Artvin Köşe Yazıları
»"Şu Çılgın Türkler" Romanı Üzerine Notlar
Merak etmemek elde değil, okumanın-yazmanın pek ciddiye alınmadığı bir toplumda,´Şu Çılgın Türkler´ adlı, tuğla gibi bir kitabın yüzlerce baskı yapmasının sırrı ve anlamı nedir? Bazı kalem erbapları bu ilgiyi, kitabın konusuna bağlıyorlar. Öyle ya, kitap Türk Kurtuluş Savaşını anlatıyor. Ve insanlarımızı, aradan 80 küsur yıl geçmiş olmasına rağmen, bir anda Kurtuluş Savaşı merakı sarıyor! Böylece kitap da baskı üstüne baskı yapıyor.
Öncelikle belirtmek gerekir; kitabın baskı sayısına paralel olarak okunduğu şüphelidir. AB ile olan ilişkilerden dolayı kaba milliyetçiliğin topluma pompalandığı bir dönemde, milliyetçi bir yazarın Türk Kurtuluş Savaşını kendi zihninden süzerek roman haline getirmesi ve piyasaya sürmesi gayet isabetli bir karardır. Bilinen olayları tekrar eden, hiç bir özgünlüğü, özelliği olamayan, fıkra-roman denilebilecek bu kitaba, okuyucunun göstermiş olduğu ilgi de normaldir. Normal olamayan, bu acayip okuyucu ya da tüketici kitlesinin ilgisini, Kurtuluş Savaşı üzerine yazılmış, gerçekten nitelikli ve işlediği konunun hakkını veren kitapların çekmemesidir. İnsan merek ediyor; ellerinde “Şu Çılgın Türkler” romanıyla ortalıkta dolaşanlardan acaba kaçı Hasan İzzettin Dinamo´nun 4 ciltlik “Kutsal İsyan” kitabını okumuştur? Ya da ne kadarı, Doğan Avcıoğlu´nun “Milli Kurtuluş Tarihi”nden, Sabahattin Selek´in “Anadolu İhtilali” adlı kitaplarından haberdardır. Listeyi uzatmak mümkün ama gerek yok.
Demek ki işin esası, tek başına, Kurtuluş Savaşına karşı uyanan ilgi değil. Başka şeyler de olmalı; bu, devasa reklâm kampanyası olabilir. Başka da, çok kolay okunabilen akıcı bir Türkçeyle, fıkra yazarlarının denediği tarzda yazılmış olması olabilir. Birbirleriyle direkt bağlantısı olamayan kısa bölümlerin arka arkaya sıralanması, uzun olmayan cümlelerle birden fazla değişik olay ve süreçlerin peşpeşe dizilmesi. Fıkra yazısıyla aradaki fark, kısa bölümlerin arasına yıldız konmamasıdır. İnsanlarımız kolay olana alıştırıldı. Yüzeyde olanı seviyor, derinlere dalmaktan hoşlanmıyor. Bu özelliklere sahip okuyucu kitlesi de,doğal olarak kitabı kolay tüketiyor.
Turgut Özakman, kendi ideolojik duruşuna göre, resmi tarihten pek fazla farkı olmayan bir Kurtuluş Savaşı hikâyesi yazmış. Kuşkusuz, Türk Kurtuluş Savaşı, bir halkın meşru, haklı ve onurlu savaşıdır. Anti-emperyalist bir savaştır. Ama kitapla ilgili itiraz edeceğimiz konu, böylesine haklı ve onurlu bir mücadelenin ´dış ve iç düşmanları’ belliyken, hala abartılı bir şekilde ´hain´ ve ´işbirlikçi´ arayışı içerisinde olunmasıdır. Haksız ve abartılı yaklaşımlar sergilenmesidir. Anadolu Kurtuluş Hareketine önderlik eden Mustafa Kemal´le çelişkiye düşen, nerdeyse herkes hain ve işbirlikçi ilan edilmektedir. Bu haklı, meşru ve onurlu savaş neden bu kadar “hain” ve “işbirlikçi” ye ihtiyaç duyularak anlatılıyor?
Örneğin Çerkez Ethem hain midir? Bu tartışmalı bir konudur. Çerkez Ethem kendine yöneltilen bu suçlamayı kabul etmez ve anılarında, başından geçenleri uzun uzun anlatır. Mesele şudur: Ethem Mustafa Kemal´le iktidar kavgasına girmiştir ve kaybetmiştir. Öldürülme korkusu yaşar ve Yunanlılara teslim olur. Milli Mücadeleye karşı, Yunanlılar tarafından zorla imzalatılan ve uçaklardan Ege Bölgesine atılan bir bildiriyi imzalama dışında bir faaliyeti olmadığını söyler. Uzun yıllat yurt dışında kalır. Cumhuriyet Hükümeti´nin affettiği 150 kişinin içersinde olmasına rağmen Türkiye´ye dönmez ve yurt dışında ölür. Yurda dönmemesini şu şekilde açıklar:´Alnımda ´hain´lik lekesi olduğu sürece ülkeme dönemem.´Ethem´in Türk Kurtuluş Savaşına çok önemli katkıları olmuştur. Ama Turgut Özakman kitabında bunu görmezlikten geliyor.
Kurtuluş Savaşını anlatan kitaplar genel olarak, M.Kemal´ın İstanbul´dan ayrılmasıyla başlatılır. T.Özakman ise böyle yapmamış ve bu dönemi es geçmiş. Bunun nedeni, bu dönemle ilgili ileri sürülen iddialar olabilir.
M.Kemal İstanbul´dan ayrılmadan önce Padişah Vahidettin ile Yıldız Sarayında baş başa uzun bir görüşme yapar. Bu görüşmenin içeriği bilinmemektedir. Bazı iddialara göre M.Kemal´ı Anadolu´ya Padişah göndermiştir hatta yüklü de para vermiştir. Amaç, Anadolu’da bir hareket başlatmasıdır. M.Kemal da Anadolu´ya geçtikten sonra kendi başına hareket etmiştir.
Yazar, romanın başlangıç bölümü için “okumasanız da olur” diyor. Ve ekliyor ´ama isterseniz roman bittikten sonra bir göz atın, belki dikkatinizden kaçmış birkaç gerçek bulursunuz.´
Evet, okuduk ve bulduk! Patrik vekili Dorotheos Mamalis, İzmir işgalinden sonra bir açıklama yapar ve artık Osmanlı uyruğu olmadıklarını, İzmir Rumlarını vatandaşlık yükümlülüklerinde muaf tuttuğunu ilan eder. Bu duruma karşı T.Özakman´ın yorumu şudur: “Patrikhanenin, arkasında Avrupa´yı gördüğü zaman neler yapabileceğini gösteren uyarıcı bir örnek olara tarihe geçer.” Romanın piyasada olduğu dönemde Trabzon´da bir genç bir papazı kurşunladı ve öldürdü. Bu genç insan, romanı okudu mu, bilinmez ama bu papazın arkasında Avrupa´nın olduğunu mutlaka düşünmüştür.
Kitapla ilgili bir kısa not daha; okuyanların dikkatini mutlaka çekmiştir. Kitap adını, romanda adı geçen ve hain olarak anılan Ali Kemal’in sözlerinden alıyor. Ali Kemal birçok yerde Ankara´da ki hareket için, “Ankara´da ki çılgınlar” ve “Çılgın Ankara” demektedir. Milliyetçi bir yazarın romanının adını bir “hain”in sözlerinden alması bir çelişkidir!
Sonuç olarak, roman bir yana, Türk Kurtuluş Savaşıyla birlikte yaratılan siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel değerler bugünlere taşınamamıştır. Toplumumuzda müthiş bir yozlaşma ve çürüme mevcuttur. Bu, dışa bağımlılığın bir sonucudur. Ne acıdır ki, kan ve can pahasına verdiği Kurtuluş Savaşıyla batılı emperyalist güçleri dize getiren bir halk, 80 yıl sonra bugün Batı´ya teslim olma noktasına getirilmiştir.
(2007)
Mehmet Ali Yazıcı
Yazar :Mehmet Ali Yazıcı Yayım Tarihi :8 Haz 2010 SalıOkunma :2689
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Haz
23
ÇrşAhmet AYKAN "Şu Çılgın Türkler" Romanı Üzerine Notlar için dedi;
Sayın Bibinoğlu´na katılıyorum. Hemşerim bütün mesele "tarihini bilmeyenin geleceği yoktur" Şu çılgın Türkler´deki sır orada saklı.
Haz
9
ÇrşHaydar Bibinoğlu "Şu Çılgın Türkler" Romanı Üzerine Notlar için dedi;
Sayın Yazıcı,
Yazınızdaki kimi yorumlara katılmadığımı söylemek zorundayım. Turgut Özakman’ın, olayları, milliyetçi bir pencereden değerlendirdiği doğrudur. Ancak, romana kattığı hayali kahramanlar dışında, uydurma bir şeyin olduğunu söyleyemem.
Vahdettin’in, Mustafa Kemal’e, yüklü miktarda para verdiği, koskoca bir yalandır. Bu kadar parası olan kişi, Sivas’tan Ankara’ya hareket etmeden önce, Osmanlı Bankası şubesinden borç alma gereği duymazdı. Arabalarına yakıt alacak paraları bile kalmamıştı. Ankara’da, lambalarına gaz alma sıkıntıları çekmelerine ne demeli?
Maliye Bakanlığı kasasında beş kuruş kalmadığı günler vardır. Padişah yanlılarının uydurmalarını, tarihsel gerçekler gibi yansıtmak doğru olmasa gerek. Bunları uyduranların amacı kafa bulandırmaktır.
Kaldı ki bu dedikoduların doğru olmasının hiçbir önemi yoktur. Mustafa Kemal’in, Padişah’ı bir kenara itip, ondan bağımsız hareket etmesi, yanlış değildir. Yüklü miktarda para almış bile olsa… Bu paralar, padişah’ın değil halkın parasıdır çünkü.
Çerkez Ethem’in katkıları, sözünü ettiğiniz kitapta yadsınmıyor. İsyanların bastırılmasındaki yardımları küçümsenmiyor.
Çerkez Ethem, Kurtuluş Savaşı’nın ilk aşamasında, yurtseverce davranmıştır. Ama kardeşlerinin kışkırtmasıyla, boyunu aşan girişimlerde bulunmuş; mücadeleyi tehlikeye sokmuştur. İsyanları bastırdıktan sonraki halka zulmetmesi; olur olmaz bahanelerle idam sehpaları kurması; Ankara’yı yargılar bir tutum takınması zamanla ihanet sınırına itmiştir kendisini.
Demirci Mehmet Efe de Çerkez Ethem gibi, düzenli orduyla çatışmış, yenilmiştir. Ama Yunanlılara sığınmamıştır. Bu yüzden de hain ilan edilmemiştir. Çerkez Ethem, Yunanlılara sığınmasaydı hain ilan edilmeyecekti.
Kurtuluş Savaşı tarihini, “resmi tarih” küçümsemesi ile betimlemeyi doğru bulmuyorum. Özgür tarihçilerin hep doğruyu yazdıkları; resmi tarihin ise her şeyi saptırdığını savlayamayız. Kurtuluş Savaşı konusunda, birbirleriyle çok da çeliştiği söylenemez. Asıl çelişki, şeriatçıların yazdığı kitaplarda aranmalıdır.
Mustafa Kemal’le çelişkiye düşen hemen herkesin hain ilan edildiği de doğru değildir. Çünkü Büyük Millet Meclisinde, Mustafa Kemal’le çelişkiye düşmeyenlerin sayısı, çelişkiye düşenlerin yarısı kadar bile değildir.
Devrim sürecinde yapılanları, normal süreçteki gibi değerlendirmek, yanılgıya düşürür bizi. Devrim süreci, duygusallığa en az yer verilmesi gereken bir süreçtir. Devrim ya da savaş sürecinde yaşanan olayları, barış ortamının dinginliği içerisinde değerlendirmek, akılcı bir değerlendirme değildir. Birinde doğru olan, ötekinde yanlış görülebilir.
Onlarca isyanın yaşandığı bir dönemde 150 kadar kişinin hain ilan edilmiş olması çok mu abartılı? Bence değil…
Çerkez Ethem’in eylemi, bildiri imzalamakla sınırlı değildir. Yozgat İsyanını bastırdıktan sonra, Ankara’ya tavır alması, emirler yağdırması; sorgulayıp cezalandırmak için valiyi istemesi; Mustafa Kemal ve arkadaşlarının çalıştığı binayı, silahlı arkadaşları ile basması; Eskişehir Tren İstasyonu’na baskın yapması vb. olaylara ne demeli? İstasyon baskını sırasında Mustafa Kemal, oradan ayrılmamış olsaydı Kurtuluş Savaşı diye bir şey olmayacaktı.
Çerkez Ethem, aftan sonra ülkesine dönmediyse suçluluk duygusunun sonucudur bu.
Yine de isyanların bastırılmasında büyük hizmetleri olduğu için kendisini saygıyla anıyorum. Keşke ağabeylerini dinlemeyip, düzenli orduya katılsaydı. Kurtuluş Savaşı, daha kısa zamanda ve daha kolay, daha az insanın kaybıyla kazanılmış olurdu. Hainlik damgasını da yememiş olurdu.



Sayfa Başı