Artvin Köşe Yazıları
»Güneşin Çoçukları
Özgür Kalın, Süleyman Ağabey (Karadeniz) ve ben Kazım Yazıroğlu’nun davetlisi olarak Çorum’un Boğazkale ilçesi Yazır Köyüne bu ikinci gelişimiz. Bir yıl özcesinde ise Cenap Özyaşar’ında olduğu grupla gelmiştik.
Yazır Köyü
Kazımgilin evin yakınında araçtan indik. Bizi Kazım’ın ailesi ve daha önceki gelişimizde tanıştığımız köylülerden kadınlı erkekli bir grup karşıladı.
Araçtan iner inmez, köyün yaşlılarından sakallı bir amca; “Ooooooo hocam, mirim, sen hoş geldin sefalar getirdin” diyerek, boğazıma sarılarak karşıladı. Böyle aksakallı, nur yüzlü bir ihtiyarın bana hocam filan demesi oradakilerin kahkahayla gülmelerine neden oldu. Bizim Özgür rahat durmayıp “Etme amca, baksana bu top sakal bundan hoca moca olmaz! demesine karşın; amca kızdı. “Siz işinize bakın, ben adamı gözünden tanırım. Bak adamın yüzünden asalet akıyor, kıskanmayın adamı” deyiverdi de kesiverdi bizimkilerin sesini.
Bir süre ayaküstü sohbetin arkasından piknik alanına gitmek üzere diğerlerinin de katılımıyla kalabalık bir grupla tekrar yola çıktık. Köyün çıkışında ağaçlık alanda piknik bölgesine gelince araçlardan inip eşyaları sırtlanarak yayan yürümeye başladık. Bu kez yanlış hatırlamıyorsam yukarıdan pelit ormanından Seyit Ulusoylu ve Hamdi Ulusoylu adında iki kişi yanımıza indiler. Yine yanılmıyorsam adı Seyit olanı bana hitaben; “Ulen ne haber papaz, nerelerdesin? Çoktandır gözükmüyorsun len, insan bir arayıp sormaz mı? hoş geldin, ” demesi üzerine, arkadaşın beni birine benzettiğini anladım. Hiç bozuntuya vermeden aynı şaka tarzıyla; “Ne olsun abicim, iş-güç işte, sık sık gelip gidemiyoruz, bir fırsat bulup kaçarak dostlarla hasret gidermek istedik. Hem bu köyün bir papaza ihtiyacı varmış, köy papazsız kalmasın diye geldim” deyince ortalığı kahkaha sesleri kapladı. Herkes bir tarafta eşyasını atarak çayırlık alanda gülme krizine tutuldular.
Önce hoca, sonra papaz olarak karşılanmış olmak hoş bir duygu, günün güzel bir esprisiydi, Bu durum en çok ta bizim şımarık Özgür’ün işine geldi. Çünkü gece boyunca ağzından düşürmeyerek konu bitip de ortalık hafif sessizleşince yeniden gülme konusu olarak ortaya atmaktan geri durmadı.
Sonradan öğrendim ki bu şahıslar benim geçmişe dayalı Ankara’dan dostum Musa Ulusoylu’nun yakınlarıymış.
Musa Ulusoylu dedim de aklıma geldi. Hani 1990’ların o meşhur faili belli meçhullerin yaşandığı günlerdi. Bu Musa dostu da meçhule uçurdular bir ara. Günler sonra bu çetelerin ellerinden zor aldık yoldaşı. Nerden bilebilirdik ki bir gün sıra bana dagelecek diye! Neyse bu konu ayrı bir yazı konusu olduğu için, sırası geldiğinde ayrıca yazacağım.
Bizi akşam Köyün bir, bir buçuk Km. güney doğusunda, Niyazi Erikli’nin yamaçta çamların arasında yaptığı dinlence yerinde ağırladılar. Yemekte keçi kesmişlerdi. Bir kazanda keçi, diğer kazanda ise bulgur pilavı kaynıyordu. Bağlamamı yanımda götürmüştüm. Gece boyunca türkülerimizi koro halinde söyledik. Koromuzda, Murat-Süleyman Yazıroğlu, Nesrin Yılmaz, Haskar Gürgöz, Hayriye Pelenk, Bedia-Sadık Sarıkuş, Niyazi Erikli, Mehmet-Sultan Yazırlı, Selma Azapçı, Özgür Kalın, Süleyman Karadeniz ve adlarını hatırlayamadığım birçok kişi gece geç saatlere kadar bağlamamın eşliğinde türküler söyledik. Gecenin sessizliğinde türküler dile geldi pelit ormanlığında, susmak bilmedi. Dillerde sel olup o kurak topraklara aktı gecenin sessizliğinde. Bir türküler vardı birde ağustos böcekleri. Onlarda tıpkı türkü âşıkları gibi susmak bilmediler. Gecenin tadını çıkardılar bizimle bu kısacık ömürlerinde. Pir Sultan, Dadaloğlu, Ruhi Su, Mahsuni kimler yoktu ki türkülerde. Gecenin ilerleyen saatlerinde Selvinaz ablanın dilinde bir başka anlam buldu “ LOLİ” türküsü. Kim bilir kaç kez söyledik koro halinde “Al combacı combanı da loli/ Ben yarime giderim de loli”
Not: Bu türkünün ayrıntıları yakında “Kültür-Sanat-Mizah” sayfamda yayınlayacağım.
Herkes gecenin uykusuzluğuyla derin uykuda iken ben sabah erken kalkarak köyü gezmeye koyuldum. İyi de yapmışım. Çünkü köyün yaşlılarından Kamber amca ile Fadime Teyze (Çamalan), çekebileceğinden fazla odun yükledikleri için, yolun ortasında yıkılan eşeğin kalkmasına yardım ediverdim. Zavallı hayvancağız yıkıldığı yerden kalkınca ağız dolusu anırmaya başladı. Kim bilir neler anlatmak istedi. Bana teşekkür etmek istemiş olabileceği gibi, bu insanlardan neler çektiğini de söylemek istemiş olabilir. Orasını bilemiyoruz elbet ki.
Kamber-Fadime Çamalan çifti
Elimde fotoğraf makinem dolaşırken sabahın köründe ıslıkla bir kayda tutturmuş olan Satılmış Amca (Erikli) ile tanıştım. Hoş, beş tanışma derken bir süre sohbetten sonra yürüyerek köyün dışındaki üzüm bağlığına gittik. Üzüm yetiştiriciliği konusunda uzun uzun bilgi verdi. Bu susuz kurak topraklarda bu kadar güzel üzümü nasıl yetiştirdiklerini anlattı. Gidişimize en çokta bağlıkta zincirle bir ağaca bağlı olan karabaş sevindi. Karabaş’ın yalını suyunu verip besledik.
Giderek muhabbetimiz koyulaştı bağlıkta. Satılmış amcanın anlatımlarından Artvin’i, Artvin’in göç sorununu yaşadım. Dinlediğim şiiri Yazır Köyünü anlatıyor olsa da sanki benim köyümü anlatır gibiydi. Göç bu köyü de vurmuştu. Sorunlar her yerde aynıydı. Satılmış amca duygu yüklü, duygularını şiirlere döküverdi anında. Bir dokun, bin işit misali…
YAZIR KÖYÜNE
Satılmış ERİKLİ
Derleyen : Rasim Yılmaz
Derleme Tarihi: 14 Eylül 2008 Sabah saat 07.00 Yazır Köyü Üzüm bağlığı.
Serin olur şu Yazır’ın dağları
Kurumuşta üzüm vermez bağları
Yedikçe datlanır tereyağları
Gelip de bir görün Yazır köyünü
Sattılar keçiylen yerli koyunu
Sarıçiçek Boğazkale arası
Dayanır mı emeklinin parası
Göç eylemiş Yazır’lının yarısı
Gelip de bir görün Yazır köyünü
Sattılar keçiylen yerli koyunu
Dernek ağaç dikti verin suyunu
Komşular bilmiyor çoban huyunu
Haber anlamadı saldı koyunu
Gelip de bir görün Yazır köyünü
Sattılar keçiylen yerli koyunu
Ağaç diktik yedirdiler davara
Erkekler çalışır kadın avara
Okuyun şiirimi asın duvara
Gelip de bir görün Yazır köyünü
Sattılar keçiylen yerli koyunu
Köyümüz yüz hane elliye düştü
Gelin azarladı kaynana küstü
Yaşlılar kalıpta gençleri göçtü
Gelip de bir görün Yazır köyünü
Sattılar keçiylen yerli koyunu
İmam hatip okudu cami hocası
Eli bastonludur genci kocası
Boş kalmış evleri tütmez bacası
Gelip de bir görün Yazır köyünü
Sattılar keçiylen yerli koyunu
Mezarlık yüksekten köye bakıyor
Dernek çeşme yaptı neden ak(m)ıyor
Fakiroğlu Satılmış geri bakmıyor
Gelip de bir görün Yazır köyünü
Sattılar keçiylen yerli koyunu
SİTEM
Kazma kürek mezarımı eşerler
Astar alıp kefenimi biçerler
Konu komşu hep peşime düşerler
Sormadınız ana baba halını
Ölünce paylaşmaya gelin malını
Okuyun da şiirimi dinlesin
Küs olanlar cenazeme gelmesin
Bu dünyadan göçüp gidiyom
Sormadınız ana baba halını
Ölünce paylaşmaya gelin malını
Harman olur çıkartırlar yabayı
Unuttun mu annen ile babayı
Kış gelince yaktınız mı sobayı
Sormadınız Ana Baba halını
Ölünce paylaşmaya gelin malını
Sağlığımda yapmadınız hürmeti
Pideme doğrayın soğanı eti
Getirin altıma ağaçtan atı
Sordunuz mu Ana Baba halını
Ölünce paylaşmaya gelin malını
Maaşımı işlediler cüzüme
Yatırırlar mezarlığın düzüne
Toprağı atarlar ölü gözüme
Sordunuz mu Ana Baba halını
Ölünce paylaşmaya gelin malını
Toprak mezar taş mezara bakıyor
Çam dikmiş te burcu burcu kokuyor
Fakiroğlu Satılmış şiir yazıyor
Sordunuz mu Ana Baba halını
Ölünce paylaşmaya gelin malını
YAZIR AİLESİNİN ACI GÜNÜHayatın gerçeği işte bu! Bir yıl önce beraber sabahlara kadar sohbetine doyamadığımız 1941 doğumlu Süleyman amcamız (Yazıroğlu)’ı 2 Ekim 2010 Cumartesi günü sevenlerinin gözyaşları arasında ebedi istirahat gah ına uğurlamak için toplandık.
Yazır Köyü halkının çoğunluğu gurbetçi. Büyük çoğunluğu ise Ankara’da yaşıyor. Bugün onlarca araç ve otobüslerle akın etmişler köylerine. Süleyman amcaya hoşça kal demek için.
Hoşça kal yüce erenler…
Seni unutmayacağız…
BOĞAZKALE (HATTUSAS)
Yazır Köyünden ayrılıp, 4 Km. mesafedeki Boğazkale (Hattusas)a gittik. Boğazkale’ye gidip de Yazılıkaya’yı gezmemek olurmu? Dolaşırken kendimizi adeta başka bir uygarlıkta hissettik.
Soldan sağa: Kazım yazırlıoğlu,Rasim Yılmaz, Özgür Kalın, Cenap özyaşar, Süleyman Karadeniz
Boğazkale (Hattusas),Çorum İli´nin 82 km. güneybatısında Ankara´ya uzaklığı ise 208 km. mesafede tarihi bir ilçe.
M.Ö. III. binden itibaren yerleşim değişik uygarlıklara ev sahipliği yapmış. Bu dönemdeki küçük ve müstahkem yerleşmenin Büyükkale ve çevresinde olduğu söyleniyor. M.Ö. 19. ve 18. yüzyıllarda Aşağı Şehir´de Asur Ticaret Kolonileri Çağı yerleşmeleri görülmekte ve şehrin adına ilk kez bu çağa ait yazılı belgelerde rastlanmış olduğunu öğreniyoruz.
Hattusas´taki ilk gelişme dönemi büyük bir yangınla sona ermiş; bu yangından Kuşşara Kralı Anitta sorumlu tutulmuş. Belgelere göre hemen bu tahripten sonra yaklaşık M.Ö. 1700 yıllarında yeniden yerleşime açılan Hattusas 1600´lerde Hitit devletinin başkenti olmuş; yazılı kayıtlarda kurucusu tıpkı Anitta gibi Kuşşara kökenli olan I. Hattuşili´ imiş.
Hani bazen çok beğendiğimiz, ya da hayran kaldığımız şeyler için “anlatılmaz yaşanır” deriz. İşte Boğazkale’de anlatılmaz sadece gezilip görünce anlaşılır. İç Anadolu da insan, tarih, yeşil, toprak ve güneşin birbirini besleyerek günümüze kadar uzanarak gelmeyi başarmış bir ilçe Boğazkale.
İlçeye adım attığınız andan itibaren M.Ö. yüzyıllar boyu hüküm süren Hitit İmparatorluğunun izlerinin hala silinmediğini karşınızda capcanlı gördüğünüzde heyecanlanmamanız elde değil!
Güneşin İmparatorlarının ilçelerine bıraktıkları emanetleri kuşaktan kuşağa koruyan Boğazkale halkına hayranlığımı söylemeden edemeyeceğim. Bunları görünce benim memleketimdeki tarihi kalıtlara karşı olan duyarsızlığı husumet olarak algılamaktan alıkoyamıyorum kendimi.
İşte bu nedenledir ki Boğazkale´de tarih, müzelerde sergilenen eserlerden ibaret değil!! Boğazkale bir Açıkhava müzesi. Mutlaka gezilip görülmesi gereken bir müze.
Bizlere böyle bir olanak sağlayarak, bu güzellikleri görmemizi sağladığı için başta sevgili Kazım’a, Yazıroğlu ailesine ve bizen dostluklarını esirgemeyen Yazır Köyünde tanıştığımız tüm köylülere teşekkür ederim.
HİTİTLERİN M.Ö. 2000 YILINDAKİ DUVAR YAZISINDAN...
Tanrım beni yavaşlat, Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir... Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele... Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükûnetini ver. Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür. Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol... Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret... Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat. Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim... Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla. Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır... Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et. Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim. Ve hepsinden önemlisi... Tanrım, Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET, Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR, İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ver.
Yazar :Rasim Yılmaz Yayım Tarihi :15 Ara 2010 ÇrşOkunma :1796
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları















Sayfa Başı