllar önce, Yusufeli Barajının yapılmaması için mücadeleye başlamış arkadaşlarla tanıştım. Bu arkadaşlara her zaman saygı duydum. Başlangıçta muradım, onlara mücadelelerinde mesleğimle ve de bulunduğum yerden katkıda bulunmaktı.

Bu güne kadar, çok sayıda usullerle ve yerlerde kendimce mücadeleye katkıda bulundum. Her safhada konunun bir başka yönünü öğrendim; dehşetim büyüdü. Gördüklerimi ve hesapladıklarımı, her zaman mücadele edenlerle paylaşmaya çalıştım. Bu arada, öldürülebileğim şeklinde uyarılar da aldım. Amirimin, “Bu işle neden uğraşıyorsun?” sorusuna sevk-i tabii olarak “Cennete gideceğim!” cevabını verecek kadar uğraşımın kutlu olduğuna inandım.

Bu işle uğraşması gereken arkadaşım, büyük barajların Y.Mühendisi meslektaşım, beraber başladığımız yolun başında, “Ben raporu hazırladım; görevim bitti.” deyip kenara çekildi. Beklemiyordum, şaşırdım. O raporun altında benim de imzam vardı. Kendisi DSİ de 25 yıl çalışmıştı ve kurumun saygın bir Y.Mühendisiydi. Mücadeleyi yapmak asıl onun göreviydi; çünkü, evlatlarının karnını o kurumda çalışarak doyurmuştu; saygınlığını da oradaki faaliyetlerine borçluydu.
Tek başıma da kalsam; işimden atılsam da karşılaştığım vehameti bu ülkenin üzerinde yaşayan ve kendinde ülkenin geleceği hakkında söz söyleme hakkı olduğuna inanan herkese anlatmaya koyuldum. Elimden ne geliyorsa, nasıl yapabiliyorsam öyle uğraştım. (Çabalarımın dizini, yazdığım kitabın sonunda özetlenmeye çalışılmıştır.) Hiçbir çalışmayı veya yazıyı örnek almadım; içimden geldiği gibi, aklımın erdiğincei yürüttüm mücadelemi; yürürütüyorum da.

Sahadaki çalışmalarıma ‘dur’ denince, milletin içinde, gözü önünde bulunmam istenmeyince, konuyu bu ülkenin yaşayan en ünlüsüyle, ‘barajlar kıralı’ meslektaşımla görüştüm. Ondan da beklediklerim( Konunun kamuoyu önünde tartışılmasını sağlamasını istedim) olmayınca, ümidimin sönmesi üzerine, vicdanımın sesini dinledim. Ettiğim yeminin gereğini yerine getirip; gördüklerimi, hesapladıklarımı, ülkemin başına gelenleri, gelecekleri, başta meslektaşlarım olmak üzere, ilgilenen herkese, anlayacakları şekilde anlatmaya çalıştım. Olayın benim görebildiğim yönlerini, başta meslektaşlarım olmak üzere, DSİ de evlatlarının karnını doyuranların, üniversitelerimizde evlatlarımıza mühendislik öğretip diploma verenlerin gözlerine sokacak şekilde, başarabildiğim ölçüde hesapladım, grafikledim. Çoruh Enerji Planının sonunun nereye varacağını aklımın erdiği dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım.
Bütün bunları, herkesin elinin altında, her masanın üstüne konulacak ve sorumlu her kafaya atılacak şekilde bir kitapta topladım. Çeşitli toplantılarla anlatmaya çalıştığım gerçeği, aydınların ve mücahitlerin eline, yazılı çizili ve belgeli bir rapor vererek onlara yeni bir mücadele yolu açmayı murad ettim. Böylelikle, mücadelelerinin kutsallığını daha açık göreceklerdi; çabaları daha da yoğunlaşacaktı.
Ülkeme karşı işlenen ihanet ötesi durumu, yaratan ve yaşatanlara da ayna tutmak da gerekiyordu. Konu mühendislik işi idi; benim bu mücadeleye en kuvetli ve keskin bir katkım da böyle olabilirdi.

Kitap yazmak mecburiyetinde kalmıştım, mutlaka yazmalıydım; çünkü, vehamet, işlenen mühendislik alçaklığı, ülke aydınlarının önüne yine bir mühendis tarafından serilmeliydi. Evlatlarım ve torunum, hep gözlerimin önündeydiler; elbetteki, hiçbir şeyden haberi olmayan milyonlarca evlat ve torun da gözlerimin önünden geçti, geçiyorlar.

Bir ideali, bir fikri aydınlarla paylaşmak için yazanlar, kitap yazmanın ve bastırmanın hele hele dağıtmanın, hedeflenen kitleye, insanlara ulaştırmanın çilesini bilirler. Benim için daha zor oldu, oluyor. Hayatım boyunca yazmaktan kaçmıştım; çoğu zaman, bir dilekçeyi yazmak için bile baş ağrısı çekmiştim. Ayrıca, bulunduğum yer her istediğimi rahatlıkla yapmama mani idi.

Çilelerini bir kenara bırakıyorum; 2009 yılının 5 ağustosunda kitap baskıdan çıktı. 3000 adet bastırmıştım. 2000 adedini, dağıtımı vatan millet aşkı için yapacaklarına beni inandıran Şavşat’lı iki kişiye emanet ettim. Dağıtımını yurtseverlik adına üstlenen Şavşat’lı kişilerin ifadesine göre, BMM’ne 430 adet; DSİ nin Gn.Müdürlüğü ve 26 bölgesine, her bölgeye en az 8 adet olmak üzere, 270 adet yollandı.
Geri kalanl 1000 adetten 400’ünü kitabın basımına 4000 Tl. yardım eden, kendisinden her zaman mücadelemize büyük destekler gördüğüm, Sayın Necmettin Aydın’a gönderdim. Diğerlerini de kendim dağıtmaya çalıştım. Başta Yusufeli de Ali Yıldırım’a ve Yeşil Artvin derneğine 56 şar adet gönderttim. Bunun haricinde isteyen, istemeyen arkadaşlara da gönderdim; gönderilmesini istedim. Kendim, 200’ den fazla insana çeşitli sayılarda verdim, ön yazılarla gönderdim.
Beklentim, davaya inanmış aydınların, kitaptan alıp içinde ne olduğunu anlayacakları; anlayamadıkları içinse, telefonla veya sitelere yazacakları yazılarla açıklama isteyecekleri idi. Böylelikle, gerçeği öğrenen aydın, hesap sormak için ilgililere, sorumlulara; bilgilendirmek istediklerine ve medyada tanıdıklarına göndereceklerdi. Bu beklenti içindeydim. Gerçeğin aydınlar eliyle topluma anlatılacağını; aydınlanmış toplum ise yargının en büyük dayanağı olacaktı.

Davaya inanmış yurtsevere, avukatlara, sivil toplum örgütlerine, havzadaki gerçek ve tüzel kişiliklere, Çoruh Enerji Planının durdurulması ve iptali için açacakları dava dosyasının özünü vermiş oluyordum. Onlara kitabın içindeki belgelerle yol gösterdiğime inandım, inanıyorum. Artık, mücahitlerin elinde hesaplı kitaplı, herkesin önüne koyabileceği bir dosya vardı, var.

Kitap, hedeflenen yerlere ve kişilere ulaşınca, okuyan herkesin başını önüne eğip düşünmeye başlayacağına, bu ülkenin onurlu aydınlarının kendilerine birer görev vereceklerine inandım; inanıyorum.
Peki, ne oldu?

(Devamı var.)

« Önceki Sonraki »

Yorum yazabilmek için lütfen giriş yapınız.(3) Yorum Yazılmış Arkadaşıma Yolla
Beğendim
  • Currently 3.5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
3 kişi oyladı Ortalama 5 üzerinden 5 yıldız aldı.


Yazar :Mazlum Çoruh Yayım Tarihi :15 Eylül 2010 ÇrşOkunma :521

« Haddini Bil...

Ah Emperyalizm Sen Var ya Sennnn ! »





Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları

Mustafa Bilir; Samsun 19 Mayıs Lisesi Anıları-2 için yazdı,
Orhan Aksu; Sermaye Tapınakları Kentleri Bilim için yazdı,
Mustafa Kemal Emül; BLATTA ORİENTALİST´İN SİVAS GÜNCESİ için yazdı,
Namık Tipioğlu; BLATTA ORİENTALİST´İN SİVAS GÜNCESİ için yazdı,
Mustafa YAVUZDEMİR; Gençliğe Hitabe de Kaldırılmalı…! için yazdı,

Son Eklenen Köşe Yazıları

  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-3
  • Ulusal Bayramların İçi Boşaltılıyor mu?
  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-2
  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-1
  • Atatürk Dinsiz miydi?

Eylül
18
Ctsi

Mazlum Çoruh Pes etmedim, Etmiyorum, Edemem. için dedi;

(Pes etmedim... yazısının devamı ve sonu.)

Kitap, her yurtseverin eline, aymazın, bilgisizin, korkağın, akılsızın önüne konulması ve de hainlik derecesinde sapma gösterenlerin de kafasına atması için verilmek istene bir nesnedir. Bu işleri sadece benim yapmam bekleniyor. Ben elbetteki yapıyorum. Yetmiyor, yetmez. İnş. Müh. Odası, 13 aydan beri vehametin farkına varamadı, veya varmak istemedi. Oda toplantısında meslektaşlarımın yüzlerine söyledim, yazılar yazdım, fazla etkilenmediler. Dağın arkasındaki felaketi sezmek, anlamak bir sevgi, algı ve çaba meselesidir. O engeli aştığımızı varsayarsak, bu sefer karşımıza, “’ağustos ayında çamura yatmış manda’ davranışı ” çıkıyor… Gerçeği bu şekilde ifade edince de edebiyatçılar, gözlerini büyütüp işaret parmaklarını sallıyor.

Konu, peşi bırakılamıyacak kadar büyüktür. Geriye dönüş imkânı da yoktur; büyük bir ihanetin halka, ülkenin gerçek sahibine anlatılması en önemli meselemiz olmalıdır.

Daha önceki yazılarımı okuyanlar bir ölçüde bilgi sahibi olmuşlardır. Bütünlüğü sağlamak için bir daha özetlemeye çalışayım: Çoruh Enerji Planı, asla bir elektrik üretme planı değildir; olması da mümkün değildir. Bu plan, bilgisiz, korkutulmuş, kandırılmış ve maalesef ki maalesef, mankurtlaştırılmış ve hatta vicdanı ….. alınmış öz evlatlarımızın eliyle, marifetiyle hayata geçirilmiş, işleme konulmuştur. Bu planın daha öncesi, Fırat üzerinde işlenmiştir. Özetle; Çoruh Enerji Planı, ülkemizin başına geçirilmiş olan BOP çuvalının ağzının büzülme işlemidir. İhanet kelimesiyle izah edilemez olması bu sebepledir.

Hâlâ aksini düşünenler var ise, ihanet ötesi rakamlara üretilen enerji maliyetini, içlerine konacak bir metreküp suyu olmayan, hiç boşluk bırakmadan, Çoruh’un ve de Fıratın üzerine dizilmiş ‘boş barajların’ sırrını ve ülkemize yararlarını açıklamaya davet ediyorum. Mühendisleri, benim meslektaşlarımı, içi boş barajların hayırlı sırrını izaha, mesleklerinin haysiyetini korumaya hatta, kurtarmaya çağırıyorum. Bu planın ihanet olmadığını, ülkeye yararının olduğunu veya olacağını, aynı derinlikte kanıtlarla isbat edenlerin, ömrümün sonuna kadar namuslu ve mutlu bir kölesi olacağımı da açıklıyorum.
İçi boş barajla, hiç müşterisi olmayan, olmayacak olan bilmem kaç yıldızlı otel arasında yatırım açısından hiçbir fark yoktur. Bir kişinin bile konaklamadığı, konaklamayacağı 7 yıldızlı oteli, senin adına inşa eden, otelcilik uzmanına hangi sıfatı yakıştırırsınız? Hele hele, bu kişi, sizin malınızı mülkünüzü, yemin billah ederek, yedine, emanetine almışsa!

Bunun hesabının sorulması gereki. Aksi halde, bu ülkede ‘ ben aydınım’ deyip fikir üretmek, topluma yön göstermekle büyük ihanetin sessiz yardımcısı, hatta ‘yardakçısı’(öğrendim; artık kullanabilirim.) olmak durumundan öteye geçmeyiz.

Bendeniz, 60 yaşında ihaneti farkedip, 6 yıldır konunun olumlu yönlerini aramakla meslek ömrünü tamamlamaya çalışan, yemin etmiş, sade bir mühendisim. Bu yazımı okuyanlara, şimdiye kadar söylediklerimi, söyleyeceklerimi, özet olarak bir kere daha tekrar etmek istiyorum:

Mühendislik mesleği de diğerleri gibi, onurlu insanlara haysiyeti emanet edilmiş şerefli bir meslektir. Hiçbir gerekçeyle, insanlığın, ülkenin, çevrenin ve yurttaşların aleyhine icra edilemez. Bizlere böyle öğretildi, yemin ettirilip diploma verildi. Böyle bir icraya, bilgisizlik, korkaklık, aymazlık ve akılsızlık gibi ve sair sebeplerle taraf olanların veya bilerek katılanların elbette ki şeref ve haysiyeti sorgulanır. Bu, her yuttaşın hakkıdır. Meslek haysiyetini ayaklar altına alana şeref nasıl emanet edilir?

Çoruh Enerji Planı gibi planların altına imza atanların, o kurumun rahlesinin önünde ders alanların, nerede ve hangi şekilde olursa olsun, imzası ve aklı tahdında üreyen hiçbir plana veya projeye inanmam mümkün değildir. Dolayısıyla, o kafalardan çıkan hiçbir HES projesinin ülkenin yararına olacağına inanmıyorum. Bu sebeple, HES’ lere karşı mücadele edenlere saygı duyuyorum. Ancaaak; o arkadaşların, ihanetin büyüğüne sırt çevirmelerini, ihaneti kendilerinden farklı perdeden haykıranlara karşı çıkmalarını, sıfat yapıştırıp davanın dışına itmelerini asla doğru bulmuyor, protesto ediyorum. Ve diyorum ki: Konuyu bütün boyutlarıyla öğrenmeden, bu yolda devam ederseniz, mücadeleniz eksik ve yanlışlarla dolar. Ayrıca, kakkınızda oluşmaya başlayan “Birileri tarafından yönlendirilerden ve savrulanlardan olduğunuza dair kuşkum, kanıya dönüşür. Bundan da büyük acı çekeceğimi biliyor, korkuyorum.

Ahlaklı bir mühendisin aklıyla, ülkeye ve insanlığa yararlı HES projelerinin yapılabileceğini biliyor ve Yamaç Santralı anlayışıyla projelendirmelerin böyle olduğunu söylüyorum.

Hiçbir mühendis, doğru yapılmış projelerin karşısına çıkamaz; çünkü, bu meslek, tabiata müdahale mesleğidir. Şartlarını yerine getiren, Yarar/ toplam zarar oranını her zaman birin(1) üstünde tutan projeler, mühendislik mesleğinin görevidir. Bunu ‘bir(1)’in üstüne çıkardıkları oranda ‘mesleki onur’dan nasiplerini alırlar.

Tabiata her müdahaleye karşı çıkanlar, traş olmamalı, epilasyon yapmamalı; ağaçlandırma yapmamalı, fidan aşılamamalı; sulama arkı yapmamalı…, yol da yapmamalıdır; çünkü, bu işlerin hepsi tabiata müdahaledir.

“Yerine konulamayan hiç bir varlığın değeri ölçülemez; toprak, su ve hava gibi varlıklar alınıp satılamaz, ticaret metaı olmaz; onlar, Tanrının, insanlığa, bütün canlılar adına emanetidir.” diyorum.

Dünyada su krizi yoktur, olması mümkün değildir; konuşulan, yaratılmak istenen, kriz denen şey, su üzerindeki oyunlara zemin arayışıdır.

Bütün bu değerlerim sebebiyle, davamla ilgilenen herkesle ilişkimi devam ettitmeyi yurtseverliğimin gereği sayıyorum. Kimseye bu sebeple küs olamam, dargın duramam. Ülkemi seviyorum, duygularımın arkasından gidemem. Kendi duygularının yolunda gidenler, çoğu zaman yanlış yaparlar. Beni yaralıyanların niyetleri halishane ve konu vatansa benim süregiden bir dargınlığım söz konusu değildir. Mücadeleler insanlarla oluyor.

Son olarak söyleyeceğim şudur: kim ne derse desin; hakkımda ne konuşursa konuşsun; davamdan vaz geçemem; çünkü, ülkemin ve evlatlarımın geleceğinden sorumluyum. Meslek haysiyetimi korumak üzere yemin etmiş biriyim. Aydın olmaya çalışan bir yarı aydınım. Konu vatansa, kişisel duygularımın kıymeti harbiyesi yoktur.
Elim kalem tuttukça, dilim döndükçe, karşımda muhatap buldukça büyük ihaneti anlatmaya çalışacağım. Ceht’i benden fazla olan iki kişi buluncaya veya ortaya koyduklarımın aksi ispat edilinceye kadar davamın sahibiyim.
Bu sebeple diyorum ki:
Pes etmedim, etmiyorum, edemem!

Lisanım rahatsız ediyorsa ümidim artar.
İlgilenenlere selamlarımı, sorumluluk duyanlara saygılarımı sunarım.
Yurttaş MAZLUM ÇORUH

Eylül
17
Cma

Mazlum Çoruh Pes etmedim, Etmiyorum, Edemem. için dedi;

(Pes etmedim, etmiyorum... yazısının devamı)

Derken…
Almanya’da yerleşik, hukukçu olduğunu bildiğim dava arkadaşımız, “Artvin biz” sitemizde “Pes doğrusu” başlıklı bir yazıyla sabrının taşıp çağladığını gösterdi; sıraladı kusurlarımı, ayıplarımı... kalem ustası mücahide arkadaş.

Dünya Su Mahkemesinde avukat arkadaşlarla dalaştığımı, İktidar Yardakçısı olduğumu; saha çalışmalarına katılmama ayıbını işlediğimi, esas zor olanın sahada çalışmak olduğunu; masabaşı mücadelenin mücadeleden sayılmayacağını, kitapta müstear ad kullandığımı, Arkadaşlara ‘hain’ dediğimi.. gibi aslında, benimle pek ilgisi olmayan hallerimi, bendenizi sizlere teşhir(!) ederek sıralayıverdi; bir solukta okunabilen, uzun ve akıcı bir yazıyla…

Bir meslektaşım ise (kendisiyle bir toplantıda tanışmış ve benim konuşmamı istemişti; ayrıca, kitapta yamaç santrallarına örnek olarak gösterdiğim santralların HES’ lerle mücadele edenlerce yanlış algılanacağı ve anlaşılabileceği şeklinde de haklı ve kıymetli bir uyarıda bulunmuştu.) Almanyalı arkadaşın cephesinde yer alarak kitabın esas anlatmak istediği ve mesleğimizi çok yakından ilgilendiren, meslek haysiyetimizi ayaklar altına alan hususu bir kenara bırakarak, benim HES’ leri savunduğum şeklinde değerlendirmelerde bulundu ve ısrar etti. Kitabı okumadığı açıktı.

Artvin biz sitemizdeki birkaç arkadaşta bu değerlendirmelere destekte bulunup bendenizi tanıtmaya çalışanlara “eline, diline, kalemine, aklına sağlık” mesajlarıyla destek verdiler.

Artvin biz ve Yusufelim com sitelerinin gayretiyle oluşturulan Bursa toplantısına katıldım. Burada sitede yazı yazan arkadaşlar ve diğerleriyle tanıştım. Bu toplantıda farklı düşünen biri olarak konuşmak istedim, bazı arkadaşlar çaba gösterdi olmadı. Zararı yoktu, faydası olacağına inanıyordum. Bir meslektaşımla konuyu tartışırken sitedaş bir arkadaş, benim bu uslubumla davaya zarar verceğimi ifade ettiler.

Değerli arkadaşlar;
Bendeniz, yazar değil mühendisim ve de bir manuelim; entelektüel değilim. Sizlerle kalem yarışına giremem, ben derdimi anlatırken siz müeddeplerin hoşuna gidecek, kelime ve ıstılahları bulamıyorum. Beni anlayışla karşılamanızı, zarfımla değil mazrufumla ilgilenmenizi istiyorum.

“Küçük kasaba burjuası” tanımlamasına tebesüm etti. Uslûbumun “sokak kabadayısına” yakıştığı yorumuna da “olabilir” dedim; demek ki benimde bir uslûbum oluşmuş. Benim bildiğim burjua, etrafı kale duvarlarıyla çevrili sitelerde yaşayan, halktan kopuk, kendi dünyasında sorunsuz yaşamayı yeğleyen insanlara denir. Durumum, geçmiş yaşantım buna hiç uymaz. Evimizin kapısı her zaman açıktı; o evden burjua çıkmaz. Kumaşımız da müsait değildir, ailecek. Kabadayı olacak ‘yürek’ de bizde yoktur. Beni öyle gösteren, hesapladığımın ve inandığımın peşini bırakmamam, sorumluların ve de ‘aydınım’ diyenlerin duyarsızlığından kaynaklanan rahatsızlığımdır.

İzninizle, uslûbumdan dava adına endişelerini ifade eden arkadaşıma bir iki cümleyle cevap vermek istiyorum. Aslında yapı itibariyle hırçın, şahısları hedef alarak suçlamadan medet uman biri olmadığımı söyleyeyim. Kendimi öyle biliyorum. Bu dava için ilk yazıyı yazdığımda herkesin, ama herkesin, ben bu ülkenin yurttaşıyım diyen herkesin, Yusufeli projesini öğrenince yapanlardan hesap soracağını, hükümeti uyaracağını, meslek haysiyetlerini kurtarmaları için İnş. Müh. Odasını uyaracağını, hatta taşa tutacaklarını, veyahutta, beni ‘müfteri’ ilan edip, mühendislik diplomamın elimden alınmasını isteyeceklerini beklemiştim. Hiçbir şey olmadı. Başta üniversitelerimizin konuyla ilgili bilim adamları, konuştuğum aydınları(!), sütre gerisine yatıp “beni karıştırma” dediler. Yani, kimsenin meslek haysiyeti, yurttaşlık sorumluluğu gibi bir derdi yoktu. Aydın geçinenlerin duyarsızlığı karşısında bir yargıya varmıştım: Ağustos sıcağında çamura yatmış manda “hoo…” demeyle yola gitmiyordu, üvendere, hemde ucu çivili üvendere, yani malux lazımdı.. Bu sözümden kimse peşinen üstüne alınmasın; hedefim, öncelikle konunun azmanı uzmanı geçinenler ve de benim meslektaşlarımdır.
Bu arkadaşıma söyleyeceğim şudur: “Kitapta ortaya konanın aksini aynı derinlikte ortaya koy, bana nasıl hitap edersen et! Konu vatan ise bizlerin kişiliğinin ne önemi var?

Uslûbumun davaya zarar vereceğini söyleyen arkadaştan şunu isterim: Siz de meseleyi, gerçeği öğrenin ve uygun gördüğünüz uslûpla, tarzla mücadele edin. Çünkü, bu dava sadece benim değildir ve herkese de yetecek büyüklüktedir.

Sırası gelmişken, beni uslubumdan dolayı uyaran sitedaş arkadaşımın Artvin biz sitesinde kitap hakkında yazdığı kısa yazıdan bahsedeyim: Bu arkadaşım, kitabı dikkatle ve altını çizerek okuduğunu, katılmadığı yerler olduğunu, ifade etmişti. Bu arkadaşımızdan eleştirilerini özetlediği, hiç olmazsa iki sayfalık, bir yazısını çok bekledim. Ne gönderdi, ne de sitede yazı yazdı; üzüldüm.

Kitabın okuyucuların, aydınların önüne çıktığı, bir yıl oluyor. Şimdiye kadar, öncelikle sorumlu tuttuğumuz DSİ den ve Meclisten beni protesto eden, inandığı için beni mahkemeye veren, tartışmaya çağıran bir yiğit kişi çıkmadı. Bir tek sayın İlhan Kesici sekreteri marifetiyle teşekkür etti; o kadar.

Sitedaş arkadaşlarım, sayın aydınlar…
Benim şahısları hedef alıp, mütecaviz, hain gibi bir söz etmem mümkün değil; öyle bir şey olursa aklım başımda değildir. Şahıslarla uğraşmak aklımın işi de değildir. Amacım, olayı bütün çıplaklığıyla, kendi mesleğim açısından ortaya koymak; değerlendirmek, sıfatlandırmak ve sizlerle paylaşmaktır. Derdim olaydır; insan değil.

Almanya’da yerleşik dava arkadaşımız, beni tanımaz, yüzümü görmüş değil; geçmişimi, siyası görüşümü, hayat anlayışımı bilmez. Bu arkadaşımızın şahsımı hedef alarak siteye yazdıklarını, anlamam, kabul etmem mümkün değildir. Bu arkadaşımızı birilerinin yanılttığını, dolduruşa getirdiğini düşünüyorum. Hukukçu olan bu arkadaşımız, nasıl olur da frenden kurtulmuş bir kamyon gibi bana çarpıverir? Bu arkadaşımıza söyleyeceklerim kısaca şunlardır: Hiçbir zaman muktedir yanında olmadım; daima doğru, haklı ve güzel, zayıf olandan yana tavır aldım. Güçlünün yanında olmak veya öyle görünmek yaradılışıma uymaz, yakışmaz. Güğçlünün yanında olmayı hayatlarının düsturu sayanlar, zalimlerin uşaklığını da yaparlar.

Bu gün iktidarın birincisi ve ikincisi sayılabilir olan kişiler, parti kurulurken beni de aralarında görmek istediklerini ifade ettiler. Sağolsunlar; davetlerinden şeref duydum; mümkün olamıyacağını, dilimin freni olmadığını, kendilerine zarar verebileceğimi, ters geleceğimi söyledim. Teklifleri üzerine de dilime fren taktıramıyacağımı, frensiz bir dille hizmet etmeyi doğru bulduğumu ifade ettim.

Bu gün uğraşımın amacı, bu hükümetin, Çoruh üzerindeki tasarruflardan vazgeçmesini sağlamaktır. Nasıl olur da “iktidar yardakçısı” olarak nitelendirilirim? 5 yıldır, sade bir koltukta oturuyorum; gelecekle ilgili bir beklenti içinde olacak yaşı da çoktan geçtim. Her yıl vehametin derinliğini görüyor, iktidardakilere, aydın olduğuna inandıklarıma anlatmaya çalışıyorum. Bu arada başıma gelenler ayrı bir hikâye.

Su mahkemesinde benden istenen şahit’likti. Ama o mahkemede bazı guruplar, politik görüşlerini uluslararsı bir mehkemede, insanlığın sorununa yüklemek istediler ve Kürtçülük yaptılar. Bunu protesto edeceğimi söyledim; avukatlarımız(!) bana karşı çıkıp “o zaman şahitlik etme” deyiverdiler. Şahitlik etmemek, kendimi tatmin olurdu; ben davaya inandığım için ettim. Protesto etme hakkımı sayın avukatlar önledi. Birileri mahkemede propaganda yaptı; ben ise susturuldum. Bildiğini söylemesi istenen şahit’e, yani bana, ne diyeceğim öğretilmek istenmiştir. Sonra bu “dalaşma” olarak dava arkadaşıma nakledilmiştir. Burada vicdan ve akıl şaşırtılmıştır. Dalaşarak, iş görmek, bizim cürmümüzle olmaz! O davada söylediklerimiz, çok uluslu dergiye haber kaynaklığı ettiğini de sonra öğrendim.

Birine “hain” diyebilmem için o kişinin, korkak, bilgisiz, aymaz olmadığını ve de akıl yetmezliğinden emin olmam gerekir. Bu da yetmez; yaptığı işten kendine maddi veya manevi yarar, çıkar sağlaması da gerekir. Burada benim söylediğim, yapılanın tanımlamasıdır. Ben eylemi nitelemek istedim. Yapanların bilgisiz, korkak, aymaz, akılsız olup olmadıklarını bilmediğim gibi, hain diye nitelendirecek bilgiye de sahip değilim. Çoruh Enerji Planında yapılan, ihanet kelimesiyle de izah edilemez, ihanet ötesi bir durumdur; ayrıca, meydana gelen fiziki durum da tecavüz ötesidir. Dehşetengiz bir durum vardır.
Çoruh’ta işlenenleri değerlendirmek için doğru ve güzel olanın hangisi olduğunu bilmek gerekir.

İki dava arkadaşım, Mazlum Çoruh ismini neden kullandığımı soruyorlar. Ben onlara, neden K…. ve S…… isimlerini kullandıklarını sormayı aklımdan geçirmedim. Yine de şimdilik cevabım: “Davaya bir nebze faydası olur diye.” diyeceğim. Başka nedenleride var; merak edenlere anlatabilirim.

Bu arkadaşımızla zaman zaman MSN de yazıştığımız oldu, çok kere, yaptıklarımın kendilerine yeni ufuklar açtığını söylemişti. Bunun üzerine kitabın bir çıktısını göndermiş ve demiştim ki: “Bu kitap okunur mu, okunursa anlaşılabilir mi?” Bana verdiği cevap, N…ağbi, kitabı bastır, okunur ve anlaşılır.” dı. Ama kitabın vardığı sonucu koymamı doğru bulmamıştı.Yusufeli’nin kurtuluşu için çok gayret sarfeden bu arkadaşımızla yüzyüze görüşebilmek için ilçede tam bir gün kendisini beklemiştim.

Geriye bakmaya zorlayan bu yazıyı mecburiyetten yazdım. Asıl zorlayan sebep, “Arvin biz” sitemizdeki entellektüelllerin tutumudur. Bu değerli arkadaşların bir bölümü, beni taşlayanları alkışlamış, diğerleri ise sessiz kalmışlardır. Bendeniz, Çoruh’ta işleneni, “ihanet”, fiili durumu da “tecavüz” diye niteledim diye hemencecik falakaya yatırıldım, elbirliğiyle terbiye edildim. İthamlara cevap hakkımı kullanmaya kalkınca da, rahatsız oldular, “yaptığımızın ayıp” olduğunu ifade ediverdiler.
Şahsıma, akla gelen her söz rahatlıkla söylenirken susan arkadaşlar, kendimi savunma hakkımı kullanmamdan rahatsız oldular. Siteye renk veren, değer katan bu arkadaşlardan beklenen bu değildi.

Esasen, Çoruh Enerji Planını, Sayın Deniz Baykal’ın Habur yargılamasını vasıflandırdığı “hukukun Irzına geçilmiştir.” cümlesi gibi bir cümleyle izah etmek daha doğruya yakın olurdu. O zaman benim yazarlık(!) dağarcığımda “ ırzına geçmek” gibi bir ıstılah yoktu. Artık var ve gönül rahatlığı niçinde: “Çoruh Eneji Planıyla sadece Çoruh havzasının ırzına geçilmekle kalınmamış; mühendislik haysiyeti de ayaklar altına alınmıştır. Bu mesleğe inanılmaz bir sefalet yaşatılmıştır.” diyebiliyorum. Çoruh’ta işleneni, evlatlarımın önünde anlatırken utanç içinde kalıyorum. Mühendisliğimden iğreniyorum; tıpkı hastasına mikrop şiringa eden ahlak sefili hekim gibi hissediyorm kendimi.

Çoruh’ta işleneni birkaç paragrafla özetlemek, anlatmak mümkün değildir. Gerçeği bütün boyutlarıyla öğrenmeden; doğru ve güzel olanı bilmeden, yapılanı değerlendirmeniz mümkün değildir. Yapılanların doğru olduğuna, emanetçilerimizin(!) sözlerine inanmak kolayımıza gidiyor; onun için gerçeği öğrenmekten uzak duruyoruz.
Merak edenler, ikinci baskıda gerçeğin biraz daha açığa çıktığını göreceklerdir.

(Devamı var.)

Eylül
16
Prş

Mazlum Çoruh Pes etmedim, Etmiyorum, Edemem. için dedi;


Benim için hayal kırıklığı sayılabilir. Daha sarsıcı olan, bu davaya katıldıktan sonra, yüz yüze ve de site vasıtasıyla internet ortamında tanıştığım insanların, daha doğrusu dava arkadaşlarımın davranışlarıdır. Bir şeylerin yanlış veya eksik olduğu kanaatına vardım. Karşılaştıklarımı sizlerle paylaşmam gerekiyor. Elbetteki ilgilenenlerle. Onun için bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.

Davaya baş koymuş, bu arada benimle tanışmış; Ankara, Bursa ve Istanbul toplantılarını beraber tertiplediğimiz, ve önemli katkılarda bulunduğuma inandığım Yusufeli açık alan toplantısından telefonla beni arayıp gelemediğim için üzülmememi söyleyen dava arkadaşlarım, emektaşlarım, yurtseverlerim, anlamadığım bir şekilde kitaba sırtlarını dönüverdiler. Ortalıkta, kitap yazmak gibi, bir kusur(!) işlediğim havası esiyordu.

Sitelerimizden birisine düşen, “ 2009 yılı sonu itibariyle, Güneydoğulu yurttaşlarımız, son beş yıl içinde, 36 adedi Şavşat’ta olmak üzere, Artvin ilimizde toplam 72 konut aldıkları…” şeklindeki habere yazdığım yorumun peşine, dava arkadaşlarım, ekledikleri yazılarla, şahsımı hedefleyen ruhi gerilimlerini boşaltıverdiler. Anlaşılıyodu ki kitap, kendilerinin eline verilen, her kafaya atabilecekleri, her masa üstüne gönül rahatlığı içinde koyabilecekleri, bir dosya değildi. Onların canla başla mücadele ettikleri, HES’ lere karşı bir şey yazmadığım gibi, adeta HES’leri övüyordum(!). Kimse kitabı sonuna kadar okuyup, özellikle 150-180 ninci sayfalarda anlatmaya çalıştığım sonuca ulaşamamışlar, ulaşanlarda inanamamışlardı; hatta, bazıları, böyle bir sonuca varmakla davalarına zarar verdiğim(!) kanısındaydılar.

Bu arkadaşlarımdan biri, (Kendisi, Ankara’mızda, kamuda çalışan bir meslektaşımdı; her gidişimde, şahsıma sıcak ilgi ve yakınlık gösterirdi.) bendenizin yıllarca, “Yamaç Santralı “ laflarıyla dava arkadaşlarımı yanılttığımı, oyaladığımı yazıyordu. Almanyadan yazan arkadaş ise sabrının dolmasını beklerken; şahsımı hedefleyen yazılar yazdı. Davanın en keskin kılıcı arkadaşım da beni şaşırttı: kendisini ‘amigo’ olarak gördüğüm’ü söylemek gibi talihsiz bir beyanda bulundu. İsimlerinin kitapta geçmesinden dolayı rahatsızlığını belirtenlere de destek verdi. 657 sayılı personel kanununu hatırlattıyordu; bendenizin, işçi statüsünde olduğumu, ‘teşekkür ederim’ sözüyle işime son verilebileceğini düşünmeden. Öte taraftan, ismi kitapta geçmeyenler veya yeterli sayıda geçmediğine inananlar da haksızlık yaptığımı söylemekteydiler. Bir kısım arkadaşlar da, kitaba bir iki cümlelik katkılarını, nerdeyse kitabın tümü olarak görüyorlardı, Bu arkadaşlarımdan bazılarının, kitabı başından sonuna kadar okuyacak vakitleri de yoktu; emeklilik dönemlerinde.

Beni en çok etkileyen, davanın kıdemlisi, en özgün olanlarından, ünvanında ‘mühendis’ yazan emekdaşımdı: “Kitabın kapağını gören içinin bir işe yaramdim. Uzun uzun düşünüp, Yusufeli’li arkadaşlarımın da katkılarıyla tasarladığım kapak, sınıfta gümlemişti. Kapak, okuyacağına, ve ihanete karşı yalın kılıç salvet edeceğine güvenim tam olan arkadaşımı, ilk andan itibaren kitaptan uzakta tutmuştu.
Bu davaya dahil olduğumdan beri, Allah, bana hep yardım etti. Esirgemedi sevgisini üzerimden(Bu hususu kendi kuruntum olarakta sayabilirsiniz, öyle olduğuna inancım tamdır.); bu sefer, ben kuluna, uzaklardan başka bir kulunu görevlendirerek lûtüfta bulundu da günlerimin zehir olmasını önledi. Kitap dünyasında kalabilmek için hekimlik diplomasını bir kenara koyan, kitabın basılmasına ciddi manevi destek veren arkadaşım, ruhumun çok daraldığı gün, daha fazla tahrib olmasını telefonda, “….’ciğim, kitap elime geçti, kapağı harika olmuş!” söyleyiverdi. Böylelikle, bir kaç hafta sürecek moral çöküntüm önlendi.
Şahsıma yakın olduğuna inandığım, keskin kılıç arkadaşım, bendenizin ‘Artvin biz” sitesinde yazı yazmamı istedi ve sağladı.

Bu sitedeki arkadaşlar, daha derinlikli entelektüellerdi. Zor bir meydana çıkarılmıştım. Yazı yazmaya zorla başlayan benim gibi bir manuel, yazıyı sanat haline getirmişlerin platformunda, kalem oynatıp meram anlatacaktım. İşimiz zordu; başarmam gerkiyordu; yenile yenile olsa da. Tam da benim hedef topluluğum, ülke meselelerine kafa yoran yurtseverlerin içine girivermiştim. Gördüklerimi, hesapladıklarımı paylaşacak arkadaşlar burada çoktu. Şahsımdan, uslûbumdan, yani zarfımdan, hoşlanmasalar da onlarla konuşmam, paylaşmam gerekiyordu.

Sitedeki arkadaşların hiç birini tanımazdım. Bu arkadaşlardan biri, bir gün, “Çoruh üzerindeki barajların hangileri yanlış veya hangileri doğru?” şeklinde anladığım bir soru yöneltti.

Hatırladığım kadarıyla kendilerini aydınlatmaya çalıştıktan sonra, Çoruh Enerji Planı’nın iddia ettiği gibi, elektrik üretmek amacıyla yapılmadığını, benim bu planı ancak ve ancak ihanet, hatta ihanet ötesi bir plan olarak nitelendirebileceğimi, uygulamaya konduğuna göre de yapılanların bir tecavüz olduğunu, öyle algılanması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Bu sebeple, Çoruh Enerji Planı’nın uygulamasının bir an önce durdurulması ve iptal edilmesi gerektiğini; inşaatı yürüyen Deriner barajının da durdurulup yapılan bölümlerinin yıkılmasını; yapılan barajların da açıklanacak sırayla yıkılmalarının gerektiğini ifade ettim. “Böylelikle dünyaya, geri bırakılmış ülkeler üzerinde ihanet oyunları oynayanların ve de onların iş birlişkçilerinin suratına yeni bir ‘Osmanlı Tokadı’ atılmasının yeni bir örneğinin verilmiş olacağını” yazdım.

Daha önce aynı soru ve durumla birkaç kere karşılaştığım için de, soru sahibi arkadaşın şaşırdığını varsayarak “Siz tecavüzün hangi safhasında teslim olursunuz? Bu biraz ağır oldu; siz, ihanetin hangi safhasında susarsınız?” sorusuyla görüşümü edebileştirmeye(!) çalıştım. Devamında da “Sayın arkadaşım! Biliyorum ki: Siz, ‘ ihanetin hiçbir safhada meşruiyet arzetmeyeceği’ne inananlardansınız.” anlamında bir cümleylede kendsini hedef almadığımı, yanlış anlamalara meydan vermemeye çalıştım.

Bu yazım üzerine, sitedeki arkadaşların önemli bir bölümü, beni, şahsımı değerlendirmeye aldılar. Neler yazdıklarını şimdi pek hatırlamıyorum, aklımda kalan, benim ‘Küçük Kasaba Burjuası’ olduğum; edep dişi yazmayı marifet sayan, kabalıktan medet uman biri olduğum hükmüne varıldığıydı. Yazdığım yazıdan dolayı özür dilemem istendi. Ben de “Kimden ve niçin?” sorusu ile, bendenizin, sadece ‘hâli nasıl algıladığımı’ anlatmaya çalıştığımı, hiçbir şahsı hedef almadığımı yazdım. İsteklerini haliyle yerine getiremedim. Getirirsem yanlış, yapmadığımı üstlenmek olurdu.

Bu badireyi, benden yaşça epeyce küçük ve kendime çok yakın bulduğum arkadaşımdan, “huysuz ihtiyar” payesini, kendisini kendi doğrularıma yönlendirmek amacıyla kullandığım “kışkırtma” kelimesine karşılık ödül olarak alarak atlattığımı beklerken…

   Yazar Hakkında

Mazlum Çoruh

Artvin ili, Yusufeli ilçesi Altıparmak köyünde 1945 yılında doğdum.
İlkokulu köyümde, orta okulu Yusufeli ve Artvinde, Liseyi Işıklar ve Kuleli As. liselerinde okudum. Harbokulundan 21 mayıs olayları nedeniyle 1962 yılında çıkarıldım. İ.T.Ü. Teknik Okulundan 1967 yılında mezun oldum. 7 yıl öncesine kadar hep serbest çalıştım. Şimdi bir kamu kuruluşunda aktif sigortalı olarak çalışıyorum. Yazarlık iddiam yok. Yazma mecburiyeti duyan eski bir gafil mühendisim.
Amacım, tesbit etmiş olduğum vahim bir durumu, hesabıyla kitabıyla, başta meslektaşlarım olmak üzere ´Ben Aydınım.´ diyen herkesle paylaşmak.

mazlumcoruh@gmail.com

Diğer Yazıları

  • Mazlumun Fikri... No: 9
  • No: 8 Mazlumun Fikri Neyse Zikri de Odur
  • No 7 Çoruh Enerji Planı ve Alternatifleri
  • ÇORUH Enerji Planı Kaça malolur; Bayındırlık Planı Olabilir mi?
  • Çoruh Enerji Planı Ülkeyi Bayındır Kılmak İçin mi Yapılmıştır?
  • Mazlum'un Fikri...
  • Çoruh Enerji Planı Nasıl Bir Plandır?
  • Mazlumun Fikri Neyse ...
  • Pes etmedim, Etmiyorum, Edemem.
  • Mazlum Çoruh diyorki: Özet Olarak
  • Mazlum Çoruh Diyor ki: Su Üzerine Oyunlar (2)
  • Mazlum Çoruh diyor ki: Su üzerine oyunlar (1)
  • Mazlum Çoruh diyor ki: Aydınlarımızın Alaca Karanlığı
  • Mazlum Çoruh Diyor ki -Kitabın Kıymeti Harbiyesi
  • Hes'lerle Mücadelede Öncelik Kimlerdedir?
  • Akarsulara Müdahale Edilebilir mi?
  • Heslerle Mücadeleye Nereden Başlanmalı?
  • Çoruh Enerji Planı BOP’un Ülkemiz Üzerindeki Son İşlemidir
  • Çoruh Enerji Planı B.O.P. Son Uygulaması
  • Çoruh Enerji Planı Neden, BOP'un Devamı ve Sonudur
  • Heslerle Mücadelede Temel Strateji Ne Olmalıdır?
  • Nasıl Düşünüyorum, Düşünmeliyiz?

   Yeni Köşe Yazıları

Son yazılar en yeni en üstte
Rasim Yılmaz Rasim Yılmaz

Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-3

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Ulusal Bayramların İçi Boşaltılıyor mu?

Rasim Yılmaz Rasim Yılmaz

Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-2

Rasim Yılmaz Rasim Yılmaz

Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-1

İbrahim Erol İbrahim Erol

Atatürk Dinsiz miydi?

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Anneler Günü İçin Önerim

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Samsun 19 Mayıs Lisesi Anıları-2

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Yılmaz Erdoğan ve Tayyip Erdoğan


   Üye Girişi

 
Kullanici adi ve sifre alani büyük-küçük harflere duyarlidir.
Yeni Üye Kaydı
Kayıp Şifre
Giriş Yardımı Giriş Yardımı

   Galeri Son Resim

Artvin resimleri son eklenen resim dosyası.Artvin Manzara Resimleri kategorisinde.

Tekin Böbrek

tarafından eklenmiş.
» Ardanuç Çakıllar köyü
Ardanuç Çakıllar köyü
Resim kategorileri içerisinde yayla resimlerini beğeneceğinizi umuyoruz.

www.artvin.biz'de şu an dolaşan 20 kişi bulunmaktadır.www.artvin.biz bugün 803 tekil kişi,5871 çoğul kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
2012 yılı toplam 1222069 tekil kişi, 10797732 çoğul kişi tarafından ziyaret edilmiştir.Ip numaranız 38.107.179.207 'dir.
www.artvin.biz'de toplam 13945 üye bulunmaktadir.Son Üyemiz birkangenc
Online Üyeler:
Bayraktarca,


Sayfa olusumu: 0,6875 saniye
© Artvin biz 2005-2012 Coded&Design By Cengiz Gündüz  

BlogEngine | Artvin Siteleri | Resim Gönderin | İletişim | Arkadaşınıza Tavsiye Edin | Kullanım ve Gizlilik Sözleşmesi


Rss rss Haberler | Resimler | Videolar | Sitemap24 Mayıs 2012 Prş Saat: 19:42:29 Css | Sayfa Başı