Artvin Köşe Yazıları
»Ferhat ile Şirin
GERİYE DÖNÜŞ
Eeee tatil bitti, geri dönüş yolu gözüktü. “Yolcudur Abbas, bağlasan dur(a)maz.”
Usot’tan ayrılış
Sabah kahvaltısını son bir kez bahçedeki asırlık armut ağacının gölgesinde yaptık. Sonra sıra işin en zor yanına, yani vedalaşmaya geldi. Uğurlamaya gelen canlarla vedalaşıp Usot’tan ayrıldık. Hakan Aydın ve Sami özçelik’le ilk gelişimizde Saçinka dağı eteklerinde buluşmuştuk. Şimdi yine son gün dönerken Ardanuç’ta karşılaştık. Birlikte Ardanuç Belediye Sayın Başkanı Yıldırım Demir’le çay bahçesinde çay içtik. Ardanuç’tan ayrılacağımız sırada bir aşevinde Sayın Cemal Demirci ile karşılaştık.
Yeşilçam’ın artisti Cemal Demirci
Cemal Demirci
Bazı okurlarımın özellikle de gençlerin Cemal Demirci’yi, yani Yeşilçam’ın yakışıklısını hatırlamıyor olabileceğini düşünerek kısaca hatırlatmak istiyorum.
Cemal Demirci, Yeşilçam’ın yakışıklısı, eski bir sinema oyuncusu.1973’ten 1980’lere kadar Türk sinemasında 30 filmde rol almış. Kadir İnanır, Kemal Sunal, Malkoçoğlu, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Fikret Hakan, Salih Güney gibi ünlülerle rol paylaşmış.1980’de DİSK’ e bağlı Sine-Sen üyesi olduğu için 12 Eylül darbesinden o da nasiplenmiş. Şimdi ise Ardanuç’ta sakin bir şekilde emekliliğini yaşıyor.
Birkaç dost, akraba ve yakını gezip vedalaşarak Ardanuç’tan ayrılıyoruz. Sami ve Hakan’la tekrar, dünyanın en büyük 1. si Amerika’nın Arizona kentinde, 2. si ise Ardanuç’ta bulunan CEHENNEM DERESİ KANYONU girişinde buluşarak bir sürede burada sohbet ettikten sonra vedalaşarak, peş peşe Artvin’e doğru yola koyuluyoruz.
Ardanuç
Hopa’da Tülay - Metin (Güney) çiftinin evinde diğer dostlarında katılımıyla şiir tadında bir gece geçirdik. Yer Hopa olunca balığında en tazesini yeme şansınız var demektir. Nefis sabah kahvaltısını ise Sevilay yeğenimin (Demirel) hazırladığı iştah açıcı o nefis sofrasında Ali eniştenin Metroloji binasının bahçesinde yetiştirdiği her biri 1 Kg. ağırlığındaki organik domateslerle yapmanın keyfine diyecek yoktu.
Hopa’da çay üreticileri
Tokat yolunda
Karadeniz’in o nefes kesen yeşilini seyreyleyerek acele etmeden Rize Pazar’a ulaştık. Ablamın evi benim on yıllardır her gidiş dönüşte değişmeyen durağımdır. Ne iyi ki teğet geçmemişiz. Hamsili ekmeğin kokusu asansörde karşılıyor. Bir süre istirahat ederek, kendimi gece yolculuğuna hazırladım. Gece Ünye’ye ulaştığımızda saat 22.00 sıralarıydı. Kavşakta kırmızı ışıkta beklerken birden gözüm “Tokat” levhasına ilişti. Arkasından lamba sola geç işareti verince aniden fikir değiştirip aracımın direksiyonunu Tokat yoluna kırdım.
Gecenin bir vakti dağlarda bulduk kendimizi. Ay ışığı doğaya ayrı bir güzellik katmış. Manzara müthiş ama yollar köstebek yuvası gibi. Sürat yapmanın olanağı yok.
Niksar İlçesine gelince yüreğimi geçmişin acısı sardı. Mahir Çayan’lar düştü yâdıma. Heygidinin yiğitleri heyyy. Kendileri gitti namları yadigâr. “Tokat Niksar Ellerinden/ Dağdan gelen ölü bizim!!!” Keşke vaktim gündüz olsaydı Kızıldere köyünü ziyaret etmek isterdim.
Gecenin oldukça ilerleyen saatinde Tokat’ın girişinde dayıoğlu adaşım Rasim Karaçam karşıladı. Eve gittiğimizde Türkan bacı yatmamış bizi bekliyordu. Hoşbeşten sonra bazlama pişirip, memleket usulü tereyağıyla yağladı. Sahur yemeğini de birlikte yemiş olduk.
Bazlama
Sabah kalktığımda ilk işim bahçeleri dolaşmak oldu. Anlaşılan o ki Karaçam, Artvin’i buraya taşımış. Artvin’de yetişen tüm meyve çeşitlerini burada bulmak mümkün.
Metin Şahin’in çiftliği.
Adaşım Rasim bizi Bibim torunu Metin Şahin’in çiftliğine götürdü. Metin, emekli olduktan sonra çiftlik kurmuş. O İyi bir üretici. Sanırım 10-15 dönümlük bahçesinde yok yok. Şeftalisinden eriğine, elmasından vişnesine, patlıcanından domatesine kadar İneği, danası tavuğu, cücüğü, her şey var. Bizi bahçesinde ağırlıyor. Dilber gelin kısa sürede mangalı örgütlüyor. Fakat en önemlisi de şimdiye kadar hiç tanışmadığımız, hatta varlığından bile haberdar olmadığım Annemin Hala kızı (teyze) kızı Neşe Hanım (Türk) ile tanışmış olmamız. Sanki yıllardır hasretmişçesine kanımız kaynadı birbirimize. Yine varlığımızdan haberimiz olsa da bu güne kadar tanışmadığımız Hedise Ablam (Demirel)’in gelişi, tanışmamız ayrı bir sürprizdi. Hasretlile buluşunca sohbete doyumu olur? Sonra da bu sıcak ortamdan ayrılıp Ferhat’la Şirin’in memleketine gitmek üzere yola çıktık.
Ancak söylemeden geçemeyeceğim bir başka konu ise, ramazan münasebetiyle tabiri caizse, mahalle baskısından kaynaklı umuma açık lokanta gibi yerlerin kapalı olması. Ancak bir başka garip olan durum ise “Ballıca Mağaraları” gibi tarihi ve turistik yerlerin ramazan sebebiyle ziyarete kapatılmış olmasıydı. Doğrusu bu durumu ülkeme yakıştıramadım.
Ferhat ile Şirin.
Değerli okurlar, tarihte halka mal olmuş bazı kişilikler vardır. Bunlar dilden dile anlatılırken efsaneleşirler, zamanla halkın malı olurlar. Geçenlerde yazdığım “İncili Çavuş Ançlı mıydı?” başlıklı yazımda da hatırlayacağınız üzere, İncili çavuşun gerçek memleketi konusunda kesinlik yokken, farklı bölgelerde yaşadığına dair söylentilerin olduğunu söylemiştim.
Demek ki halk beğendiği, benimsediği kişileri bağrına basıp sonsuza dek yaşatıyor. Tıpkı Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Pirsultan, Köroğlu örneğinde olduğu gibi. Halk edebiyatı yazılı kaynağa dayanmadığı için, bu tür şahsiyetler dilden dile anlatılırken haklarındaki bilgiler bazen farklılaşabiliyor. Yani aynı kişinin birkaç yerde yaşadığı şeklinde söylenceler olduğu oluyor. Bu da halkın o olayı, ya da kişiliği kendisine yakın görmesi, benimsemesi ve kendi değerleriyle yaşatmak istemesinden kaynaklanıyor.
Tıpkı Ferhat ile Şirin’de olduğu gibi.
FERHATLI KALESİ,
Ardanuç - Ferhatlı Kalesi (Fot: Burhan Akyüz)
Ferhat ile Şirin´in buluştuğu kale
Ardanuç´un 5 km. batısında Ahğıza (şimdiki adı Ferhatlı) Köyündedir. Kale Ardanuç İlçesine giderken Ardanuç suyunun kenarında Ferhatlı köyünün içinden geçen suyun kenarında vadi paralelinde yükselen ana kaya üzerine inşa edilmiştir 5. yüzyılda İberya Kralı Vahtang tarafından yaptırıldığı iddia olunan bu kale, Ferhat ile Şirin´in efsanesinin geçtiğinin söylendiği kaledir. Fakat ne acıdır ki, kale hak ettiği değeri bulmak bir yana zaman zaman define arayıcılarının tahribatına maruz kalmaktadır.
Köylüler Ferhat ile Şirin´in efsanesini anlatırken köyün isminin de bu efsaneden geldiğini söylemektedirler.
Ferhat’la Şirin´in buluştuğunun söylendiği bu kale şu anda kaderine terk edilmiş durumdadır. Bence zaman geçirilmeden kalenin restorasyonu yapılarak tarihi değeri korunup turizme kazandırılmalıdır.
Amasya
Fakat Yukarıda da bahsettiğim üzere Ardanuç Ferhatlı kalesi için böyle bir iddia varken en güçlü efsanelerden birisi de bu efsanenin Amasya’da yaşandığı şeklindedir. Amasyalılar bu iddiayı iddia olarak algılamamış, doğrudan bu olayın Amasya’da yaşandığını benimsediği için olsa gerek ki, kültürel ve tarihi değer olarak yaşatmaya çalıştıklarını duymuştum. Gidip yerinde görmek istedim.
Amasya’nın tarihi bir kent olduğunu biliyordum, fakat ilk defa geliyor olmama karşın, geliş amacım efsanevi Ferhat ile Şirin’in yaşadığı iddia olunan bu kentin havasını solumak, o muhteşem sevginin, dillere destan kuşaktan kuşağa aktarılmaya layık görülen o gizemli aşkın duygusunu hissetmekti. Nitekim şartlanmış olarak gelmiş olmamdan kaynaklı olmalı ki kentin buram buram kokan o tarihi dokusu, tarihi kalıtların bakımlı ve açıklayıcı bilgilerle sunumu, Ferhat ile Şirin’in heykelleri beni fazlasıyla etkiledi.
Adım başı tarih kokuyordu, sanat kokuyordu, sevgi ve aşk kokuyordu koca kent. Her saniyemi değerlendirerek her tarihi bilgi, her sanat eseri hakkında bilgi edinerek fotoğraflamaya çalıştım. Tabii en çok ta sevginin, aşkın ve sevgi uğruna yapılmış olan fedakârlığın sembolü; Ferhat ile Şirin’in heykellerinin yanında zaman geçirdim.
Edebiyatımızda anlatılan sayısız efsaneler vardır. Bunlardan bazıları vardır ki halkın hafızasına öylesine kazılmıştır ki aradan yüzyıllar geçse bile dilden dile anlatıla gelir. İşte bunlardan anlatıla gelenlerden biriside Ferhat ile Şirin efsanesidir.
Ferhat İle Şirin Efsanesi
Ferhat, nakkaşlık yapan bir sanatkârdır. Şirin’e sevdalı yiğitler yiğidi bir delikanlıdır. Sanatının her figürü Şirin’e olan aşkının ifadesidir aslında.
Ferhat ile Şirin ve Rasim Yılmaz
Ferhat’la şirin büyük bir aşkla birbirlerini sevmişlerdir.
Ferhat, Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, elçiler gönderir. Sultan, kız kardeşi Şirin’i Ferhat’a vermek istemez. Vermemek içinde olmayacak bir iş ister Ferhat’tan. Şahin Kayası denen uzak bir yerden “ Şehir´e su getirmesi halinde kardeşini vereceğini söyler.
Ferhat´ın gönlündeki Şirin’in aşkı, geçilmesi imkânsız dağları ve kayaları yarmaya hazırdır. Ferhat kaptığı gibi külüngü, vurur kayaların böğrüne. Her vuruşta dağlar ses verir külünk sesine. Dağlar delinir, kayalar yarılır, yol Ferhat’ın aşkına. Yarılan kayalardan gelen suyun sesi duyulur Amasya şehrinden.
Mehmene Banu, bakar ki Ferhat imkânsızı başardı. Dağları, kayaları deldi Şirin için, ödü patlar korkudan kız kardeşi elden gidecek diye. Sözünden de caymak istemez. Sinsice planlar hazırlayarak bir cadı kadın yollar Ferhat’a. Külüngün sesine giden cadı Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları, kayaları delen külüngünün gümbürtüsü cadıyı korkutur korkutmasına ya, cadı bu hain palanından vazgeçmez, sultanın emrini yerine getirmek için planını uygulamaya koyar.
“Ne istersin kayalardan bre âşık, Şirin´in öldü parçalama kendini, bak sana helvasını getirdim” der.
Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır gökyüzüne. Külünk gelir bütün ağırlığıyla başının üzerine oturur. Ferhat´ın başı döner, dünyası yıkılmış bir haldeyken son bir kez “ŞİRİN !” diye seslenişi yankılanır kayalarda. Şahin Kaya ses verir Ferhat´ın sesine.
Ferhat´ın öldüğünü duyan Şirin, inanmak istemez söylentilere. Koşar Ferhat’ına. Kayalıklara bakar ki Ferhat’ı cansız yatıyor. Katlanamaz Ferhat’ının yokluğuna. Sevdadır bu atar kendini kayalıklardan aşağı. Şirin’in cansız vücudunu uzatırlar Ferhat´ın yanı başına.
Ferhat’ın suyu akar olmuştur Amasya şehrinde. Akar, akar, akar. Bütün coşkusuyla yanan yüreklerin ateşini söndürmeye çalışır o gün bu gündür.
İki susmuş, ateşi sönmüş iki yüreği koyarlar toprağa yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına…
Biz Amasya’yı gezerken başka bir efsane ile karşılaştım. Yine bir aşk öyküsüydü. Siz okurlarımla paylaşmak istedim.
Güzelce Kız
(Aynalı Mağara Efsanesi)
Güzelce Kız, bir kralın kızıdır. Dünyalar güzelidir. O kadar güzeldir ki; görenler dayanamaz, görenlerse yıldırım düşmüş gibi kendilerinden geçerler. Bu yüzden genç kız, hep peçeli gezer, güzel yüzünü kimseye gösteremez.
Artık zamanı gelmiştir diye düşünen babası, dört bir yana haberciler çıkarır kızını evlendirecektir ama kim kızının peçesini açıp güzelliğine dayanır, onu dünya gözüyle seyredebilirse kızını ona verecektir.
Bu çağrıya yedi iklim, dört bucaktan şehzadeler, vezir çocukları, dünya zenginleri, yiğitler, bilginler, kısacası gençliğine, bileğine güvenenler Amasya’ya akın ederler.
Amasya meydanında kurulan özel bölümde bulunan Güzelce Kız bekleyedursun. Kendine güvenen delikanlılar cesaretlerini toplayamaz, yanına yaklaşan ise peçesini kaldırmak istediğinde eli titrer, dizlerinin bağı çözülür. Bu sahneler günlerce devam eder.
Bir gün fakir mi fakir, ama yiğit mi yiğit, alımlı bir delikanlı “Kıza ben talibim!” diye destur alıp tahtın yanına yaklaşır. Herkesin şaşkın bakışları arasında hiç vakit geçirmeden Güzelce Kız´ın peçesini kaldırır. O an öyle bir elektriklenme olur ki, bir aydınlanma, bir alev, bir ateş sarar etrafı. Kimse ne olduğunu anlayamaz. Meydanda bulunanlar korkudan yerlere kapanır. Sonra, sonsuz bir sessizlik içinden kömür kesilir iki genç, yan yana uzanmış şekilde.
İki gencin cesedi, şehre yakın yerdeki bağ ve bahçelikler yanında bulunan kaya mezar içinde iki ayrı odaya gömülür. Bu kaya mezarının dışı güneşle birlikte Güzelce Kız’ın yüzü gibi parlamaya başlar. Bu parlaklığından dolayı da, daha sonra kaya mezarın adı " Aynalı Mağara" diye ünlenir.
Ferhat ve Şirin ile vedalaşarak tekrar Ankara’ya yola çıktık. Elmadağ’ına ulaştığımızda ne kadar acıktığımızı hatırlayarak, komşumuz Kısmet Hanımı arayarak yemek yapmasını istediğimde, hazırda kuru fasulyesi olduğunu, yanına da pilavı hazırlayacağını söyleyince oh be dedim, işte şans buna derim diye mutlandım…
Kuru fasulye, pilav ve soğan… Bekle bizi Ankara…
İrfan Yılmaz’ın şiirinden seçmeler.
I -
Yüzyılların ardından bir efsane haykırmak:
Yarılan çifte dağlar, yönü değişen ırmak!
Horasan diyarında Erzen denilen şehrin,
Şahı: Mehmene Banu adında bir kadındı.
Bisütun´un ardında buz gibi akan nehrin,
Sularına yön veren: FERHAT senin adındı.
II -
Gönül tasa görmezdi, felek adil olaydı;
Bir rüyaya yenilmek bu kadar mı kolaydı?
Banu Sultan yenildi gönlünü saran sise,
Bir sabah rüyasından sıkıntıyla uyandı.
´´Yıldıza göre benim güzelliğim Ay ise;
Şirin, Güneş olmalı! ´´ Diyerek içten yandı.
III -
Her sevda tatlı başlar gönülden heves ile;
Kader bahtını yazar, olaylar bir vesile...
Köşk yapımı bitince dönemin en ünlüsü,
Nakkaş Behzat ve oğlu Ferhat´a iş verildi,
Nakış ve resimlerle köşkün nadide süsü;
Efsunlanmış boyalar ilk kez o gün serildi
IV -
Efsunlu sevda oku asla dönmez tersine,
Değer değmez kor düşer alev alır her sine!
Genç nakkaş ilk görüşte canevinden vuruldu.
O´nun gibi bir melek ne duymuş ne görmüştü.
Gönlündeki saraya ilk kez Şirin kuruldu,
Son da olmuştu elbet, kader ağı örmüştü.
V -
Ezren´in güzellikte iki nazar değeni,
Aynı kişiyi sevdi teyze ile yeğeni!
Sultan Mehmene Banu, Şirin ile veziri,
Yanlarına alarak birlikte köşke geldi.
Kudretten nurlu yüzü gölgelerken bediri,
Ferhat´a göre Şirin dünyalara bedeldi!
VIII -
Sözünden dönen şahın fermanını kim anlar?
Ferhat´a bel bağladı susuz kalan insanlar...
Elem yüklü bulutlar kalplere inen sisi,
Kaldırırken Erzen´in halkı sessiz dinledi,
Gittikçe şiddetlenen müjdenin habercisi
Külünklerin sesinden, dağ zirvesi inledi!
Not: İrfan Yılmaz’ın Ferhat ile Şirin’e yazdığı bu şiiri çok uzun olduğu için, yer darlığından ötürü sadece bu kadarını alabildim.
Ferhat’la Şirin’in sevgisiyle kalmanız dileğiyle.
(BİTTİ)
Yazar :Rasim Yılmaz Yayım Tarihi :4 Ara 2010 CtsiOkunma :2321
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları





Sayfa Başı