Artvin Köşe Yazıları
»Hava Su ve Kyoto
KYOTO Protokolü Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde 1997 yılında imzalanmış bir sözleşme...
İmzalayan ülkeler, karbon dioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmaya söz vermişlerdir. Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılmaktadır. Protokol 2005´te yürürlüğe girmiştir.
KYOTO Protokolü yeryüzündeki 150 den fazla ülkeyi ve sera gazı salınımlarını kapsamaktadır.
KYOTO görünüşte Küresel ısınma ve doğal çevre deformasyonu açısından olumlu bir protokol olarak görünsede protokolü yapanların kimilği ve bu protokolün gelecekte ne gibi sonuçlara yol açacağı insancıl ve çevreci amaçlarının üstüne çıkmıştır.
Protokole Kapitalizmin sinekten bile yağ çıkarma taktiği olarak bakmak bile asıl büyük stratejinin dehşeti yanında sönük kalır.
Dünya ülkelerini bir kaç kategoriye bölen protokolü teknik detaylara girmeden kısaca açıklamak istiyorum.
Protokolün özü kısaca dünyadaki temiz havanın ve onu sera gazlarıyla kirletme kapasitesinin (EMİSYON) bir ticari mal olarak belirlenip ülkelere belli kotalarla paylaştırılmasıdır.
Ve yapılan antlaşmaya göre bu kota yani EMİSYON hakkı ülkeler arasında ticari olarak alınıp satılabilir.
Bunun için uluslarası bir EMİSYON Borsası bile kurdular.
Şimdi konuyu biraz daha açarsak;
EMİSYON kotasını ( Yani atmosfere sera gazı gibi zehirli gaz salınım) kotası sınırda olan ya da aşan gelişmiş kapitalist ülkeler bu kotayı aşmamış diğer gelişmekte olan ülkelerin kotalarını satın alarak kendi emisyon kotalarını artırabilirler.
Bunun daha açık anlamı gelişmekte olan ülkelerdeki sanayi ve insana bağlı salınım haklarını ,daha da açarsak nihai olarak TEMİZ HAVA KULLANIM haklarını bile satın alabilirler.
Bu nihai sürece gidişatın her anını bile kar olarak değerlendiren kapitalist ülkeler ,Emisyon ticareti sonuçları itibarıyla bir taşla değil iki onbeş kuş vuruyorlar.
Yenilenebilir enerji düzenlemesi adı altında gelişmekte olan ülkelerdeki BARAJ ve HES gibi projeleri satın alıp ya da verdikleri kredilerle hem finansal faiz olarak rant elde ederken, bir yandan o ülkelerdeki su kaynaklarına el koyuyorlar.
Öte yandan KYOTO ek sözleşmelerine göre iyileştirme çalışmalarına destek verdikleri için EMİSYON kotalarını artırabiliyorlar.
Kar üstüne kar...
Kapitalizm doğası gereği çevreci bir karakter taşıyan KYOTO sözleşmesini bile kendi vahşi kar hırsına alet etmekten çekinmemektedir.
Kapitalist ülkeler son yirmi yılda sera gazı salınımı fazla olan ve çevreyi kirleten imalat sanayilerini gelişmekte olan ülkelere kaydırarak o ülkelerin EMİSYON kotalarına dolaylı olarak bedavadan el koydukları gibi kendi ülkelerinden salınım azalması sağlayarak kotalarını artırmaktadırlar.
Bizim gibi aman aman yabancı sermaye gelsin yatırım yapsın diyen ülkeler bu işten elde ettikleri kazancın kat be kat fazlasını yakında emisyon salınımı bedeli ve tazminat olarak geri ödeyeceklerdir.
Türkiyede EK1 ülkesi olarak 2012 den sonra bu sorumluluğun altına imza atmıştır.Yani onlar kirletecek parasını yine biz ödeyeceğiz.
Gelişmekte olan ülkelere termik santral gibi eskimiş enerji yöntemlerini satarak elde ederken karlarına yine çevreyi kirleten bu fosil yakıtların sebep olduğu kirlenmeyi iyileştirici projelere krediler vererek kar katmakta KYOTO iyileştirme maddesine göre destek verdikleri için yine kendi ülkelerindeki kotalarını artırmaktadırlar.
Daha söylenecek yüzlerce şey var.KYOTO aslında gelecekte İnsan yaşam hakkını hiçe sayan SUYUN VE HAVANIN TİCARİ BİR MAL olarak dünyaya empoze ve kabul ettirilmesinin Protokolüdür. Kapitalist ülkelerin liderliğindeki KYOTO gibi antlaşmalar Dünya halklarına bu acı ilacı yutturmak için üzerine sürülmüş bir parça baldan başka birşey değildir.
EY DÜNYA HALKLARI UYAN!
UYAN! ÜCRETSİZ SU ve HAVA YAŞAM HAKKINA SAHİP ÇIK!
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yazar :Orhan Aksu Yayım Tarihi :18 Ekim 2011 SalıOkunma :285
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları



Sayfa Başı