Artvin Köşe Yazıları
»Pastoral Senfoni
Elimi uzattım...
Ve dokundum.
Ağustos "merhaba" demişti,ama üşüyordum.
-"Şaşırdın mı" diye fısıldadı kulağıma..."Şaşırma,sana pastoral bir senfoni hazırladık; rüzgâr,sis,ağaçlar,otlar,böcekler,kuşlar ve ben...yağmur!
Bir de ölüler!
-"Yalnız,kötü bir haberim var sana" dedi yağmur;
-"Kuşlar yok...Gitti onlar...Küstürdünüz kuşları. Sadece inatçı bir Godavi kaldı geride. Bir de ölüleriniz!"
"Onlar hep burada, merak etmeyin. İnatla köyü bekliyorlar.Bir de sizleri!!!"
"-Küskün değiller size, ölüler küsmez. Yalnızca biraz kırgınlar size.Pek uğramaz oldunuz diye köyünüze...
Gecenin örtüsü inince köyün üstüne, gelir onlar da...Gözlerinizle göremesiniz ama onları..
Yüreklerinizin gözü açık olsun! Unutmayın e mi?"
.....Sis gelmişti,biz farkında olmadan.
Dokundum ona ve hissettim...Nerdeyse avuçlarımın içindeydi. Soğuk muydu yoksa ılık mı, ayrımına varamadan.
Ve o Ağustos günü, geceye döndüğünde, bana hangi hınzır oyunları oynayacağını bilemeden...
Sonra, rüzgâr fısıldadı kulağıma;
"Hazır mısın?" dedi. "Birazdan yağmurun senfonisi başlayacak. Ürpermen ondan..."
-"Korkma sakın" diye devam etti. Yağmurdan önce şimşeklerin ve yıldırımların kısa bir resitali olacak. Belki sana kakofoni gibi gelecek ama sakın yanılma...Kendi kreşendosu içinde bir armonisi vardır iki ustanın da...
.....Hamurlu´daydık. Eskiharman´daki evin balkonunda...Ben, Kemal ve Kadir...
Balkondaki yerimizi almış, biraz sonra başlayacak senfonisini bekliyorduk yağmurun...
Sahne sis içindeydi. En geride -belli belirsiz- ufuk çizgisindeki Vashet´in silueti sahnenin sonunu belirliyordu. Adakale´yi zor seçiyorduk. Ardanuç ise kendini özenle saklıyordu sisin içinde...
Sol tarafımızda Gedük, hemen altında Ğalet, yanıbaşımızda Şaratlar ve Gostavur...
Hemen arkamızda, dut, kiraz ve elma ağaçlarının arasından zor görülen Yukarki Mahalle ve Kutat...
Sahne tamamlanmıştı.
Rüzgar ıslığını çaldı ve sis beyaz perdesini açtı...
Veee...
Virtiöz Yağmur başladı adaggiodan...
Andante...Andantino...Agitato...Agitato...
Müthiş bir akor içinde ve şimşeklerin kreşendosu eşliğinde, bazan rüzgarın Sopranosuyla,PASTORAL SENFONİ devam etti...
Sonra orkestra sahne aldı:
Yıldırımların alkışları arasında Yağmur Usta dansetmeye başladı. Dut, kiraz, elma ve cevizlerin yaprakları üzerinde...
Bazen bir tüy hafifliğiyle ve sevecenliğiyle...
Bazen de bir kamçının hoyratlığı ile!!!
Ne kadar sürdü bilmiyorum. Bilemezdim zaten.
Ben, sadece huşu içinde, yağmurun kokusunu hissettim.
Bir de yağmurla yıkanıp arınan otların ve toprağın kokusunu.
Toğrağimızın kokusunu!!!
Bir de ...Bir de anılarımı!
Sizler de bilirsiniz; her kokunun bir anısı vardır belleklerimizde...
Apansız yakalar sizi anılarınız.
Tıpkı beni yakaladığı gibi;
Yağmur yağardı bedevraların üzerine...Hatırladınız mı o trampet seslerini?
Yağmur yakalamıştır sizleri de mutlaka...
"Mal" otarırken hani...
Çayırlarda top oynarken...
Ya da körköçti, kıli, kutek, gizlankuku oynarken...
Odundan dönerken ya da "ot" a giderken...
Harman döverken oldu mu hiç?
Ya da telaşla, aynadaki tütünlerin üzerini örtmüş müydünüz?
Hatırlıyor musunuz, yağmur damlaları altındaki öküzlerin boyunları seğirirdi hani?
Hatırladınız mı? Hani bir gece de "koh" ta yakalamıştı sizi...
Sizler de sigaranızı tüttürüp, büyülenmiş gibi sabit nazarlarla baktınız mı belli bir noktaya?
Yağmur yağınca olur hep...
Acep neden ki?
Ben size bir sır vereyim;
YAĞMURLAR YAĞIYOR KÖYLERİNİZDE...
HEP YAĞACAK!
AMA SİZSİZ HEP HÜZÜNLÜ YAĞACAK!!!
Yazar :Namık Tipioğlu Yayım Tarihi :16 Mart 2010 SalıOkunma :1523
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Mart
17
ÇrşNamık Tipioğlu Pastoral Senfoni için dedi;
Leğenleri "sizler" koştururdunuz Halacığım.
Biz işin "keyifli" tarafındaydık...
Ama,şimdi yüreğim acıyor!
Mart
17
ÇrşSheyla Bilgin Pastoral Senfoni için dedi;
Namık,sen Hamurlu´da yağmurun yağışını bütün damarlarında şimdi hissediyorsun.Var mıydı o gün böyle heyecan,duygusallık?Ben de şunu anımsadım:Ardanuç ´taki evimizde yağmur yağarken ,hele de gece ise;leğenler ,tepsiler elimizde koşuştururduk köşe bucak.Çünkü üst kattaydık ve televizyon antenine yön değiştirmekten kiremitler parçalanırdı.Dayanmazdı şiddetli yağmurlara ahşap tavan.Ozaman o sesler bana senfoni değil ,bir işkence idi.Ya şimdi...Nasil da arıyorum o günleri.Hepsi GEÇMİŞE ÖZLEM.
Mart
17
ÇrşAbdullah Aksu Pastoral Senfoni için dedi;
eyyyla hislandım eyla hislandımki herkez biliyor artık o senfonileri geçmişteki kalabalıkla birdaha dinliyemiyeceğini hatta inanki ben bile biliyorumda abiciğim sırf hayalimde kalmasın diyedir bütün inatça çabalarım . Ellerine sağlık
Mart
17
ÇrşOrhan Aksu Pastoral Senfoni için dedi;
Ölüler, ölülerimiz... Yaşamı hissetmemizin tek yoludur.Bu çelişkiler dünyasında ölümü bilmeden yaşamı hissedebilmek mümkün mü? Yaşamı gerçekten en ücra hücrelerimize kadar hissedebilmenin yolu ölümü bilmekten geçer...
Şehrin karmaşasında unuttuğumuz ölümdür yaşadığımızı ve yaşamanın tadını unutturan.Çünkü yaşamı var eden ve anlamlı kılandır sonsuz ölüm...Atalarımızın bedenine karışmış bu topraklar, bizim ölümü dolayısıla da yaşamı derinden hissedebileceğimiz özel bir yerlerdir.Bize bu pastoral senfoniyi ancak toprağına atalarımızın kokusu sinmiş yağmurlar dinletebilir.Bu hamurludur.Bu kafkasyadır.Bu Orta Asyadır.Tşk Namık abi.
Mart
17
ÇrşNamık Tipioğlu Pastoral Senfoni için dedi;
Haydar;
Doğrudur.
Müzik dediğimiz de doğadaki seslerin taklididir zaten,doğal yansımalarıdır.
Doğa kendi enstrümanlarını kullanır müziğini icra ederken,bizlerde kendi enstrümanlarımızı.
Kadir çekim yapmıştı o gün...
Keşke buraya koyabilse...
Mart
17
ÇrşKemal Tipioğlu Pastoral Senfoni için dedi;
O senfoniye canlı canlı dinlemiş, doğanın muazzam gösterisini birlikte izlemiştik. Toprağın damlalara, Hamurlu´nun insana hasreti ancak bu kadar güzel anlatılırdı...
Mart
16
SalıHaydar Bibinoğlu Pastoral Senfoni için dedi;
Evet… Yağmur; sac, bedevra, her türlü yaprak, pencere, branda gibi her türlü çalgıyı; son derece ustaca kullandığı için virtüözdür.
Kimi zaman adagio (yavaş), kimi zaman andantino (hızlı, canlı), kimi zaman da andante (yarı yavaş, yarı hızlı) olarak başlar pastoral senfoniye. Pastoral senfoni; kır yaşantısını ve çobanların aşk yaşamını anlatan, orkestra ile icra edilen uzun müzik yapıtıdır.
Anlatım harika Namık dost. Benzetmeler, imgelemeler düş âlemine taşıyor insanı. Ama ben yine de kaval, ney, bağlama, davul-zurna, tulum gibi müzik aletlerini yeğlerim. Hele de ney ve kaval…
Doğru anlamış mıyım?



Sayfa Başı