Artvin Köşe Yazıları
»Son Tango
Şimdi size Türkiye’nin bir emperyalist devlet olduğunu söylesem, bugün izlediği dış siyasetin emperyalist, bölücü, yayılmacı bir siyaset olduğunu söylesem, biliyorum ki bazılarınız, nerden çıktı bu diyeceksiniz.Bu nasıl söz…
Zaten Kaddafi de zorba değildi kendisine sorsanız. ABD emperyalist olduğunu söylüyor mu? Hitler faşist olduğunu, insanlık düşmanı olduğunu hiç söyledi mi?
Herşey söylenmez ki efendim ama görülür.
Türkiye emperyalisttir, niye mi? Çok basit; Irak, Mısır, Tunus, Suriye, Yemen, Libya, Yugoslavya, SSCB’deki iç kargaşaya destek vermedik mi, bu ülkelerin bölünmesini alkışlamadık mı, yangınlarına benzin dökmedik mi, dökmüyor muyuz?
Böyle bir siyaset izleyince, başka devletlerin de bizim iç yangınımız olan malum mesele üzerine bizim gibi yaklaşmalarına ön açmış olmazmıyız? Siz, Libya’da mevcut iktidara ve başkaldırıya ev sahipliği yapan Bingazi’ye ziyarete giderseniz Trablus yerine…Elin oğlunun da Ankara yerine Diyarbakır’a ziyarete gitmesine ön açmış olmazmısınız…! Başka devletlerin zaaflarını kaşıyarak onları parçalamayı adet haline getirmiş baş emperyalist ABD’nin peşine takılmak, dümen suyundan gitmek bize ne kadar fayda sağlar? Bu insani midir? Bu, bir gizli, hatta açık emperyalizm değilmidir?
Dün NATO’nun ne işi varmış Suriye’de derken, bugün Esad’a bırak git demek nasıl izah edilebilir…! Türkiye’nin Suriye’deki bu zikzaklı siyasetinin sebebi nedir…! Siz 21 pare top atarak karşılamadınız mı Esad’ı ve güzel eşini….!Şimdi ne oldu…!
Efendim şimdilik son tango Suriye’de oynanıyor. İsrail’in ezeli düşmanı Suriye’dir malum. Suriye’nin işini bitirmek için ABD, İsrail’i kullanmak yerine Türkiye’yi ve NATO’yu kullanmayı uygun görmüştür. Böylece hem sıkı müttefiki İsrail’i yormamış olacaktı hem de Suriye’nin işini bitirecekti. Zaten ABD, İsrail’i asıl hedef olan İran üzerinde kullanacaktır. Ona saklamaktadır. Mevcut hükümetin İsrail’le kavgalı görüntüsüne de sakın ola inanmayın, çünkü füze kalkanı projesine evet demenin tek bir anlamı vardır. İleride doğacak olan İsrail-İran savaşında İsrail savunmasına destek vermek. Milli görüşün rahle-i tedrisinden geçmiş, antisiyonizm ekolünden gelen bir siyasetçinin bu gün alenen İsrail’e omuz veren bir yol izlemesi zaten mümkün değildi. Öyleyse ne yapılmalıydı; zaman zaman one minute tarzı manüpilatif çıkışlarla kamuoyunun gönlünü okşarken içten içe İsrail’in ve ABD’nin siyasetlerine omuz vermeli. Onlara yan- ayak yani pa-yanda olmalıydı. Yaptığı tam da budur. İsteyerek veya istemeyerek ve daha çok istemeyerek…
9 vatandaşımızın İsrail tarafından öldürülmesi meselesinde de göreceksiniz ki ne özür ne de tazminat gelmeyecek. Çünkü oy hesabından ötürü kamera önünde ‘özür dileyecekler’ derken, kamera arkasında ‘dilemeseniz de olur’ siyaseti izlenmektedir niye mi böyle. Çünkü AMERİKAN GÖZÜ bizi takip etmektedir, bu iyi biliniyor. Kamera önünde söylenecek şey var söylenmeyecek şey var…herhalde.
Haa ortaya gerçekten anti siyonist bir siyaset koymak istiyorsanız eğer, FÜZE KALKANI PROJESİNE ‘HAYIR’ DERSİNİZ.
Oh ne ala Füzeler Türkiye’de, kontrol merkezi ise Almanya’da. Böylece yarın İran, İsrail’le savaşında, İsrail savunmayı bertaraf etmek adına önce Türkiye’yi hedef alacaktır. Ve bizim bu savunmayı harekete geçirmemiz ancak Almanya’daki bu komuta merkezinin iznine tabi olacaktır. Yani saldırıya açık ama savunmaya kapalı daha doğrusu izne tabi bir durum.
Bugün batılı egemen güçlerin ortadoğuyu ve kuzey Afrika’yı tanzim etme, daha doğrusu yeniden sömürgeleştirme projesinin hayata geçirildiği günlere tanık olmaktayız. Tuhaftır ki bu süreçte egemen güçler Türkiye’ye de bir rol vermiştir ve Davutoğlu bu rolün gereğini yapmaktadır. Davutoğlu’na bu görev kuşkusuz siyasal erk tarafından verilmiştir. Tuhaflık şuradadır ki, aslında Türkiye’de bu emperyalist saldırının bir hedefi olmasına karşın şimdilik kaydıyla emperyal güçler tarafından sadece kullanılmaktadır, bir maşa olarak.
Yani 1920’ler Türkiye’sinde yarım kalan işgal ve sömürge planı, egemenlerin hala masasındadır. Atatürk sayesinde o gün bozulan plan eğer gaflet uykusundan uyanmazsak gelecekte başımızın en büyük belası olacaktır. Şurada iki yıl öncesine kadar sükunet içinde bulunan bu coğrafyada birden bire ne oldu da, domino taşlarının yıkılması gibi ardı ardına düşmeye başladı taçlar tahtlar…!
H.Mübarek, niye birdenbire zalim bir diktatör oldu…! Düne kadar devlet başkanı olarak anılmıyormuydu…! Bin Ali, Kaddafi, Salih keza.
Bu planda devletler sıraya konulmuştur, dizayn sırasına.
Irak
Tunus
Mısır
Bahreyn
Yemen
Libya
Suriye
İran ve Türkiye
Bize henüz vakit var, bizde henüz o ortam da yok. Tıpkı İran’da olmadığı gibi.
AMA HENÜZ….!
Arap baharıymış isme bakın…!
Sen 10 milyonluk Libya’ya başta Fransa olmak üzere NATO olarak tüm gücünle gir, son sistem uçaklarınla- bombalarınla taş taş üstünde bırakma sonra bunu BAHAR diye sat.
Bombayla, silahla, kanla, ölümle bahar mı olur…!
Dış güçler tarafından kışkırtılan, silah ve parayla takviyelenen Kaddafi karşıtları ile Kaddafi güçleri arasında bir iç savaştır yaşanan.
Her yerde, her durumda, kime olursa olsun, yapılan emperyalist ve sömürgeci saldırgana isyandır bizimkisi. 1920’ler Türkiye’sindeki kuvva isyanı gibi.
Muammar Ebu Minyar el-Kaddafi emperyalist saldırganlığa karşı duran yurtsever bir savaşçıdır ezcümle. Beşşar da ülkesine yönelen emperyalist saldırıyı berhava etmek adına direnişini sürdürüyor, bırakmıyor takdir etmek gerekir.
Bu arada ülkesine saldıran Fransız askerlerini Fransız bayraklarıyla karşılayan Libyalıların adını koymayı da size bırakıyorum.…
Sömürünün, zulmün, esaretin olmadığı; barış ve kardeşliğin hakim olduğu bir dünyayı bekliyor insanlık hala.
Ve tükenmeyen, tükenmemesi gereken bir umutla.
Sağlıcakla kalınız.
İbrahim Erol
gazete54.com
3 Eylül 2011
Yazar :İbrahim Erol Yayım Tarihi :8 Eylül 2011 PrşOkunma :808
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları



Sayfa Başı