Artvin Köşe Yazıları
»Oyuna Gelmek
Eğer ben, bir PKK propagadisti olsaydım , PKK ideolojisini yaymaktan sorumlu Ne yapardım?
Nasıl yapardım ki PKK safları kuvvetlensin? Kürt kimliğine sahibim diyen kitleleri PKK ya sempati duyan bir yapıya nasıl eriştiririm?
Bu devlet senin değil. Bak dağ taş ‘ Türkiye Türklerindir’ yazıyor. Andımızda ‘ Ne mutlu Türk’üm diyene ‘ diyorsun. (siz istediğiniz kadar Türk sözcüğü bir etnik kimliği yansıtmıyor deyin efendim aslolan ikna edip edemediğinizdir, belli ki bir kısım Kürt leri ikna edememişiz, haa onlarda ikna olmamak için ne gerekiyorsa yapıyorlar artık , ip kopmuş zaten şimdi) Türkiye devleti sana kürt demiyor, kürtlüğünü tanımıyor , cezaevlerinde Kürtçe konuşturmuyor(yakın zamana kadar böyleydi) Kürtçe kaset yapıp Türkiyeye seslenmek istiyorum diyen Ahmet Kaya’yı dışarıya kaçmak zorunda bırakıyor.
Şivan Perver Türkiye’de Kürtçe şarkılar söyleyemiyor.
Kürt kültürünü geliştirmek adına yapılacak her girişimin önüne bir şekilde set çekiyor.
Kürtçe roman basmaya cüret edecek hiçbir yayınevi yok.
Kürtçe diye bir dil bile yok. Sana Kürtçe radyo , tv yayın lisansı vermiyor.
……………….
……………….
……………….
Farzedin ki devletle barışık, kürt kimliğini de kürt kültürünü de arka plana itmiş bir kitleydi Kürtler. Gocunmaksızın da ben Türküm diyordu. Tüm yukarıdakileri , devlete , bir biçimde yaptırabilirsem şayet tamam işte PKK ya güçlü bir destek oluştururum.
TC ye düşman bir kitle yaratırım. Tüm bu unsurlar PKK ya katılmaya hazırdır artık.
Görev başarılmıştır.
Bu oyunu , bu kurnazca taktiği , yasakların ilk mimarı askeri oligarşinin başı sn Evren yuttu önce.
Hemde bunu sözümona üniter yapıyı kuvvetlendirdiğini sanarak yuttu.
25 yıl sonra geldiğimiz nokta ortadadır. PKK artık İstanbul’un,İzmir’in Adana’nın sokaklarında.
PKK nın kurnazca geliştirdiği bu ayırma politikasını şimdilerde MHP yutuyor bilerek veya işine geldiği için maalesef.
Bu noktada CHP yi farklı ele almak gerekir. Onlar yasaklardan yana değil aslında , zaten 89 ve 92 raporlarıyla meselenin çözümünün Kürtlere bazı açılımlar yapmaktan geçtiğini ifade ediyorlar.
İşin doğrusu bir sosyal demokrat hareketten de yasakçı , kavgacı olması beklenemezdi.
Bügünkü Kürtlere dönük sert, uzlaşmaz,yasakçı,dışlayıcı,faşizan tavır geçicidir, CHP nin değil ama sn Baykalın bana göre yanlış olan muhalefet anlayışındandır. CHP iktidar olursa eminim ki bu meselede en akılcı yolu izleyecek, sorunun çözümünde umulmadık başarılar sağlayacaktır.
Gelelim AKP ye;
Başlangıçta AKP nin açılım politikasının gerçekten Kürtleri Türkiye’ ye entegre etme uğraşı olabileceğine epeyce inanmıştım , biraz da şaşırarak. Ancak şimdi görülüyor ki , bu samimiyetten yoksun oy’ a dönük bir tasfiye planıdır. Hata şuradadır olaki PKK tasfiye edilirse bu sorunu çözmez . Bölgedeki halkın aidiyet sorunu çözülmezse , özgürlükleri sağlanmazsa, TC nin asli bir unsuru olduğu hissettirilmezse yapılanlar ancak AKP ye bölgede oy olarak geri döner, sorunu çözmez.Tıpkı Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana çözmediği gibi.
Kürt’e ,Kürtlüğe ,Kürtçeye ait yasaklanmış, zorlanmış her argüman yalnız PKK yı büyütüyor görün bu oyunu,gelmeyin bu oyuna.
BDP yi mecliste çalıştırmamak da PKK propagandasına alet olmaktır. Mecliste itilip kakılan her BDP li için 3-5 kişi daha dağa çıkıyor görün bunu.
Duygularınızı koyun bir yana , öfkenizi içinize yöneltin, sağduyunuza kulak verin
Farkedin oyunu
Bozun oyunu
Türkiye için
Bir ve bütün olan Türkiye için
Tek ses tek , yürek Türkiye için
Bozun oyunu
Bozalım oyunu
Herkesin inandığı gibi yaşadığı, özgürce kendisini ifade edebildiği Türkiye için bozalım.
İbrahim Erol
Yazar :İbrahim Erol Yayım Tarihi :14 Şubat 2010 PazarOkunma :1535
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Şubat
19
CmaM. Sıddık ALAGÖZ Oyuna Gelmek için dedi;
Sayın EROL yazdıkalrınızın çok kahır ekseriyetine katılıyorum. İşin mantığını iyi yakaladığınızı düşünüyorum. Şuna şerh koyabilirim ki Deniz Baykal değişse anlayış değişirmi ? Yoksa yeni başkanı Baykallaştırırlar mı?
Şubat
16
SalıYasar aktaş Oyuna Gelmek için dedi;
Oyuna gelmek konusunda bende bir kaç cümle yazmak istiyorum.Yurdumuz oyuna gelmek değil oyunun tam içindedir.
Şöyle ki güneydoğu sorunu sadece kürt sorunu değildir.Bugün orda yaşayan kürt kökenli vatandaşlarımızın % 90´nı pkk dan ayrı tutmak gerekir.Çünkü korumasız halk istemiyerekte olsa canının korkusundan o örgütta
Şubat
16
SalıNamık Tipioğlu Oyuna Gelmek için dedi;
Sayın Çoruh;
Siteyle,"üye" ilişkisi dışında hiç bir bağım yoktur.
Yazılarınız yoruma açılırsa,görüşlerimi size iletirim.
Selam ve saygıyla...
Şubat
16
SalıMazlum. coruh Oyuna Gelmek için dedi;
Sayın Tipioğlu,
İlginize sevindim. Boşluğa seslendiğim duygusunu taşıyordum. Fikirlerimin tümüne katılmanızı elbetteki beklemiyorum. Beklentim, neye niçin katılmadığınızı yazmanız. Benim için değerlidir. Hatta kitap için bir tenkit yazısı yazar, bana gönderir, hatta siteye koyarsanız; hem memnun olurum, hemde, ikinci baskıyı zenginleştirmiş olursunuz.
Uslûbum hakında görüşlerinize katılsamda, taşıdığı sakınca yönüne pek katılamam, maalesef. Çünkü, sayın Tipioğlu, toplumun büyük kesiminin " bu adam ne demek istiyor?" gibi bir derdi yok. Ülkenin bir ihanete maruz kalmasını onları ilgilendirmiyor. Çamura yatmış manda davranışı içindeler. Rahatsız etmezseniz, konuya ilgisi daha az. Yaşadıklarım bana böyle tavsiye etti. Elbette ki sunuş pazarlamanın çok önemli bir safhasıdır. Bu yargı, doğru düşünenler, ülke meselelerine ilgi gösterenler için doğru.
Toplumun, yetkili, ilgili kesimini meydana getirenler için doğru değil, maalesef.
Sayın Tipioğlu, sizin görüşünüz doğru olandır. Benim en yakın arkadaşlarımdan birisi, Türkiyenin barajlar konusunda iyi tanınanlarındandır. Kendisi, Atatürk barajının yapımını, on yıl müddetle, D.S.İ. adına, başından sonuna kadar, başarıyla yürütmüş bir Y.Mühendistir. Kitabı ilk önce kendisine bir mektup refakatında takdim edip, göreve çğırmama, "bir odaya kapanıp günlerce tartışmalıyız" teklifime rağmen, uzakta durmayı kurtuluş kabul ediyor. Bu haliyle benden saygı bekliyor. Benim ailemden aldığım terbiye ülke meselelerinde nezaketi arka sıraya koymayı öğretmiştir.
Atatürk barajının getirdiği zannedilen şerefinin büyük kısmına sahip çıkmasına rağmen, o barajın ülkemize yaptığı büyük kötülüğü, o barajda yapılan büyük ihanetin konuşulmasına yanaşmıyor, yanaşmamaktadır. Kendisi sanata yakın, inançlı, hatta hacca gitmiş birisi olmasına rağmen; mesleğinin, mesleğimizin yüklediği sorumluluktan kaçıp; ülkemize barajlarla yapılan, ihanet ötesi melanetin anlatımını, yanlız başıma bana bıraktı. Şimdi size soruyorum "ben bağırmayayım da kim bağırsın?". Hiddetim, keyfimden, şahsı arzum isteğimden değildir. Sözüm ve hiddetim, başta benim meslektaşlarım olmak üzere bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olmuş, olmak isteyenleredir.
Sayın Tipioğlu, ülkemizin suları üzerinde, yapılması gerekenlerle yapılanları karşılaştırabilseniz; inanıyorum ki seri katil olmayı aklınızdan geçirirsiniz. Ben çok kere geçirdim, geçiriyorum. Bu işlerin altına imza atanlar, şerefleriyle(!) yaşadıklarını millete pazarlamaya devam ederken, en bilgilisi, en ünlüsü 5 yıdır karşıma çıkıp haddimi bildirmek görevini yerine getirmedi. Çağırın gelsinler, haddimi onlar bildirsin. Siz benim hiddetimin sebebini öğrenip beni anlayışla karşılamaya çalışınız. Ben yazar değildim, kompozisyon dersinden de başarılı bir öğrenci hiç değildim. 63 yaşında kitap yazma mecburiyetinde bırakılmış "eski gafil bir mühendis" olduğumu hiç hatırınızdan çıkarmayınız.
Sayın Tipioğlu, siz sitenin admini iseniz; yanlış anlatımım veya yanlış anlaşılmanın sonucu, seri yazılarım, yoruma kapalı olarak siteye konuyor. Her yazının sonundaki yorum ambargosunu kaldırıp, yazıların bütününü, 2 veya üç bölüm halinde yoruma kapalı olarak "ayrıca" yayınlamanız halinde daha yararlı olacağını düşünüyorum. O yazıları da boş zamanınızıda okumanızı dilerim.
Konuya, 5 yıldan fazladır ilgi duyan kafa yoran biriyim. Kitabın basımından sonra yapmış olduğum çalışmaların özetini, bu seri yazılarda sitedaş aydınlarla paylaşmak istiyorum. Çıkardığım sonuçlar sizler tarafından eleştiriye tabi tutulmaz ise ham, kaba kalır. Fikirlerimin tornadan geçirilmesinden son derece memnun olan biriyim.
Ayhan arkadaşımla ilişkime müdahalenize süregelen hoşnutsuzluğum söz konusu olamaz. Ayrıca sitenin belli bir tarzı yakalamasına çabanızı saygıyla karşılamayı öğreneceğim. O arkadaşımla maalesef son yılda, beklentilerime, kendisine yaptıklarından kaynaklanan saygıma, karşılık almakta hayal kırıklığına uğradım. Konunun kıdemlilerinden biri olması dolayısıyla hep saygı duyarım. Ancak siz de haklısınız.
Yazı konunun dışında uzun oldu. Başka bir vesileyi beklemek istemedim. Selamlar. Günün her saatinde ulaşabilirsiniz.
Şubat
15
PtsiHaydar Bibinoğlu Oyuna Gelmek için dedi;
Sanırım eksik bir yazı olmuş. Oyunun nasıl bozulacağı, açık olarak anlatılmamış. "Etnik ve Bölgesel Sorunlara Yönelik Çözüm Önerisi" başlıklı yazımı okuyup okumadığınızı bilmiyorum. O yazıda, kuşkuya yol açmayacak kadar açık öneriler sundum. Keşke siz de bir öneri açıklasanız da fikir alışverişi yapabilsek.
Çözümlemelerinizin birçoğuna katılıyorum. Ama eksik buluyorum yazınızı. Bu da doğaldır belki. Başka bir yazının konusu olarak düşünmüş olabilirsiniz. Yine de yararlandığımı söylemeliyim.
Şubat
15
PtsiNamık Tipioğlu Oyuna Gelmek için dedi;
Sayın Çoruh;
Yazılarınızı dikkatle okuyorum.
Kitabınızı da -altını çizerek- okudum.
Bu siteye yazmanızı da ben talep ettim.
Bütünüyle katılmasam da yazdıklarınızdan yararlanıyorum."Farklı" şeyler söylüyorsunuz ve tek başına bu olgu bile ,sizin yazılarınıza devam etmenizi gerektiriyor...
Elbette,duyarlı insanımız,bu farklı verileride dikkate alarak BİR SENTEZE ULAŞACAKLARDIR.
Benim itirazım farklı bir şeye;
Anımsarsanız,Bursa´daki sempozyumdan evvelde,sizinle kısa bir sohbetimiz oldu.
Ben size-yazdıklarınızın tartışmasına girmeden-ÜSLUBUNUZU BİRAZ SERT BULDUĞUMU,bu nedenle yadırgadığımı ve asıl önemlisi;üslubunuz böylesine "sert" olunca ÖZÜN DE GÖZDEN KAÇABİLECEĞİNİ söyledim.
Ve ekledim;"bundan en çok ta siz zarar görebilirsiniz,zira anlatmak istediğinizi anlamak istemez insanlar..."
Şimdi sadede geliyorum;
Yazılarınız beni rahatsız etmez.Hiç kimseyi de rahatsız edeceğine inanmıyorum.
Ama gördüm ki;
Ayhan Bey ile karşılıklı "yorumlarınızda" belki de iradi olmayarak,pek te hoş olmayan bir tarzda yazıyorsunuz karşılıklı...
Benim itirazım işte buydu.
Bu kez kendimi size anlatabildiğimi umuyorum.
Selam ve sevgilerimle...
Şubat
15
PtsiMazlum. coruh Oyuna Gelmek için dedi;
Önce, Sayın Tipioğlu,
Eğer, bu yazımdan da rahatsız olacak iseniz; admin arkadaşımdan, veya siz yetkili iseniz,sizden, en kısa zamanda yazının siteden kaldırmanızı rica ederim. Kimseyi rahatsız etmek hakkımın olmadığı bilincindeyim.
Tanımadığım, yemediğim içmediğim, aynı mirasta ortak olmadığım arkadaşların huzurunu kaçırmaya hakkım yoktur.
Yazılarımda hoşlanılmayanmayan sıfatlar, mesleğimin haysiyeti ayaklar altına alan işleri ve o işleri icra edenleri, icra ettikleri işlerin çerçevesi içindeki tanımlamanın ifadeleridir. Yeterli etkinlikte olduklarına da inanmıyorum. Sitede ki arkadaşlarımın benim yazılarımdan rahatsız olmasınını anlayamıyorum.
Şahsımın sorgulandığı yazının devamında cevap vermem tabii olduğunu düşündüm.
Sayın Erol,
Yazınıza azıcık katkıda bulunmak isterim.
150 yıldan beridir ülkemiz insanlarını meşgul eden, sonu gelmez mesele hakkında ben de düşündüklerimi yazınızı fırsat bilip sizinle ve sitedaşlarımla paylaşmak isterim.
Mesleğim mühendislik olduğu için, sosyal konularda benim hüküm beyan etmem doğru olmayabilir. Sadece hayatta yaşadıklarımdan elde ettiğim sonuçları paylaştığımı bilmenizi isterim. Fikirlerim iddialı değildir. Yazınızda ortaya koyduklarınızın karşısına fikir geliştirecek durumda değilim. Yazımı o çerçeveden değerlendirmenizi isterim.
Problemin tarihi seyrini şöyle bir önümüze koyduğumuzda, ben şu kanaate varıyorum: Eğer, bir çok kökenden meydana gelen bir toplumu yöneten otorite, her hangi bir amaca varmak için, zayıflatılmak isteniyor ise; yönetimi içindeki topluluğu parçalamak, koparılabilecek en büyük bölümü ana unsuru yöneten otoriteyle döğüştürmek, en kestirme yol oluyor. Bizler, yani T.C. tini meydana getiren, kuran halklar, insanlar, çok kullanılan rakamla, en az bin yıldır bir arada yaşıyoruz. Bu süre içerisinde, aralarında olduğu gibi, otorite ile halkın bazı kesimleriyle çatışmalar olmuştur. Bu çatışmaların çok çeşitli sebepleri sayılabilir.
Konumuz PKK´nın amacı, eylem ve sözlerine bakılırsa zaman ve zemine göre değişmektedir.
Yaptığı eylemler, bir zamanlar bolca kullandığı sloganın hedefiyle uyumlu değil. " Vur gerilla vur, Kürdistanı kur derken, çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden insan katlederek kendine ülke kuracağını zannetmiştir. Bu büyük bir yanılgıdır. Hiçbir akıllı otorite, hükümranlığı altına almayı hedeflediği topluluğun hatıralarını acılarla doldurmaz.Bu ancak her şeyi kuvvetle yöneceğini sanan ahmakların işi olur. PKK´ların, başka amaçlı ve yanlış yönlendirmenin oyuncağı oldukları açıktır. Bu insanlar da kendilerine ait bir otorite oluşturma hevesine başkaları tarafından kaptırtılırken, aldatılmışlardır. Kendileri, özgür iradeleri, akıl ve irfanlarıyla yola çıkmamışlar. Birilerinin oyununa gelmişlerdir. Kendisinin parçası saydığı, güçsüz, masum insanları katlederek bir yere varacakları zannına kapılmışlar. Bu durum kandırıldıklarının açık delilidir. Bugünlerde başka yönde bir aldatmanın emrindeler.
Peki, kandırılan sadece bu yurttaşlarımız mı? Hayır. Ülkenin yönetimine gayet samimiyetle talip olanlar da kandırılmıştır. Rahmetli Adnan menderes -dönemini yaşadığım için konuşabiliyorum- iktidar döneminin başlangıcında, A.B.D. lerinin yaklaşımlarını, yine o ülkenin sözcülerinin ağzından çıkanlara inanarak, doğru ve samimi bularak, ülkeyi yönetmeye çalıştı. Ama, baktı ki, bu ülke, kendi ülkesinin hayrına değil, kendisinin menfaatı için yardım eder gibi oluyor; o zaman, Sovyetler birliğiyle temasa geçti. Ancak ömrü vefa etmedi, ettirilmedi. Kendisinden yararlanmak isteyenler; istedikleri yoldan çıktığını görünce, yine kendileri tarafından kandırılmış, kendi insanları tarafından, iktidardan indirildiği gibi, hayatına da son verildi.
O dönemi yaşayan biri olarak, geriye doğru baktığımda böyle görüyorum.
Özet olarak, ülkenin yurttaşlarının önemli bir kısmının onayıyla ülke yönetimine getirilen insanlar da kandırılmıştır, kandırılmaktadır. Onun gibi insanlar, kandırılıp kullanılabiliyor ise; PKK yı oluşturanların kandırılıp kullanılması çok daha kolay oluyor.
1980 yılına kadar, ortamı müdahale edilebilir duruma getirenler; sorununun demokratik yollarla çözümünü de engellemişlerdir. Rahmetli Ecevit´in, 1980 lerin başında, gidişatı durdurmak için Sayın Demirel´i bir kaç kere ortak tavır almaya çağırdığını bugün gibi hatırlarım. Demirel, sorunun medeni usullerle çözümüne yanaşmadı. Hâlâ, bu tavrı kasıtlı aldığına dair derin şüpheler taşırım. Ortam iyice karışınca, ordu da, iç hizmet kanunun yardımıyla, durumdan kendine vazife çıkarıp, iyi bir iş yapmak zannıyla müdahale etti. O işte bir güdümün sonucuydu.
Kenan Evren´in ülkemiz insanlarının bir kısmı üzerinde baskıcı tedbirler alması da bir güdümün sonudur. Yanlış yönlendirip ülkeyi kolay güdülür tutmak içindi. Elbetteki büyük bir yanlıştı. PKK nın ortaya çıkışıda bir güdüm sonucudur.
Sayın Erol, Son beş yıldır enini boyunu bir ölçüde gördüğüm bir bayındırlık planın halini inceleyince; ülkemiz üzerinde oynan büyük oyunun nerelere kadar kökleştirildiğini gördüm. Ne zaman başladığı, hangi ülkelerin oyunun içinde olduklarını, ülkemizde kimlerin ve hangi yönetimlerin nasıl kullanıldığını bir ölçüde öğrendim.
Onun için, yazınızdan anladığım kadarıyla, PKK nın yardımına koşan yönetimlerin de gaflet içinde olduklarını söyleyerek kendimi ferahlatıyorum. Gaflet içinde olduklarını yorumlamak beni biraz ümit var kılıyor. Ne şekilde olduklarının gerçeğini ifade etmekten ürküyorum.
Gördüğüm dehşeti, başta benim meslektaşlarım olmak üzere, "ben aydınım" diyenlere anlatmaya çalışırken karşılaştığım tavırları görünce, sizin önerinizin farkına varacakların sayısının çok olmayacağı kanaatına varıyorum.
Sayın Erol, kötümser olup kenara çekilmeyi de kendime yakıştıramıyorum. Geçmişimize bakınca, ümit var olmak gerekir diyorum. Yazınız için kutlarım. İlgi çekici, bakışlı bir yazıydı.



Sayfa Başı