Artvin Köşe Yazıları
»İsmail Emmi
Bir İsmail Emmi vardı bizim köyde. Adıyla sanıyla Kör İsmail derler. Her köyün bir İsmail Emmisi vardır ya hani. İşte onlardan...
İsmail Emmi ufak tefek, tek gözü kör bir adamdır. Ak pak saçları ile eski Yunan’dan kalma bir filozof sanırsınız onu. Çehresinin orta yerinde kırmızı, mor, okkalı bir burnu vardır ki görmeye değer. İsmail Emmi, Dedem Korkut zamanından kalma bir bilge kişidir. O, yeteneği ile tam bir “Meddah”, anlattığı öykü ve nükteleri oynama becerisi ile harika bir oyunun baş aktörüdür.
İsmail Emmi, köy kahvehanesine geldiğinde ağaçtan iskemlesine ters oturur, dirseklerini iskemlesine dayar, piposunu yakar ve çağırır köyün uşaklarını başına. “Gelin bakalım hele uşaklar ne anlatacağım size.” Herkes filmin başlamak üzere olduğunu bilir, çepeçevre sararlar İsmail Emmi’nin etrafını. Öyle bir anlatır ki, çoğu zaman çağlayanlı, coşkulu bir nehir gibi akar akar... İsmail Emmi anlatırken zamanı unutursunuz. Anlattıklarının doğru olup olmadığını aklınıza bile getirmezsiniz. Ondan dinlediğiniz olayların veya öykülerin hemen hepsi ya hiç olmamış, yaşanmamış ya da kırıntı nispetinde gerçek payı olan olaylardır. Ama İsmail Emmi taşı öyle gediğine kor ki hiçbir soru işareti kalmaz aklınızda. O, nükteleri ve olağanüstü meddah kişiliği ile çağlar öncesinden bir ortaoyunu tiplemesi gibi sizin fikrinize girmeyi başarmıştır.
Onun nükteleri, gülmeceleri yediden yetmişe tüm köylünün dilindedir. Kör İsmail denince herkesin yüzünde gizli bir tebessüm belirir. Yalanı onun kadar güzel giydiren, allayıp pullayıp göz kamaştıran bir güzele dönüştürüveren, küçücük bir olaydan, tek bir sözcükten, onun kadar muhteşem öyküler üreten insan az bulunur. İsmail Emmi’de her konuyla ilgili öyküler, espriler vardır. O, tam bir halk bilgesidir. Nasrettin Hoca gibi hazırcevaptır.
Yine bir gün köy kahvesine oturmuş, toplamış uşakları başına anlatıyor İsmail Emmi:
“Uşaklar, bir gün Ankara’da bizim oğlanın mahallesinde duvarın dibine uzandım, güneşleniyorum. Önümden iki kadın geçiyor. Fakat kadınların arkasına iki tane velet takılmış, ağlıyorlar. Tabi kadınlar beni erkek olarak görünce benden medet umdular. Bana hitaben: “Emmisi, şu çocukları bir korkut da ardımız süre ağlamasınlar!” Tabii fırsat geçmiş elime, taşı gediğine koymazsam şanıma yakışmaz. Hemen çocuklara bağırdım: “Höt! Analarını bilmem ne yaptığımın çocukları!” Benim çocukları nasıl korkuttuğumu gören kadınlar kızarıp bozardılar, renkten renge girdiler. Bana yönelerek: “Emmisi, çocuk öyle mi korkutulur?” Dedim ki kadınlara: “Vallaha ben ayı değilim, kurt değilim, çocuklar benden niye korksun ki…”der.
İsmail Emmi köyün diş hekimidir aynı zamanda. Bu konuda ünü çevre köylere kadar yayılmıştır. Çocukken beni de götürdüler azı dişimi çektirmeye. Bir tutuşta aldı üç çatallı dişimi. Fakat beynimin yarısı gitti sandım. İşte benim gibi şaşkının birisi de İsmail Emmi’ye diş çektirmek için karısını getirir. İsmail Emmi kadını oturtturur iskemleye. Aç bakalım ağzını der. Ama kadın Nuh der Peygamber demez. Ol görüp açtıramaz. Kocası yalvarır, yakarır. Altından girip üstünden çıkar. Mümkünü yok, kadına açtıramaz ağzını. Bütün yollar kapanmıştır artık. İş İsmail Emminin marifetine kalmıştır. İsmail Emmi kadının kocasına der ki: sen çekil bakalım oradan. Ve gök gürlemesine benzer bir küfür savurur kadına. “Aç bakalım bilmem ne yaptığımın karısı!” diye. Kadın açar ağzını. İsmail Emmi’nin bileği güçlüdür. O, bir kere tutar, alır çıkarır kadının kanlar içindeki ağzından çürük dişini. Kadının kocası şaşıp kalmıştır. Sadece şunu diyebilmiştir. “Ula ayı İsmail, sen bizim kırk yıllık avradın huyunu benden iyi biliyormuşsun yahu!”
Bu olaylar yaşanmıştır ya da değil. Hiç fark etmez. Ama öyle bir anlatır ki İsmail Emmi, o anda sadece anlatılan öykülerin esprisine kaptırır, erir gidersiniz. Oysa İsmail Emmi, pratik zekası ile en zor, beklenmedik anlarda bile durumu kurtaracak çözümler üretebilir. İsmail Emminin ilkokuldan öte bir eğitimi yoktur. Ama mürekkep yalamış nicelerini cebinden çıkarır. Anadolu’da nice İsmail Emmi’ler yaşar adları sanları bilinmeyen...
İsmail Emmi gibi birçok insan doğuştan yetenekleri ile doğarlar. Adları sanları köylerinin dışına taşmazsa da bu insanlar ölümsüz kişilerdir. Onların öyküleri, esprileri, nükteleri kuşaktan kuşağa anlatılır. Ölüp giderken bile güldürürler insanı.
Yine o gün de köy kahvehanesinde gülmekten kırıp geçirmiş insanları. Kalkıp evine gitmiş. Hanım demiş, bir su koy kazana, banyo yapacağım. Yemeği de hazırla ben banyodan çıkana kadar, karnım zil çalıyor. Banyosunu yapmış, oturmuş sofranın başına. Hanımı sofrayı dizmek için mutfakla salon arasında mekik dokurken, İsmail Emmi sofranın başında giderayak en trajik, en komik öyküsünü anlatıyormuş. Sırtını duvara dayamış, bağdaş kurmuş bir vaziyette, çehresinde azraili ile dalga geçen bir tebessüm, göçüp gitmiş İsmail Emmi!...
Arkasında koskoca bir miras; unutulmaz gülmeceler bırakarak...
Eylül- 2009 Ankara
Yazar :Hasan Özbek Yayım Tarihi :16 Mart 2010 SalıOkunma :867
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Mart
22
PtsiYalçın TEMİZ İsmail Emmi için dedi;
İsmail Emmiler yurdumuzun her köşesinde. Onlar ki aslında bir kültürü tamamlıyorlar. İyi bir gözlemci bunu farketmeli.Size teşekkür ediyorum. Güzeldi.



Sayfa Başı