Artvin Köşe Yazıları
»Eczacı Tuğba
Tuğba üniversiteye hazırlanmaktaydı .Uzun bir hazırlık evresinden sonra sıra tercih yapmaya gelmişti .
Tercihleri arasına eczacılık fakültesini de koydu ve bu fakülteyi kazandı.
4 yıl sürecek bir eczacılık eğitimi başladı.
Kimya,fizik,fizyoloji,farmakoloji,immünoloji,fitoterapi vs dersleri aldı ve mezun oldu.Artık ilaç yapacak ,üretecek tüm nosyona erişmişti.
3 yol vardı önünde.
Ya üniversitede kalacak master, doktora eğitimleriyle öğretim üyesi olacak
Veya ilaç endüstrisini seçecek ve orada ilaç üretiminde rol alacak
Yada bir dükkan kiralayacak ve yanına aldığı bir iki satış görevlisiyle ilaç satışı yapacak.
Şimdi ilk iki yolu seçerse ilaç üretimi hususunda kazandığı bigiyi hayatında kullanacak,ancak üçüncü yolu seçerse hayatı boyunca bu bilgilere hiç ihtiyacı olmayacak.
Eczacılığın doğuşu 1850 lere dayanır.O yıllarda eczacı denen kişiler hekimin gönderdiği reçeteye göre hastaya ilacı kendileri ,kendi kurdukları laboratuar larında imal ederlermiş. Zamanla ilaç endüstrisinin gelişimiyle beraber eczacının bu ilaç imal etme işlevi berhava olmuş,eczacı denen kişi yalnız ilacı satan kişi haline gelmiştir.Hatta bugün ilacı satan kişi bile değildir.İlacı satan oradaki eczacılık hususunda hiç eğitim almamış bir satış elemanıdır.Eczacı ya masasında gazetesini okumaktadır veya oralarda yoktur.
Mademki sürerdurum budur ecza satma sertifikası olan bireylerle bügünkü anlamdaki eczacılık pekala gerçekleştirilebilir. Bunun için ilaç üretimi sağlamaya dönük 4 yıllık eczacılık eğitiminin ne anlamı var.Bu , liseden sonraki birkaç aylık kurslarla da rahatlıkla sağlanabilir.
Bir diğer husus, şu yalnız eczacılarda var olan nöbet garabetidir. Bu sistem eczacıların kendilerini kollaması adına buldukları benmerkezci , müthiş bir uygulamadır.
Satışların düşük olduğu zamanlarda dükkanlarını açmazlar,nöbet kanalıyla bütün hastaları birkaç eczaneye yönlendirirler böylece o eczane ihya olurken ,zaten iş yapamayacak olan diğer eczacılarda gönlünce istirahat ederler.Nöbeti gelen kasayı doldurur.Bu arada siz yanıbaşınızda eczane varken nöbetçi eczaneyi aramak zorundasınızdır. Belliki eczacılar yıllar önce baş başa vermiş halkı düşünmeyen bu kararı almışlar. İşte bu da bir meslek gurubunun örgütlülüğünün bazen nasıl istimara yol açtığının,halkın çıkarlarına zıt kararlar alabildiğinin tipik bir örneğidir.
Devletin bu imtiyaza nasıl müsamaha gösterdiği ise anlaşılır gibi değil. Halk da bu durumu öylesine kanıksamış ki tıpış tıpış nöbetçi eczaneyi arıyor,kimsede çıt yok.
20 tane özel dahiyle uzmanı tabib açık akşam 22 ye kadar,belki bir tane hasta gelir diye . Siz de nöbet sistemine neden geçmiyorsunuz, o akşam bütün hastalara siz bakın diğerleri istirahat etsin.Tabii bu arada hasta kilometrelerce uzaktaki nöbetçi dahiliyeciyi arasın işi ne hastanın.Siz nasıl beceremiyorsunuz bunu.
Bravo eczacılara.
Lokantalar, marketler, dövizciler, kuyumcular, diş hekimleri, konfeksiyoncular, özel hastaneler ne duruyorsunuz eczacıları yıllar yıllar sonrada olsa yakalayın. Bu iyi bir yöntem.
Şimdi gelelim son günlerde tartışılan şu markette ilaç satış meselesine.
Bügünkü eczacılık işlevi marketlerin bir köşesinde veya buna benzer satış mekezlerinde tıpkı eczanelerdeki satış elemanları gibi elemanlarla rahatlıkla sağlanabilir.Hatta sertifikalı satış elemanlarıyla yapılırsa şimdiki sertifikasız elemanlara göre daha iyi de olur.Zaten bu ilaç satış yöntemi eczacılık lobisini alt eden ABD,İngiltere,İsviçre de uygulanmakta.
Ya eczacılara yada halka iyi bir sistem sunacaksınız(maalesef ki bu konuda halkın çıkarıyla eczacının çıkarı karşı karşıyadır).Sanırım eczacılar bile halk diyecektir böyle bir tartışma açıldığında.
Zülfü yare dokunduysam affola.
Yazar :İbrahim Erol Yayım Tarihi :3 Ocak 2010 PazarOkunma :2405
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Ocak
8
CmaDuran KAYA Eczacı Tuğba için dedi;
Sayın Erol, yazınızın anafikrini teşkil eden eczane, eczacı ve nöbet meselesini çok çeşitlendirmeden tek bir konu üzerinden (Ahilik geleneği) irdeleyeceğim.
Hikayeyi bilirsiniz: İşyerine gelen müşterisini, "komşu esnaf henüz siftah yapmadı" diye komşusuna yönlendiren esnaf ahlakını.Ve "yarışa eşit koşullarda başlama" şart ve ahlakını. Ve "vefa" yı. Ve "dayanışma"nın, "organize hareket"in ne demek olduğunu.
Eczacı mezun olur ve eczanesini açar. Kendisinden önce eczane açan meslektaşlarıyla aynı şartlarda meslek hayatına başlar. "Nöbet" sistemi O eczacının tanınmasına ve en az kendisinden önce eczane açan diğer meslektaşları kadar kazanmasına en büyük etkendir. Bu dayanışma sayesinde her eczacı mümkün olduğunca "eşit" kazanır(Sermayesi güçsüz de olsa, eczanenin, yer olarak kör bir noktada da olsa, eczanesini yani açmış ve tanınmıyor da olsa).
Gelelim "vefa"ya. Yıllarca gece, haftasonu, bayram, kar, soğuk demeden topluma planlı ve programlı bir şekilde(tıkır tıkır işleyen bir sistemle) hizmet veren bir meslek grubuna bu toplumun bir vefa borcu yok mu?
Organize hareket etmeyi becerebilen ve meslek örgütlerini oluşturmuş, meslektaşlarının ve en önemlisi toplumun meselelerine duyarsız kalmayan bir meslekten ve mensuplarından ne isterler? Cepheyi parçalamak ve parmaklarında oynatmak mı isterler? O örgütü dağıttıkları takdirde, bu sektörü, sermaya sahibi, açgözlü ve doymayan, tüccar zihniyetli kişilerin egemenliğine bırakacaklarını ve böyle önemli bir sektörde kaos oluşturacaklarını görmüyorlar mı? Meslektaşlarıyla devamlı kavga halinde olan ve keşmekeş içinde bir sektör çok mu hoşlarına gider?Mensupları arasında dayanışmanın olduğu bir meslek örgütü neden bazılarını olduğu gibi sizi de rahatsız eder?
Hatırlarsanız ilaç katılım payları daha önceden eczacıya elden ödeniyordu. Sonradan bu sistem, çalışan kesimin maaş bordrosundan kesilmek suretiyle tahsil edilmeye başladı. İktidr halkını bu kadar çok seviyorsa, burada halkını neden düşünmedi? Neden vatandaşla eczacı arasında olması gereken bir tahsilatta, devlet olarak eczacının tahsildar memurluğuna soyundu? Eczacı ile pazarlık yapıp gerektiğinde %20 katılım payını vermeyenler vardı, en azından ilacı %20 daha ucuza alma şansı vardı. Neden benim maaşımdan (üstelik maaşım daha elime geçmeden) kesip, eczacıya aktarma ihtiyacı hissettiler? Bu durumda halkını mı,yoksa eczacıyı mı çok seviyor olabilirler?
Yazınıza tek katıldığım nokta ise günümüzde artık eczanelerde ilaç satmak için bugün olduğu gibi kompleks bir öğretime gerek olmadığıdır. 20-30 yıl öncesinde veya daha da öncesinde o öğretim zaruri idi. Ama günümüzde "eczane eczacısı" için bu kadar kompleks ve derinlemesine bir öğretimin gerekli olmadığına ben de katılıyorum.
Yanlış yapan veya söyleyen dostunuz dahi olsa, yanlışa ´Yanlış!´ diyebilmek "erdemliliktir".
Ocak
6
Çrşİbrahim Erol Eczacı Tuğba için dedi;
Değerli hemşehrim Rasim Yılmaz, hukukta mutlaka riayet edilmesi gereken bir prensip ´kazanılmış hakların korunması´ benim çok önem verdiğim bir ilkedir.Dolayısıyla bugün fiilen eczacılık mesleğini icra eden veya bu sektörde faaliyet gösteren hiçbir bireyin mağdur edilmesi kabul edilemez.Hatta bugün eczacılık fakültesinde okuyan öğrenciler için bile bu korumacı yaklaşımı sergilemek gerekir.Ancak eczacılık eğitimi iki kola ayrılabilir.
imalat
satış,dağıtım
imalatçı eczacı normal öğretim.satıcı,dağıtıcı ise daha kısa süreli bir eğitimden geçirilmeli.
gelecek dünyada bu mutlaka sağlanmalıdır,sağlanacaktırda.
Birkez daha söylüyorumki şu an sektörün içindeki yanındaki ;
eczacı,distribütör,imalatçı herkesin kazanılmış hakları korunmalı.
Hesabımda insan vardır benim.Halk vardır.
Halis selamlarımla başarılar diliyorum.
gazete54.com dr fizikçi ibrahim erol.
Ocak
5
SalıRasim Yılmaz Eczacı Tuğba için dedi;
Sayın İbrahim Erol bey kardeşim,
Merhaba.
Eczacı Tuğba arkadaşımızdan yola çıkarak eczacılar konusunda yazmışsınız. Elbette iyi yapmışsınız. İyi ki yazmışsınız. Elinize sağlık.
Ancak öyle anlıyorum ki siz eczacı değilsiniz. Çünkü bazı sorunlara tersinden ve piyasada iktidarın söylediklerinden etkilenerek yazmış gibi görünüyorsunuz.
Şimdi ilk akla gelen benim eczacı olup olmadığım olacağı için şöyleyim. O sektörde hizmet veren yayın yapan 10 bin tirajlı ECZACI dergisi Ve 10 bini aşkın tirajı olan ve halkı bilgilendirmeye yönelik yayın yapan BİZİM ECZACI broşürünün 2. bölge temsilciliğini yapıyorum.
Sevgili arkadaşım sadece işim olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir sorun olduğu içindir de ki bu söylemeye çalıştığınız sorunlarla ilgili yüzlerce bilim adamı, eczacı, politikacı ile görüştüm, söyleştim, yazdım. Şimdi de iktidarla TEB´ in çekişmesini yakinen olarak takip etmekteyim.
Bir kere şunu iyi bileceğiz ki eczacı halkın 1. derecede danışabileceği, ilk yardımını alabileceği kuruluşlardır. Düşünün bir kere bir H1N1 (Domuz gribi) virüsü yüzünden ülke kaosa girdi. Neden dersiniz acaba?
Ve siz halkın sağlığını üç beş ay kurs görmüş pazarcılara teslim etmek istiyorsunuz! Hiç olur mu böyle bir şey. Halkın sağlı bu kadar ucuz mu, böyle ehliyetsiz kişilere terk edilecek kadar basit mi dersiniz?
Sayın kardeşim unutmayın ki ilaç şifa dağıttığı kadar aynı zamanda zehirdir. Biliyor musunuz, yapılacak bir yanlış nice hayatlara mal olur!...
Evet eczacıların 1. derecede sanayide yer alması gerekir. Buna bende katılıyorum. Hatta bizleri boş ver kendileri de bunu istiyor ama var mı öyle olanakları bakıp incelemek lazım.
Bir diğer konu: Halkın sağlığı marketlerde satılacak kadar ucuz olmamalı kardeşim. Unutmayın bu bir zihniyettir.. Nasıl mı? Nasıl ki Artvin’in dereleri Artvinliye sorulmadan sermaye kesimine peşkeş çekildi ise, eczanelerde aynı konuma getirilmek isteniyor.
Böyle bir keşmekeşlik savunulabilir mi Allah aşkına!
Bunun ardında yatan gerçek neden, "Zincir" eczanelerin kurdurulmasıdır. Peki, soruyorum sana Zincir eczanesi kuran sermaye Hakkari’nin bilmem hangi ilçesine gidecek mi sanıyorsunuz?
Ya da Ardanuç´a gidip yatırım yapacağını mı düşünüyorsunuz. Düşünün bir kere devletin bankaları bile kar edemediği ilçelerde bölgelerden çekiliyor.
Ardanuç´ta ki Halk Bankası, İş bankası ne oldu dersiniz?
Bir başka konu yine bence eczacılarda halkın sağlığını koruyacak önemli yöntemlerden biri eczacıların nöbet sistemidir.
Gece saat gece 03.´te çocuğunuz ateşlendi götürdüğünüz doktor ateş düşürücü verdi.Nerden alacaksınız ilacınızı bayım. Bakkal od a varsa tabii gece 50 kuruş için size kepenk açacağını mı sanıyorsunuz.
Sayın İbrahim bey, biliyorsunuz dünyanın hiçbir yerinde görülmedik şekilde hastanelerdeki muayene ücretlerinin eczacı aracılığıyla tahsil edilmek istenmesine karşı eczacıların “Biz tahsildarlık yapmak istemiyoruz, mesleğimizi yapmak istiyoruz” çığlığını niye görmüyoruz.
Ve son olarak ilaç iskontosunun % 24’e çıkarılması konusunda iktidarın halkı yanılttığını bu iskontodan kalkın bir kuruşluk fayda sağlamadığını görmemiz, anlatmamız gerekmiyormu?
Son olarak eğer zahmet olmazsa yine Artvin’li hemşerimiz, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Maksut Coşkun ile tamda bu konulara ilişkin yapmış olduğum söyleşi Eczacı dergisinin haricinde 08 Haber gazetesinin 7 Temmuz ve 10 Temmuz 209 tarihli sayılarında (Artvin’i Yaşayanlar Yaşatanlar” başlıklı dizi yazımın 52. Bölümü olarak yayımlandı. Eğer okumak isterseniz 08haber.com Adresinden benim yazılarıma girerseniz okumuş olacaksınız.
Hepimizin sağlığının güvencede olduğu günler dileğiyle hoşça kalın.
Rasim Yılmaz / Ankara / rasim.y08@mynet.com



Sayfa Başı