Artvin Köşe Yazıları
»Kabe'nin İçindeki Göktaşları Yerinde Duruyor mu?
İnternet yazışmalarında sıkça karşıma çıkan bir yanlış üzerinde durmak istiyorum. Kâbe’de bulunan Hacer-ül Esvet için "kara taş" diyorlar, bu yanlıştır. Orada sekiz adet göktaşı vardır. Ulu Gök Işık’tan Ur olmuş sekiz göktaşı.
Bilinir ki, Sasani kralları da, Hz.Muhammet de burayı ziyaret ederdi. Bu ne demektir?
Benim araştırmalarıma göre, burası bir bilim evi çıkıyor. Anadolu´daki Gök Bilim evleri Roma ve Yunan saldırganları tarafından yerle bir edilirken bilim adamları Bağdat´a ve Mekke´ye, oralardaki bilimevlerine sığınırlardı. Batıda ortaçağ yaşanırken İslam dünyasının bilimevleriyle dolu olmasının nesnel koşulları vardı.
Bereketli Hilal topraklarında bütün bilimevleri birbiriyle ilişki içerisindeydi. 331´de İznik´te Doğu Roma’nın efendileri “Resmi dinimiz Hıristiyanlık” diye buyruk çıkartınca, Şamani olmak din dışı ilan edildi, pek çok kadın ve erkek Şamanî bilim adamları ve çok insan öldürüldü. Sadece Başoğuzluların Orta ve Doğu Karadeniz topraklarında 3 bin kadını yakarak öldürdüklerini Hıristiyan Roma tarihçileri kendileri yazdı. Milatla birlikte Ortaçağ başladı, bilim yapmak, müzik, resim, tiyatro yapmak yasaklandı. En son 548 de İzmir Teos ve İstanbul Ayasofya bilimevlerini yaktılar.
Boydan boya Kutsal Hilal toprakları, Oğuzlu Şamanî atalarımızın bilim yaptığı yerlerdi. Ay ve Güneş bu araştırmaların merkezindeydi. Kadının Ay ile, örneğin kadınlar ay takvimine göre aybaşı olur, erkeğin ise Güneş ile benzer tutulması bu kültürdendir. Ayın Hilal hali ve sekiz ışıklı resmedilen güneş, hem Türk hem de İslam sembolleridir.
Bursa Ulu Cami´de, minberin bir yanında Samanyolu (Güneş ve gezegenler), Tebrizli ağaç oyma sanatı ustası “Devaklı Abdülaziz oğlu Mehmet, 1402” tarafından resmedilmiştir. Burada Samanyolu’na ad olan Şaman Yolu kavramını olarak açarsak, karşımıza Şaman Öğretisi, Şaman Bilgeliği çıkar.
www.apameiadergi.com/news_34_ULUCAMi-MiMBERiNDEKi-SIRLAR.html
Bu bir töre olmazsa, kündekâri ustası kendiliğinden bir minbere bilimsel ölçülerde böyle bir Samanyolu resmi koymazdı.
2.Murad’ın türbesinde de aynı semboller var. Sivas Divriği Ulucami’nin depoya kaldırılmış kündekâri minber parçalarında da benzer nakışların olduğu söylenir.
Anadolu’da Hacıbektaş, Hacıbayram gibi türbelerimizin kubbeleri sekizli tamburdur. Kıble burasıdır, bilimin ışığının yakıldığı yer burası olmalıdır, Ulu Işık’a (Ulla Hû, Allah’a) yönünüzü çevirin demekle eştir. Kubbe ile Kâbe sesdeştir.
Eski mezarlarımızda üç hilal vardır, vb. İslamiyet Ay Takvimi kullanan bir dindir.
Sasani kralları(220-670) Anadolu´dan Kabe´ye ziyarete giderlermiş. Bir de Bağdat’a. Bu ziyaretler, bilimevlerine antik Anadolu Oğuz beylerinin verdiği destektir, bilim adamlarıyla bir araya gelmektir, toplanma yeri olarak burayı seçmektir.
Bağdat, aynı merkezden saldırılarla bugün de yerle bir edilmiştir. Bin yıllık intikam duygularının sürdüğünü düşündürmektedir. Türk ordusu da teslim alınırsa, Kabe’yi koruyacak güç kalmayacaktır.
Söylenceye göre, Yahudi kral Hazkiya, Hz.Süleyman’ın tapınağına saldırmıştır. Onun da resminde güneşle eş tutulduğunu görürüz.
Karşısında Melike Belkız Ay (hilal) ile eşleştirilmiştir. Şamanî olduklarına işaret eder.
İslamiyet’in doğduğu dönemde bir Şamanî devlet olan Sasani Uygarlığı, ondan önce Selevkos, ondan önce Akmenid (Başkenti Babil-Bağdat) bilinmezse, bu topraklarda Romalı tefecilerin kimlere zulmettiği, İslamiyet´in nasıl ve hangi ihtiyaçtan doğduğu anlaşılamaz.
Bilinir ki Hıristiyanlık bilime düşman olarak doğmuştur, Yahudi tefecilerin sömürgecilik kalkanıdır. Kadının eve hapsedilmesi ve siyah örtülendirilmesi onlarladır.
Kâbe, zamanın ayakta kalabilmiş önemli bilim merkezi görünüyor. Buradaki sekiz göktaşının korumaya alınmış olması önemlidir. Peygamberimiz, “Her yıl gelin bu göktaşları yerinde midir, tavaf edin, koruyun” demek ister gibidir. İsa’yı Tanrı olarak gösterenlere, “Allah´ın ispatı bu gök taşlarıdır” demek, onlara verilecek en bilimsel cevaptır.
Batılı tarihçilerin antik bilimevlerine nedense tapınak deme huyları vardır. Bugünkü tapınak, “ibadet yeri” çağrışımlı olduğu için insan yadırgıyor. Antik tapınakların hatta antik manastırların bugünkü karşılığı bilimevidir, orada dans, müzik, matematik, tıp birlikteydi. Örneğin İzmirli matematikçi Pisagor aynı zamanda müzik bilimi yapıyordu, seslerin titreşim sayılarını buldu, beşli sistemi çözdü, bununla çalgılar yaptı.
Bugün önemli olan, bilimi ne kadar koruyoruz? Ya da şöyle soralım, bilim birilerinin elinde insana zarar verir hale getirilmişse, biz onu yine de korumalı mıyız? Bilim, insanın hizmetinde değil, belli bir sermaye sınıfının elinde insana karşı kullanılıyorsa, bu nedir?
Bugün, insana düşman bir teknolojiye adeta tapınma, gözünü ondan ayıramama başladı. “Teknolojiye tapanlar tarikatı” demek lazım, elimize bir cep telefonu tutuşturdu, karşı çıkanlara da, "siz yoksa teknolojiye düşman mısınız?" diye de bir dışlama getirdi. “Siz Allah’a karşı mısınız?” der gibiler. Oysa, her cep telefonu ettiğinizde bir ARI ÖLÜYOR. Baz istasyonları arıları öldürüyor. Hani arılar ölürse insan nesli de ölürdü, çünkü nebatat yok olurdu?
Bilim diyor ki “arıları öldürme”, Kuran da bunu diyor. Oysa, teknolojiye tapanlar tarikatı ise, “bu manyetik silahı kullan” diyor. Sigara paketine bile “insanı öldürür” yazdık, ama cep telefonuna “arıları öldürür” yazmadık, yazılmalıdır.
Demek ki bu teknoloji bugün insana ve tabiata düşmandır. Buna bilim denir mi?
Elimizdeki cep telefonları bugünün PUT´larıdır. İnternet kafeler çocuklarımızı öldüren bir PUT Evi halindedir. Artık biz de ATIN PUTLARINIZI, ÖLÜYORSUNUZ, KIRIN PUTLARINIZI demeliyiz. Minarelere baz istasyonu takılmasına izin verenlere de hesap sormalıyız.
Önce beynimizi doğru bilimsel bilgilerle dolduralım, önce İNSAN diyelim. İnsana saygı Allah´a saygıdır. Teknoloji bizi esir aldı, bunun anlaşılması gerekir.
Kabe´ye giderken doğru bilgiyle gitmek lazımdır. O zaman Hz.Muhammet´in neyin mücadelesini verdiği daha iyi anlaşılacaktır.
Şimdi, gelelim bugüne:
Bugünlerde ülkemizde gündemde olan MEB Şura kararları, aynı küresel kralların istemine uyularak alınmış kararlardır. Örneğin bilim yuvası dediğimiz okullarımızda insanın karnını nasıl doyuracağı üzerine bilgiler yok edilmiştir, laboratuarları kapatılmış, bilgisayar odaları açılmıştır.
YÖK yerine MYK işletilecek. MYK, 2006’da çıkan 5544 sayılı yasayla hazırdır, yasanın işletilmesi için YÖK’ün kalkması lazımdır. Zaten YÖK’ün işi buraya kadardı. Bu günlerde öğrenciler yürütülüyor, onlar istedi de kaldırdık diyecekler. YÖK’ün görevi yükseköğretimi kaosa sokmaktı.
Şimdi Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) geliyor. Yani öğrenci, dilediği kanalla dilediği bilgiyi parasını ödemek şartıyla temin edebilir, sertifikalar alır, bir dersi Ankara’daki bir öğretmenden diğer dersi internetten İngiltere’deki bir yerden alabilir, ama işe girerken yeterliliğini MYK ölçer!
Yani toplanan sertifikaların akredite edildiği bir üst kurum, yani eğitimde piyasa üst kurulu olarak MYK ile karşı karşıya geleceğiz. Parası olan bir elit azınlık okumuş sınıf yaratılıyor. Bundan sonra halkın çocukları yok.
Bilimevlerinin halka kapatılması başka nasıl olurdu?
Kâbe’nin içindeki göktaşları sizce yerinde duruyor mu?
7.11.2010
Mahiye Morgül
Yazar :Mahiye MORGÜL Yayım Tarihi :7 Kasım 2010 PazarOkunma :1013
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları



Sayfa Başı