Artvin Köşe Yazıları

Ayın Şavkı Vurunca
Yazar : Rasim Yılmaz


  • Ana Menü
    • Artvin Haberleri
    • Artvin Genel Bilgiler
    • Artvin Onuncu Köy / Forum
    • Artvin Siteleri
    • BlogEngine Blogum
    • Artvin Sohbet Odası
    • Üye Ol
    • Resim Gönder
  • İlçeler
    • Artvin
    • Ardanuç
    • Arhavi
    • Borçka
    • Hopa
    • Murgul
    • Şavşat
    • Yusufeli
  • Köyler
    • Artvin Köyleri
    • Ardanuç Köyleri
    • Arhavi Köyleri
    • Borçka Köyleri
    • Hopa Köyleri
    • Murgul Köyleri
    • Şavşat Köyleri
    • Yusufeli Köyleri
  • Resimler
    • İl-İlçe Merkezi Resimleri
      • Artvin Merkez Resimleri
      • Ardanuç Merkez Resimleri
      • Arhavi Merkez Resimleri
      • Borçka Merkez Resimleri
      • Hopa Merkez Resimleri
      • Murgul Merkez Resimleri
      • Şavşat Merkez Resimleri
      • Yusufeli Merkez Resimleri
    • Manzara Resimleri
    • Yayla Resimleri
    • Göl Resimleri
    • Baraj Resimleri
    • Kış Manzara Resimleri
    • Tarihi Yerler Resimleri
    • Boğa Güreşleri Resimleri
    • Festival ve Şenlik Resimleri
    • Rafting Kano Resimleri
    • Çiçek Böcek Hayvan Resimleri
    • Ahşap Yapı Resimleri
    • Eski Alet-Edevat
    • Siyah Beyaz Kareler
    • El Sanatları
    • Yiyecek İçecek Resimleri
    • Diğer Artvin Resimleri
  • Müzikler
    • Tulum Müzikleri
    • Davul-Zurna Müzikleri
    • Artvin Türküleri
    • Akordeon Müzikleri
    • Org Müzikleri
    • Tulum Dinle
    • Artvin Türküleri Dinle
  • Videolar
  • Yazılar
  • Şiirler
  • Barajlar
    • Artvin Deriner Barajı
    • Borçka Barajı
    • Yusufeli Barajı
    • Muratlı Barajı
    • Bayram Barajı
    • Bağlık Barajı
  • Servisler
    • İletişim
    • Sitemizi Eşe Dosta Duyurun
    • Ziyaretçi Defteri
    • Sıkça Sorulan Sorular
    • Yardım
    • Biz Kimiz?

  Artvin Köşe Yazıları

 Geldiniz !!!  Anasayfa » Artvin Yazılar »Kültür ve Sanat



»Ayın Şavkı Vurunca


Yorum yazabilmek için lütfen giriş yapınız.


Yazı Ekle

Paylaş  

ÖYKÜ
Ayın Şavkı Vurunca
Rasim YılmazRasim Yılmaz
    
Bakmayın siz onun ağarmış saçlarına. Gençliğini dolu dolu yaşadı. Hiçbir düğünden, eğlenceden, seyirden, serüvenden geri durmadı.
Bu hızlı yaşamı içerisinde gittiği her yerde gözü hep genç ve güzel kızların üzerinde oldu. Sonunda Zegeriyalı Fadime’ye fena yaktı abayı. Fadime de Fadime’ydi hani! Kaş göz, boy bos yerindeydi. Düğünlerde çevre köylerin erkekleri Fadime’yi görmek için fırsat kollarlardı da Fadime öyle her olur olmaza dönüp bakmazdı. Muhtarın kızı olması da ayrı bir gurur kaynağıydı Fadime için. Havasından geçilmiyordu.
İsmail’se; boylu poslu, karakaş, karagöz, badem bıyık, sırım gibi kara yağız bir delikanlıydı. Biraz deli doluydu ama olsundu. Deli doluluk ona yakışıyordu.
Fadime kız, bir düğünde, elinde ipek mendil, dalgalı saçlarını sağa sola savurarak barbaşını çekmekteydi. Fadime’yi ilk gördüğünde ateş düştü İsmail’in yüreğine; dili tutuldu, elleri titredi, dizlerinin bağı çözüldü. Sanki gök ışımış, ay doğmuştu…
Kimseler anlamasın diye bir çocuğa soruverdi ay parçasının kim olduğunu.
Çocuk umursamaz bir tavırla:
-Ha şu barbaşındaki muhtarın kızı, havalı Fadime mi? diye yanıtladı.
İşte o günden beri İsmail’in gözüne uyku girmedi. Nerde bir düğün olsa İsmail, Fadime’yi arar oldu. Sonunda bir gün çeşmenin başında Fadime’yi kıstırıp yazmasını kapıverdi.
Yazması gidince dünya yıkılıverdi Fadime’nin başına. Yazma demek namus demekti. Artık kimseler yüzüne bakmaz olurdu.
Fadime yalvarıp gözyaşı döktü; İsmail’den yazmasını geri vermesini istedi. İsmail, kendisiyle evlenmeye razı olmazsa yazmasını vermeyeceğini söyledi. Fadime açtı ağzını yumdu gözünü:
-Eğer ki beni böyle zorla yar etmeye çalışırsan, ölürüm de sana yar olmam. Benim seveceğim delikanlı, mert olmalı, yiğit olmalı, ayak bastığı toprak titremeli, yoldan geçerken şiddetinden söğüt dalları yere eğilmeli. Yiğit dediğin, sevdalısının yazmasını alan değil, sevgi ile yüreğini çalandır…
Bu sözler karşısında adeta yıkılıverdi İsmail. İçine sığamadığı dünyası alt üst olmuştu. Fadime, zayıf yerine vurmuştu hançerini. Utandı, utandı…. yaptığını yakıştıramadı kendine. “Ulan İsmail yazıklar olsun sana, yakıştı mı şanına bir kızın yazmasını başından almak?” diye söylendi içinden. Yüzü yerde, üç düğmesi açık olan gömleğinin içinde tam kalbinin üzerine sakladığı yazmayı ağır ağır çıkardı, birkaç adım atarak:
-Bu aptalın kusuruna bakma Fadime’m, ama bil ki artık ben sensiz yaşayamam, dedi; gerisini getiremedi. Sözler boğazında düğümlendi. Yazmayı uzatıp Fadime’ye verdi.
Fadime yazmayı alır almaz bir şey demeden arkasını döndü. Dönerken barbaşında salladığı ipek mendilini yere bıraktı. İşte o anda İsmail’in yüreğinde bir kez daha şimşekler çaktı.
İsmail bakakaldı Fadime’nin arkasından. Ne diyeceğini bilemeden, ipek mendil elinde, uzun süre kalakaldı. İki yürek sevdası can bulmuştu ipek mendilde…
Çeşmenin başında Fadime’nin yüreğine ilk sevda ateşinin düştüğünün işaretiydi ipek mendil.
İsmail, çevresinde dolaştıkça Fadime kızın yüreğinde de sevda büyümeye başlamıştı.
Gün geçtikçe yüreklerdeki sevda da dillere dolanır oldu.
Sevdalar büyümüş, sabırlar tükenmeye başlamıştı. Yanan aşk ateşinin dumanı herkeslerce görülür olmuştu.
İki gencin sevdasını artık herkes biliyordu. Bu sevdayı en son duyan da kızın babası olmuştu. İşte asıl olanlar ondan sonra oldu. Babası, Fadime’ye çeşme gitmesi için bile izin vermedi. Ama muhtar sevdalara kilit, gönüllere kelepçe vurulamayacağını bilemiyordu...
İsmail’in babası Sıddık Ağa, yanına aldığı üç beş sözü geçer köyün ileri geleniyle, kim bilir kaç kez çaldı muhtarın kapısını. Ama her seferinde eli boş dönüverdi.
Muhtar, Nuh deyip peygamber demiyordu. Oğlan tarafına yok diyor, yoksul diyor, kırk dereden su getiriyordu. Laf anlamaz, söz dinlemez olmuştu. Ama gönül ferman dinler mi? Muhtarın her yok deyişinde, iki gencin sevdaları dağ dağ olup büyüyordu. Herkes anlamıştı da bir tek muhtar anlayamamıştı bu sevdanın büyüklüğünü, yakıcılığını…
Babasının yasakları yüzünden Fadime, evden çıkamıyordu. Sevdasından ötürü Fadime’nin ince hastalığa yakalandığı konuşulur olmuştu köyde. Hatta babasının, Fadime’yi gizlice doktora götürdüğü, doktorun; “Bu kızın durumu iyi değil, ince hastalığa yakalanmış, iyileşmesi imkânsız, kışa kalmaz ölür” dediği söylentileri yayılmıştı. Herkes Fatma’ya acıyor, ama muhtarın inadı kırılamıyordu.
Derken Sıddık Ağa, son bir kez daha koyuldu yollara. Gitmek istemiyordu aslında. Ne var ki söz geçiremiyordu oğlunun sevdalı yüreğine. Evlat bu; gitmese olur muydu? Her adım atışta ayakları geri çekse de, yüreği “Yürü be Sıddık!...” diyerek, mahmuzladı yaşlı yağız atını. Kapıdan kovulacağını bile bile, iki sevdalının hatırına son bir kez yine yollar düşmüştü. Komşu köyden hatırı sayılır iki kişiyi de almıştı yanına.
Akşamın alacakaranlığında köye ulaştılar. Cılız bir ses akşam ezanını okuyordu. Köpekler köyün girişinde havlayarak karşıladı gelenleri. Sıddık Ağa itlere kızdı:
-Bre itoğlu itler, sizi muhtar mı gönderdi? Hadi defolun buradan, şamata etmeyin!...
Sıdık Ağa, öyle koyunu, kuzusu, atı, yatı, katı olanlardan biri değildi. Birkaç kulak tarlası, yaşlı naçar bir atı, bir çift öküzü, bir mozisi, beş on kuzusu, bir dügası, iki ineği, bir gedeği vardı. Bütün varı yoğu bunlardı. Ama dünya yansa içinde bir horom otu yanmayanlardandı. Gün boyu elleri arkasında gezerdi. Ağalığı da buradan dolayıydı.
Muhtarın kapısında bir süre bekleyerek müşavere etiler. Sonra da Sıddık Ağa, elindeki fındık değneği ile ahşap kapıyı birkaç kez dövdü.
Başına, üzerine çit bağlanmış, oyalı beyaz yazma örtülü, beline şal kuşak sarılı, orta yaşlarda şişmanca bir kadın açtı kapıyı. Gelenleri tanıyınca ne yapacağını bilemez bir halde sağa sola bakındı. Sonra da yazmasının göğsüne sarkan kısmıyla acelece ağzına yaşmak yaptı, hiçbir şey demeden geri çekilip kapıyı sertçe kapadı.
Gelenler neye uğradığını şaşırarak birbirlerinin yüzüne baktılar.
Aziz Ağa arkadaşlarına dönerek:
-Şimdi ne yapacağız? Kadın kapıyı suratımıza çarptı. Belli ki muhtar da evdedir. Bizi içeri almayacaklar, dedi.
Nevzat Ağa, gür sesiyle, içeridekilerin de duyabileceği şekilde bağırdı:
-Muhtar!... Bu yaptığın sana yakışmadı muhtar… Biz buraya düşmanlığa değil, dostluğa geldik. Takdirde ne varsa o olur. Ama bu yörede misafirin suratına kapı kapanmaz.
Az sonra ahşap kapı gıcırdayarak yeniden açıldı. Muhtarın ayağında siyah yünden örülmüş şal pantolon, üzerinde siyah deri yelek, başında da beş köşeli siyah bir şapka vardı. Bir elinde kırmızı renkli kehribar tespihi, ötekinde henüz bitmemiş sigarası. Öylesine sessizlik oluştu ki, yeleğin cebindeki köstekli saatin tik tak sesleri duyuldu. Ayağının birini kapının eşiğinin dışına atarak gelenlerin yüzüne bakmadan:
-Nevzat Ağa, dediklerini duymadım sanma, diye çıkıştı.
Sigarasından bir nefes çekip konuşmasını sürdürdü:
-Beni yeterince tanımayanlar bilsin diye söylüyorum. Bugüne kadar bu kapıdan hiçbir Tanrı misafiri geri çevrilmemiştir, bundan sonra da çevrilmeyecektir. Ancak ne yapayım ki Sıddık Ağa laftan anlamıyor. Bir bardak çayımı içince kendisine yüz verilmiş sanıyor. Yüz verdiğimi sanınca da astarını istiyor. Başka zaman kapım sizlere gene açık olacak. Lakin niyetinizi bildiğim için, bu kapı bu adla gelen herkese bugün olduğu gibi, bundan sonra da hep kapalı olacak. Şimdi, Allah’ın selameti başınıza olsun. Gidin, kısmetinizi başka kapılarda arayın. Nasıl geldiyseniz öyle gidin ve bir daha da bu niyetle bu kapıya gelmeyin!
Sigarasından bir nefes daha çekerek izmariti dışarı attı. İçeri çekilip kapıyı kapamak üzereyken Aziz Ağa :
-Muhtar, muhtar!... diye seslendi.
Muhtar, Aziz Ağa’nın konuşmasına fırsat bırakmadan:
-Aziz Ağa bilirsin seni severim, incitmemi istemiyorsan tek bir laf dahi etmeden çek git buradan, dedi ve içeri girerek kapıyı hızlıca kapadı.
Aziz Ağa:
-Peki muhtar, beni içeri almadan kapıdan kovduğun sürece, benim seninle zaten işim olmaz, dedi ve elindeki değneği hırsla yere çarparak dönüp yürüdü. Arkasından Sıddık Ağa ve diğerleri de yürüdü. Köye girerken ortalığı velveleye veren köpeklerden eser kalmamıştı…
Evlenmelerinin olanaksızlığını anlayan İsmail, aracılarla Fadime’ye haber saldı, kaçırmak istediğini bildirdi. Fadime de içi kan ağlayarak kaçmaya hazır olduğunu iletti.
Oysaki o ne hayaller kurmuştu Fadime gelin olacağı güne dair… Gelin olunca süt beyaz kır ata binecekti. Başka atlarda kırmızı gelinlik pek açmıyordu. Atın üzerindeyken bir de kırmızı valası olacaktı başında. Davullar çalacak, en az yüz atlı makar kapılarına dayanacaktı. Telli duvaklı gelin olarak alınacaktı evinden. Atlar papağa sürülecek, pehlivanlar elleşeceklerdi. Mermiler havada uçuşacaktı. Çocuklar bahşiş alabilmek için cereklerle yollara çeper kuracaklardı. Hele o büyümüş, birer delikanlı olmuş olan dünkü çocukluk arkadaşları… Yolun içine masa kurup delikanlı parası isteyeceklerdi sağdıçtan. Sonra da aldıkları o parayla koç alıp kebap vuracak, gün boyu kendisini konuşacaklardı. Hatta içlerinden bazıları belki de:
-Ulan bizlerden bir halt olmaz, gül gibi kızı elimizle teslim ettik elin Usotlusuna!... diyerek üzüntülerini dile getireceklerdi…
Makar, İnce dere’den geçerken delikanlılar kız yengesinden kete isteyeceklerdi. Usot’a ulaştıklarında İsmail’i elinde tüfek, bacada kendisini bekler bulacaktı. Başından atılacak olan şekerleri çocuklar kapmaya çalışacaklardı. Sıddık Ağa kendisi için kurban keser miydi? diye düşünmeden edemedi. Sonra da “Ammaaaan, kesse ne olur, kesmese ne olur, ne önemi var ki!...” diye düşündü. Şimdi hayallerinin yıkılışına mı üzül sündü, yoksa bin bir zorlukla kendisini bu yaşa kadar büyütüp yetiştiren ailesine karşı gelerek kaçacak olmasına mı? Şaşırıp kalmıştı.
İsmail, köyden iki at aldı. Birine kendisi ötekine de en güvendiği arkadaşı Metin bindi. Yola koyuldular.
Aksilik bu ya, o akşam da muhtarın evine birkaç komşusu oturmaya gelmişti. İsmail, geldiğini Fatma’ya bildirmek üzere, önceden kararlaştırdıkları gibi, çobandeğneğini evin önündeki ayakkabıların üzerine çapraz şekilde koydu.
Fadime, İsmail’in gelip gelmediğini anlamak için gece boyunca bir bahane uyduruyor, her beş dakikada bir ayakkabılığı kontrol ediyordu. Hatta bir ara annesi:
-Kızım, ne ikide bir girip çıkıyorsun, otur oturduğun yerde, diye azarladığı bile oldu.
Sonunda Fadime, ayakkabıların üzerinde değneği gördü. Kalbi yerinden fırlayacakmışçasına atmaya başladı.
Geç vakte doğru konuklar kalkıp gittiler. İş güç zamanı olmasından ötürü gelenler fazla bile oturmuştu. Muhtar bu duruma söylenerek salonun yanındaki odasına çekildi. Arkasından annesi de yattı. Kendisiyle aynı odayı paylaşan kardeşi çoktan uyumuştu bile.
Fadime, kendisine de yatmış süsü vermek için önce petrol lambasına üfledi. Üzerindeki giysileri çıkarmadan yorganın altına girdi. Zamanı algılamakta zorlanıyordu. Evdekiler yatalı beş dakika olmamasına karşın, sanki aradan saatler geçmiş, ev halkı da uyanıvermişti. Kalbi öylesine çarpıyordu ki, kalp atışlarını anne ve babasının duyacağı kuşkusuna kapılmıştı. Sakinleşmeye çalışıyor, bir türlü başaramıyordu. Babasının horlama sesini duyulunca rahatlar gibi oldu. Herkesin uyuduğuna inanınca usulca yatağından kalktı. Önceden yüklüğün altına gizlediği yükte hafif, pahada ağır bohçasını aldı. Ses çıkarmaması için gündüzden menteşelerini yağladığı kapıyı açıp avluya çıktı. Uyanan olup olmadığını kontrol için bir süre sessizce bekledi. Kimseden ses çıkmayınca dış kapıyı açıp dışarı süzüldü.
İsmail de heyecandan çatlamak üzereydi. Kendini yatıştırmak için bir maniyi mırıldanıp duruyordu:
Damda kırat beslerim
Ben Fadime’yi isterim
Fadime bana kaçarsa
Şeker ile beslerim

Fadime dışarı adımını atara atmaz, İsmail’in elini elinde hissetti. Her ikisinin de kalp atışları sanki o sessizlikte yankı yapıyordu. Sessizce yürüdüler. Köyün çıkışında Balcı Cemil’in arılığının arka tarafında atlarla kendilerini bekleyen Metin’in yanına gittiler. Metin de ürkek ve tedirgindi:
-Yahu çocuklar amma geciktiniz ha! Nerde ise sabah olacak!... diye çıkıştı.
Aylardan haziran, günlerden 22’sinin 23’üne bağlandığı geceydi, yani gündönümüydü. İki sevdalı atlara atladıkları gibi, önde İsmail, arkada Fadime, ay ışığının altında, yeni bir yaşama doğru yola koyuldular…
Ziyaret’in başına geldiklerinde atlardan indiler, el ele tutuşarak dağın yamacına oturdular. Ay ışığında Dere boğazı vadisi sanki ayaklarının altındaymış gibi gözüküyordu.
Başını gökyüzüne çeviren Fadime:
-İsmail, bu gece ay daha mı parlak ne? diye söylendi.
İsmail de:
-Evet Fadime’m, ayın şavkı yüzüne vurmuş!.. diye karşılık verdi.

ÖZSÖZLER
*Hayatta en büyük zevk başkasının "yapamazsın" dediğini yapmaktır.
W. Bagehot]
*Sırtından vurana kızma, ona güvenip arkanı dönen sensin. Arkandan konuşana da darılma, onu insan yerine koyan yine sensin.
Bukowski

FIKRALAR

Fadime’nin kedisi

Temel, Fadime’nin kedisinden nefret etmektedir. Bir gün kararını verir ve Fadime evde yokken kediyi yakalayıp, arabasına koyar.

1-2 kilometre kadar ileride, bir köprünün yanına bırakıp evine döner. Kapıyı açıp eve döndüğünde bir de bakar ki, kedi sepetinde oturuyor.

Kedi




Fotoğraf : Rrasim Yılmaz
Ertesi gün, Fadime’nin evden çıkmasını bekleyip, kediyi yine arabaya atar. Bu kez 5-6 kilometre ötedeki bir kasabada, bir çöp konteynerinin içine bırakır.

Eve döner, kapıyı açar, kedi yine başköşeye kurulmuş, Temel’e kötü kötü bakıyor...

Ertesi gün işi iyice inada bindirir, kediyi yakaladığı gibi 10-15 kilometre direksiyon sallar, bulduğu her tali yola girer, kedi yönünü kaybetsin diye çeşitli şaşırtmaca yollara girer, daireler çizer.

Sonunda yaptığı işten iyice emin olunca, arabayı durdurur ve kediyi bırakır. Arabasına atlayıp, evinin yolunu tutar.

Saatler sonra Temel evine, Fadime’ye telefon açar;

- Uy Fadime, kedi yanında mi? - Evde, niye soriysun da? - O ibne’yi telefona ver hemen. Kayboldum; yolu tarif etsin.


ŞAİRLER, ŞİİRLER
HOŞÇAKAL ŞİİR YÜREKLİ ADAM!!!
RUŞEN HAKKI
Şair, yazar ve Gazeteci, sürekli sarı basın Kartı sahibi olan Ruşen Hakkı vefat etti.
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi´nde, 2 aydır böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi gören yazar 11 Nisan 2011 günü aramızdan ayrıldı.
Kendisini sayısız kitaplarından tanıdığımız sevgili Hakkı Ağabeyi, 2009 yılında Kocaeli’nde, Özgür Kocaeli gazetesi ziyaretimde hemşerimiz Ruhan Odabaş Hocam tanıştırdı. Yakınlarının, sevenlerinin, dostlarının, okurlarının, tüm aydınların başı sağ olsun!

Ayakta Rasim Yılmaz. Soldan Sağa Ruşen Hakkı, Ruhan OdabaşAyakta: Rasim Yılmaz. Soldan Sağa: Ruşen Hakkı, Ruhan Odabaş




Ruşen Hakkı
21.7 .1936 yılında Kütahya´da doğan Ruşen Hakkı, Kütahya Erkek Sanat Enstitüsü´nden mezun olduktan sonra, İstanbul´da açılan Tapulama Kursu´nu bitirdi. 1964 yılından bu yana İzmit’te yaşayan yazar, "Yollarda" adlı ilk şiiri 1954 yılında Yeşilay dergisinde yayınlanan Hakkı´nın daha sonra şiir, kitap tanıtma yazıları ve hikâyeleri Türk Dili, Yeni Ufuklar, Soyut, Varlık, Yeditepe, Güney, Dost, Yansıma, Yeni Adımlar, Kıyı dergiler ile Milliyet, Yeni Ortam, Kocaeli gazetelerinde yayımlandı. Türkiye Yazarlar Sendikası, İnsan Hakları Derneği, Dil Derneği, Basın Konseyi ve Edebiyatçılar Derneği üyesi olan Hakkı´nın eserleri şunlar: "Şiir: Köprü, Yuvarlak Masa Oturumu, Hüznün Dalgın Kuşları, Dağlama, Çakmaktaşı Kav Kıvılcım, Canevimden, Üretimde Sevda. Hikaye: Sokağın Ucu Deniz, Irmak, Kentin Konukları, Sırtı Çil Çiçeği Bahçesi Kadın, Elini Hünerle, Kuşlara Yelek Giydir, Benim Sevgili Papatyam. Roman: Umudun Çiçeklendiği Günler. Günlük: Bir Şafaktan Bir Şafağa"
Dostlarının dilinden Ruşen hakkı

*Yayıncısı, dostu Şair Güngör Gencay, “Ruşen Hakkı ve sanatını tanımayan kimse yoktur. İzmit’te sanatçılar için bir ışıldaktı. Hem yeni sanatçıların yol göstericisi hem de sanatçılara sığınaktı. Kendisi “Bana benzeyen adam” derdi benim için… Giderken Güngör’ün de yarısını götürdü.”

*Özgür Kocaeli Gazetesinden Ruhan Odabaş, “11 yıldır sırt sırta çalışıyorduk, dostluğumuz daha da eski. Arkadaşım, dostum, ustamdı… Yokluğuna alışılamayacağız.”

*Yakın arkadaşı, Yazar Afşar Timuçin, “Ruşen Hakkı Türk şiirinin önemli bir adıdır. O, hem bir halk adamıydı hem de derinlemesine düşünen bir aydındı. Genç insanlar, onun şiirinden de kişiliğinden de çok şeyler öğrendiler ve öğrenecekler. Ölümü erken oldu ama buna ölüm demek pek uygun düşmese gerek.”

*Şair dostlarından Osman Bozkurt, “Ruşen Hakkı sadece İzmit’in değil hepimizin kaybı. O sadece şair olarak değil, aynı zamanda bir aydın olarak da ışık tuttu dünyamıza. Ülkemizin karanlıklarından acı duyan aydınlık bir dünya için yüreğini ortaya koyan bir insandı. Eksikliğini giderecek olan sadece geride bıraktığı eserler olacaktır. Yanında götürdüğü birikimi ise bir boşluk olarak hep kalacaktır.”

Ruşen HakkıRuşen Hakkı’nın ardından dostlarının dilinde şu şiiri vardı;
Yürüdüm yol boyu ayıklayıp dikenleri
Sevgi çiçekleri ektim acının saksısına
Belki sular diye gelip geçenler
Bir şey bulamadınızsa dilimde
Ölürüm toprak olurum
Çiçek veririm günün birinde”.
(Kaynak Evrensel)

Yırtılan Gecede

Gece yırtıldı
Göğü gördüm
Şaşılası yakındı
Yıldız toplardım
Çocuk olsaydım!

Gece yırtıldı
Denizi gördüm,
Bir alev topuyla geldi
Gölcük´te kavaklı´yı
Değirmendere´de
Sahili yutan dalgalar

Gece yırtıldı
Çaresizliği gördüm
Batacak bir gemiydi sanki ev
Öylesine korkunç sallandı
Ve bütün sesleri boğdu
Dipten gelen uğultu

Gece yırtıldı
Korkuyu gördüm
Savruldum oradan oraya
Ve inanılmaz bir aşkla sarıldım
Kırk yıllık karıma...

Böylesi Hasretin

Kapıyı çaldım ses yok, içeri girdim
Seslendim usulca: nerelere saklandın?
Ve birden ürktüm sensizliğimden,
Uçup gitti pencereden aklım
Bırakıp gitmişsin öylece herşeyi,
Sevmediğin halde dağınıklığın her türlüsünü.
Divanda sıcaklığını, aynada yüzünü unutmuşsun,
Mutfağın bir köşesinde yanık Yemen türküsünü
Ve iyi ki unutmuşsun silmeyi gözlerinin izini,
Her odada kokun ve çok sevdiğim hüznün
Ve terliklerinin duruşu...ardından koşar gibi
Terli, soluk soluğa ve öylesine üzgün!
Hemen elimin altında divandaki sıcaklığın,
Diyorum: nereye gidebilir bir not bile bırakmadan!
Belki çarşıdasın, belki bir kahve içimi komşuda,
Huyundur, uzak yere gitmezsin çiçekleri sulamadan.
Sıkıldım su içtim, televizyonu açıp kapadım,
Aynadaki yüzünü öptüm, terliklerini düzelttim,
Avuçlarıma yaydım divandaki sıcaklığını,
Dedim:görülmemiş böylesi hasretin!
Oysa daha bu sabah uğurladın beni,
Dedin:erken gelirsen sinemaya gideriz
Belki dondurma yeriz sinema çıkışı
Parka uğrar ev kaçkını kedileri severiz
Birden sesi kapıda dönen anahtarın
Döndürüyor uçup giden aklımı yuvasına
Ve ´´seni seviyorum´´ derken öptüğüm yanağın
Bir kırmızı gül gibi düşüyor avuçlarıma
Sevdim Seni Ey İnsan
Ben ölmem
İşimi bilirim ben
Ecel zangoçlarını bile
Bir çırpıda atlatırım
Sıfır denize yuvarlasanız
Lime lime doğrasanız kafamı
Bu odalardan bu kitaplardan
Ayrılamam ayrılamam
Dört elle yapışırım sokaklara
Mavilere beyazlara abanırım
Güzellikler beni yormaz
İnan olsun yaşlanmam
Hiçbir şeyden ürkmem
Kim ne derse desin
Ey insan seni sevdim
Ben ölmem ben ölmem
Beşi onu bir gelirdi kızların

Vücutları dimdik saçları darmadağın
Dağılmasını beklemezlerdi kalabalığın
Allık pudra düzgün hem de bir yığın
Beşi onu bir gelirdi kızların
Ayrı bir tavırla geçerlerdi önünden karpuzların
Koşarak durarak gülerek
Kimi zaman atak kimi zaman ürkek
Akıllarında tek düşünce erkek
Beşi onu bir gelirdi kızların
Onlar aşığıydı delicesine sazların
Düşmezdi dillerinden hiç Bimen Şen merhum
Öylesine çalım öylesine kurum
Ağızlarında horoz şekeri ve latilokum
Beşi onu bir gelirdi kızların

« Önceki Sonraki »

Yorum yazabilmek için lütfen giriş yapınız. Arkadaşıma Yolla
Beğendim
  • Currently 3.5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
5 kişi oyladı Ortalama 5 üzerinden 4.2 yıldız aldı.


Yazar :Rasim Yılmaz Yayım Tarihi :15 Nisan 2011 CmaOkunma :1610

« CHP'yi Eleştirmek

Sınavların Kaldırılmasını İstemek Neden Yanlıştır »





Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları

Mustafa Bilir; Samsun 19 Mayıs Lisesi Anıları-2 için yazdı,
Orhan Aksu; Sermaye Tapınakları Kentleri Bilim için yazdı,
Mustafa Kemal Emül; BLATTA ORİENTALİST´İN SİVAS GÜNCESİ için yazdı,
Namık Tipioğlu; BLATTA ORİENTALİST´İN SİVAS GÜNCESİ için yazdı,
Mustafa YAVUZDEMİR; Gençliğe Hitabe de Kaldırılmalı…! için yazdı,

Son Eklenen Köşe Yazıları

  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-3
  • Ulusal Bayramların İçi Boşaltılıyor mu?
  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-2
  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-1
  • Atatürk Dinsiz miydi?

   Yazar Hakkında

Rasim Yılmaz

Yazar - Müzisyen
1959 yılında Ardanuç Tosunlu köyünde doğdu.
usotlurasim@mynet.com

Diğer Yazıları

  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-3
  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-2
  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-1
  • Deli Petro ya Akıllı Olsaydı!...
  • 1 Mayıs'ın Ardından
  • Pizzaya Kurban Edilen Kültürümüz...
  • Göç ve Gurbet
  • Darbecileri Yargılama Kandırmacası
  • 68 78 Kuşağı ve Yaşlanan Bizim Gençlik...
  • Cemre
  • Dokunma Artvin'ime
  • Tombul ile Çintal
  • Artvin'den Vazgeçmeyeceğiz
  • Ya Maden Ya Artvin
  • Artvin'i Vermeyeceğiz
  • Artvin'e Artvinli'ye Dokunma
  • İnsanlar, Develer ve Anadolu Yürüyüşü
  • Üç Fidanın Yanına Bir de Çınar Gönderdik
  • 41 Kere Maşallah 2.Bölüm
  • 41 Kere Maşallah
  • Açık Hava Müzesi Ardanuç-Adakale
  • Çoçuklar Bayramınız Kutlu Olsun
  • Ayın Şavkı Vurunca
  • 41 Yıl Sonra Aşık Efkari
  • Arife
  • Ben Ne Bilem Takdirimde Neler Var...
  • Artvin'in Dağlarında
  • Buluntunun Yadigarı
  • Kırşehir'de Artvin Günü
  • Haydi Çek Arabanı
  • Güllüşah
  • Hocam Benim Düğünüm Varmış
  • Valinin Çinçarları
  • Ulla Karadeniz
  • Hoşçakal Yüksel Ağabey
  • Koşuyor Adem
  • Babalar da Ağlar
  • Hukuk ve İnsan Hakları Yolunda Onurlu Bir Savaşımcı
  • Kırmızı Güllü İpek Mendil
  • Ömer Tabak ve Artvinli Gülhani
  • Tükenmeyen Memeleket Özlemi
  • Artvin Günlerine Milletvekillerinden Büyük Destek
  • Büyülü Fırça
  • Yusufeli Ankara'ya Taşındı
  • Gurbette Artvin'i Yaşayan Bir Artvinli
  • Çoçuk Avcılarla Kurtların Dansı
  • 100'e 10 Kala Ardanuç'un Çınarı Ali Atalay
  • Türkiye-Gürcistan Halk Müziği Elçisi & Bayar Şahin
  • Köy Düğünü
  • Doktor Can Derdinde !
  • Türküler Külliyatı
  • Loli
  • Güneşin Çoçukları
  • Uğurlar Ola Ağır Abey 2
  • Uğurlar Ola Ağır Abey
  • Ferhat ile Şirin
  • Şaşortkovanlar (Kardelenler)
  • İncili Çavuş Anç'lı mıydı ?
  • Samushar (Üçırmak) Dedikleri
  • Kanlıkaya
  • Artvin'den Elinizi Çekin
  • Tam Artvinli Olabilseydim Keşke Keşke Keşke
  • Usot'ta Türkü Şöleni II.Bölüm
  • Usot'ta Türküler Dile Geldi
  • Apar Beni
  • Doğa ile Barışık Bir Halk
  • Dere Bizim Yerimiz Suyu Alın Terimiz
  • Terbiyasuz
  • Gül Doğru Adrese Gidermiş
  • Kadını Soy !
  • Artvin Ölçeğinde Türkiyede'ki Hes Gerçeği
  • Doğanın Emekçisi Ağaçlar
  • Hesler ve Çevresel Sorunları
  • Derelerimiz Özgür Akacak
  • Geldiğiniz Gibi Gidin
  • Başkentte Kazım Koyuncu Anması
  • Ben Artvin'im Dostlar
  • Kaybolan Köyüm
  • Üç Fidan Üç Darağacı
  • Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
  • Türkiye´de Özürlü Olmak
  • Özel Mülkiyet ve Kadınlar
  • Emekçi Kadınlar Günlüğü
  • Tekel Günlüğü
  • Önemli Olan Sağlıklı, Amaçlı, Onurlu Yaşamak...
  • Balkanliya
  • Artvin´de Sosyal ve Toplumsal Yapı
  • Dah Deyin Kızlar Dah Deyin
  • Lom´lar
  • Tosunlu (Usot) İyi Köydür
  • Tekel İşçisi Yalnız Değildir
  • Dingil
  • İş Emek Yoksa Barış da Yok
  • En Şanlı Bizim Kınalı
  • Yan Peleş
  • Anne Benden Politikacı Olur mu?
  • Kargalar Siyasetçiler ve Yeni Yıl
  • Anne Musalla Taşı Ne Demek?
  • İkinci Sınıf İnsanlar
  • Yayla Gelinleri Yayla Kızları
  • Eşkiya
  • Almanya'dan Gelen Mektup
  • Hoşçakal Artvin Sevdalısı Kardeşim
  • Prof. Dr. Haluk Vahaboğlu'ndan Domuz Gribi Açıklamaları
  • Yenge
  • Sağlığa Adanmış Bir Ömür
  • Köroğlu Diyarında Bir Artvin'li
  • Artvin Sıcaklığında Bir Ürgüp'lü
  • Deprem
  • Gölhisar Halkı Zehirleniyor
  • Tebrikler Gençler
  • Cehennem Deresi
  • Hoşçakal Büyükbaba
  • Arzuhalci Efkari
  • Ayı Destanı
  • Ayı Ayılığını Yapınca
  • Ardanuç'ta Türkü Gecesi
  • Özüm, Mayam, Türkülerim; Usot
  • Ekmeği Kutsal Yapan Emektir
  • Ölüm Tünelleri
  • Barış Süreci ve Kürt Açılımı
  • Bir Yatakta 40 Ayak
  • Artvin Gezi İzlenimleri Bölüm 3
  • Gezi İzlenimleri Bölüm 2
  • Çuruspil'de Şenlik Var

   Yeni Köşe Yazıları

Son yazılar en yeni en üstte
Rasim Yılmaz Rasim Yılmaz

Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-3

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Ulusal Bayramların İçi Boşaltılıyor mu?

Rasim Yılmaz Rasim Yılmaz

Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-2

Rasim Yılmaz Rasim Yılmaz

Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-1

İbrahim Erol İbrahim Erol

Atatürk Dinsiz miydi?

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Anneler Günü İçin Önerim

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Samsun 19 Mayıs Lisesi Anıları-2

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Yılmaz Erdoğan ve Tayyip Erdoğan


   Üye Girişi

 
Kullanici adi ve sifre alani büyük-küçük harflere duyarlidir.
Yeni Üye Kaydı
Kayıp Şifre
Giriş Yardımı Giriş Yardımı

   Galeri Son Resim

Artvin resimleri son eklenen resim dosyası.Artvin Manzara Resimleri kategorisinde.

Tekin Böbrek

tarafından eklenmiş.
» Ardanuç Çakıllar köyü
Ardanuç Çakıllar köyü
Resim kategorileri içerisinde yayla resimlerini beğeneceğinizi umuyoruz.

www.artvin.biz'de şu an dolaşan 12 kişi bulunmaktadır.www.artvin.biz bugün 1067 tekil kişi,8523 çoğul kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
2012 yılı toplam 1222333 tekil kişi, 10800384 çoğul kişi tarafından ziyaret edilmiştir.Ip numaranız 38.107.179.208 'dir.
www.artvin.biz'de toplam 13945 üye bulunmaktadir.Son Üyemiz birkangenc
Online Üyeler:


Sayfa olusumu: 0,609375 saniye
© Artvin biz 2005-2012 Coded&Design By Cengiz Gündüz  

BlogEngine | Artvin Siteleri | Resim Gönderin | İletişim | Arkadaşınıza Tavsiye Edin | Kullanım ve Gizlilik Sözleşmesi


Rss rss Haberler | Resimler | Videolar | Sitemap25 Mayıs 2012 Cma Saat: 00:29:20 Css | Sayfa Başı