Artvin Köşe Yazıları
»"Anavatan" Savaşı Kaybedildi mi?
Ben size...
Tersanelerine girilmiş..
Limanları zaptedilmiş...
Koyları, kıyıları,
Boğazları işgal edilmiş...
Ormanları talan edilmiş..
Sularının önü bentlerle kesilerek dere yatakları kurutulmuş,
Yaylaları beton istilasına uğramış...
Yeraltı ve yerüstü kaynakları yağmalanmış..
Ulusal varlıkları özelleştirilmiş..
Ve kiralanmış...
Ve satılmış...
Ve...
Yurttaşlık bilinci iğdiş edilerek,
Halkı....
Egemenlere kul-köle edilmiş..
Bir "ANAVATAN" dan söz etmeyeceğim...
Doğrudur; -Hasan Hüseyin´in dediği gibi-
Gözlerimizin içine baka baka:
"KAVAĞIN GÖVDESİNDEKİ YILANLARI KANDIRIP"
Sonra;
"Kandırdıkları o yılanlarla birlik olup.."
"Yavrularımızı yedikleri.."
Doğrudur...
O savaş;
Alttan ısıtılan Kurbağalar sayesinde..
Yavaaaş..yavaş..Tedricen!
Kaybediliyor zaten!
Benim sözünü edeceğim "ANAVATAN SAVAŞI" başka bir savaş!
Tahta kılıçlarla bedenlerin çizildiği..Giysilerin,pilaçların parçalandığı...
"Çizma"ların yırtıldığı..
Söğüt dalından yapılmiş "tirip"lerle sırtların zoğlandığı..
Çamurdan imal havan topu güllecikleriyle kumdan kalelerin yıkıldığı..
Lagatkalardan fırlatılan yuvarlak taşlarla kafaların,gözlerin yarıldığı...
Ama;
Sonuçta ,kazananla kaybedenin kardeş olduğu bir savaş.
En mübalağa cengin yapıldığı savaş!
Hakiki "ANAVATAN" savaşı..
Buyrun:
VADİ
Ardanuç,"V" şeklindeki derin bir vadinin içine kuruludur.
Bu vadiyi Bulanık ve Horhot Dereleri ikiye böler.
Sabahleyin, Acıelma Dağı'ndan yüzünü gösteren güneş,ikindiden hemen sonra Tepedüzü Köyünün arkasına saklanır..
Yani;her vadiye karşı olduğu gibi Ardanuç´a da biraz "hasis" davranır.
Günün her saatinde,vadiyi çevreleyen dağların gölgesi oynaşır Kasabada..
Tam tepede olduğu saatler hariç...
Gölge güzeldir....
Mevsim yaz ise eğer.
Biz çocuklar...
Bizim için farketmezdi;Güneşte bizim arkadaşımızdı..Gölgesi de..
"KAYNAK"
Güneş tepemizdeyse eğer...
Kaynağa giderdik,yüzmeye...
Kaynak!
Ali Usta´nın hızarı ile Tipi Dedemim bağı arasında, Bulanık Deresine bent vurmuşlardı;kasabanın elektrik santralına su gitsin diye...
Suyun önü,bizim "ARA" dediğimiz yerde kesilir...
Bitişiğindeki havuza yönlendirilir...
Oradan da "KANAL" vasıtasıyla santrala akıtılırdı.
"KAYNAK" ise,işte bu düzeneğin dereye uzanan kısmıydı.
Santrala gitmeyen sular,iki metre yüksekliğinde ve -takriben-40-50 metre uzunluğundaki bir bentten dökülerek,derince bir gölet oluşturur ve o gölette biraz oyalandıktan sonra yoluna devam ederdi.
İşte,o iki metre yükseklikten dökülen sular burgaç şeklinde"kaynardı!"
Bizim kaynağımız orasıydı!
TOP SAHASI
Güneş gidince...
Yani ikindiden hemen sonra,
Bu kez,kaynağın hemen bitişiğindeki "top sahası"na yönelirdi çocuklar; yüzmeye doyamayan ve soğuktan morarmış dudaklarıyla güneşin ısıtmış olduğu ve henüz sıcaklığı geçmemiş olan kanalın beton yüzeyine "kerkinen" veletleri arkalarında bırakarak...
Gölgeler ve çocuklar paylaşırdı top sahasını..
Bir de sahanın en az yarısını kaplayan tomruklar!
Top sahasını çepeçevre saran hızarlara getirilen tomruklar..
"KALİSÖR"
Bir de "KALİSÖR"ler...
"Ormandan tomruk çekme mevsimi"nin sonuna dek top sahasına gelişigüzel bırakılan kamyon kasaları...
İkinci evlerimiz!
Yeni yetme çağlarımızda...
Kahvehanelerin bizi kabul etmediği çağlarımızda...
Geceleri..
Baba evlerimizden kaçıp,eli 25 kuruşa, "BLUM" oynadığımız,"TİK" oynadığımız..
Ve harçlıklarımızı denkleştirip...
(6 kişi..8 kişi..bazan 10 kişi..ya da kaç velet varsa..)
Kuru kuruya "DEMİRÖZ" şarabı içtiğimiz karoserler...
Totom MEMET´in-sağdan solda aparttığı-aşk şiirlerini okuduğu kalisörler..
"Şuppililuma" Ayhan ile "Şapli" Gürsel´in-kulaklarına fısıldanan suflelerle-atıştıkları kalisörler..
"Dağdan,taştan gelür sel..
"Sana ... Gürsel!"
Ya da;
"Benim adım:Ayhan,
"Gel .... yaslan!"
ANAVATAN
Kasabanın etrafı kum tepeleri ile çevrilidir.
O kumlar;
Biraz irice kumlardır,boz renkli bazan neredeyse maviye çalan.
Belli ki;yüzbinlerce,belki milyonlarca yıl öncesinde suların çökelttiği kayaçlardır.
Denizlerin ya da göllerin altında basınçla sıkışmış..
Ve sonra suların çekilmesiyle yeryüzüne çıkmışlardır.
Yani;
Bizim Anavatanımız ...
Aynen bizim anılarımız gibi..
Sabırlıdır...
Bekler onlar..Anıldıkça YAŞAMAK İÇİN!
İşte o kum tepelerinin,Ardanuç Ortaokulu´nun sırtını verdiği yerdeki yükseltisine biz çocuklar "ANAVATAN" derdik.
Mart ayı gelince Anavatan´a çıkardı kasabanın veletleri.
Kasaba balçık içindeyken,Anavatanın iri kumları kupkuru olurdu...
Daha çok güneş aldığı için,sırtımız Mart güneşinde bile ısınırdı.
Ufak koyaklarla,bodur çalılıklarla ve ardıçlarla kaplı yüzeyi bizim çocuk oyunlarımız içinde mükemmel bir "plato" işlevi görürdü..
Bu oyunların içinde en rağbet görenleri ise,daha önceden seyrettiğimiz filmlerin "yerli" versiyonları idi.
BOLU BEYİ KÖROĞLU´YA KARŞI
Çarşamba seansında Köroğlu seyredilmiştir.
Fikret Hakanın Köroğlu´nu canlandırdığı 65 ya da 66 versiyonu bir "filim" dir.
Biz ise Pazar gününü beklemişizdir;kendi "filim"imimiz için..
Bolu Beyi rolünde kim vardır,anımsıyamıyorum.
Ama bizim Bolu Beyimiz "Cıbıl" Nihat´tır!
Hem o bu role gönüllüdür; Köroğlu rolüne soyunan Hod´lu Necmi´ye iyi bir ders vermek için!
Her iki taraf ta kumandanlarını ve askerlerini seçer.
Hodlu Necmi "EY" roldedir;anladınız:KÖROĞLU!
Cıbıl Nihat "KÖTİ" rolde:BOLU BEYİ
Cıbıl´´ın bir itirazı yoktur bu rol dağılımına!
Askerlerini seçer:
Kâlik, Memet Karakaya, Çığıki Sinan, Kuli,Piç İbo,Kara Önder,Dinçer, Kirkâl Memet,Gülaydın Gülcihan, Şadi, Foto İsmail, Pepela Kenan,Kolo Orhan,Ğıçi, Tuli Dursun ,İçiboş Selim,Poşa Muhtat, Tıngır İsmail, Goci Turan, Portolo Göz Tekin, Maçka Eyüp..Tıstıs ve Şemo kardeşlerKöroğlu-Cıbılın deyimiyle-"alıp vermeye" başlar!
Zira,kasabanın kavgacı tüm veletleri Bolu Beyinin saflarındadır!
Hodlu Necmi ,ister istemez- arta kalanları seçer:
Koto ve Kete Kardeşler, Siçan, Kitik Salim,Seyfettin,Yusuf Kaya, Kel Ekrem, Hoho Ahmet, Çombalah Seleddin ve Merinos Mustafa..Tipi Kemal..
Hayati,Ekrem Bekâr , Kaya Karakaya,İlhami Alpaslan, Mesut ,Lütfü,Şuppililuma Ayhan ,Şapli Gürsel ,Cevri Ahmet, Cuğoli Cavit,Beşli Fehmi, Ayhan Kantar ,Ekrem Ay , Cemil Mercan...
Ve "Ayvaz!"
Mübalağa cenk olur!Düşman kamplardaki öz kardeşler birbirlerinin "koş"larını yarar;
Tıngır İsmail,İlhami'nin..
Koto ,Şemo'nun...
Tıso,Kete'nin..
Maçka,Tekgöz Sam'ın..
Vee İçiboş Selim,Kel Ekremin "Bekmezini" akıtır kumların üzerine!
Sağ cenahının kumandanlığını Karakaya Mehmet´e...
Sol cenahı Tıngır İsmail´e..
Ve merkez muhacim hattını Kuli´ye teslim eden Cıbıl Nihat komutasındaki Bolu beyi kuvvetleri;
Sağ cenah kumandanı Hoho Ahmet,
Sol cenah kumandanı Kitik Salim...
Ve..merkezdeki Koto Necmettin komutasındaki Köroğlu kuvvetlerini...
Sille,tokat,yumruk ve tekme ile...
Ve dahi lagatkaları ile...
Ve çifte kavrulmuş "kuzulcuh" sopaları ile..
Ve söğüt dallarından imal "tirip"leri ile...
Veeeee...
"BİR ATİ VAR ALA PAÇA..
"MECEL VERMAZ KIRAT KAÇA.." nidalarıyla...
Anavatanın kumlarına teperler!
Bu rahmetli Cıbıl Nihat Abimizin kazandığı son savaştır!
Necmi Abimizin de kaybettiği son savaş olmayacaktır...
Aynen,rahmetli Totom Kardeşimin kaybettiği savaşlar gibi...
Ayvaz'a gelince...
O sadece anlatıyor...
Bazen gülerek..kendi kendine,
Bazen ağlayarak...
Ama hep hüzünle!
Yazar :Namık Tipioğlu Yayım Tarihi :3 Mayıs 2011 SalıOkunma :1305
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Mayıs
5
PrşHasan Özbek "Anavatan" Savaşı Kaybedildi mi? için dedi;
Namık Kardeş Merhaba!
Yazınızı zevkle okudum. Kadir Hocanın da söylediği gibi zekice bir kurgu ve tatminkar bir yazı... Valla ben "tatmin" oldum. Tema ilginç, ele alınıp işlenişi, sunumu çok zekice... Bu kardeşlerin hepsi de böyle kıvrak bir zekaya mı sahip??? Kutluyorum bu manidar yazınız için!...
Mayıs
4
ÇrşDr.Kamil Aksu "Anavatan" Savaşı Kaybedildi mi? için dedi;
Okuyucularını aynı mekanlarda yaşamamış olsalar da, orada hissettirebilecek kadar samimi ve mükemmel yazılmış bir ustalık dönemi eseri.
AYAKTA ALKIŞLIYORUM...
Mayıs
4
ÇrşAbdullah Aksu "Anavatan" Savaşı Kaybedildi mi? için dedi;
Kaybedildi arkasından bir maşraba su dökülerek filler mezarlığından daha sade bir törenle Kalemine saygılar güzel anlatım .
Mayıs
3
SalıDuran KAYA "Anavatan" Savaşı Kaybedildi mi? için dedi;
Yazı yazmak o kadar önemli değil. Herkes bir şekilde yazı yazar, meramını anlatır.
Önemli olan yazan kişinin yüreğini ve duygularını kalemine mürekkep yapabilmesidir.
Namık abi bu mürekkebi çok harika yapıyor.



Sayfa Başı