Artvin Köşe Yazıları
»Gerçekten Kobay mıyız?
Hep düşünürüm, sebebi ne diye. Çocukluğumda büyüklerimizin birbirleriyle olan ilişkilerini, saygı ve saygınlıklarını, samimiyetlerini, paylaşımcılığını ve en güzeli de tarımsal ve diğer işlerle kışa hazırlıkta mükemmel bir yardımlaşma.
Ya simdi, o ortamlardan hiç eser yok. Dereden çok sular akmış. Çok şey değişmiş, özümüzden koparılmışız. Nasıl mı?
Sözde bağımsız bir devlet olmamıza rağmen, toplumu yönlendirecek, toplumsal yaşamı adaletli bir şekilde düzenleyecek ne plan-proje, ne devlet yönetimi ne de otoritesi var.
Sıfırdan var oluş mücadelesi vererek kanıyla canıyla vatanını ve onurunu kurtaran, dünya emperyalizmini dize getiren toplum kaderine terk edilmiş, sindirilmiş, dize getirdiği emperyalizmin sömürüsüne yem edilmiş. Gençliğinin kültür bunalımı girdabında magazinsel yaşam çelişkisi ile ne yaptığı belli değil. Yaşlılarsa üçer beşer Cami önlerinde oturup aralarında sohbet ederken "hey gidi günler" deyip geçmişe duydukları özlem için akıttıkları göz yaşları ile hazin hazin ölümü beklemekteler. Bu değişimin ve geldiğimiz noktadaki acziyetin bir sebebi olmalı. Bu sebebi M. Emin Değer´in tesbitleriyle de biraz irdeleyelim.
ABD bize ne yapmış?
Antropolog Nader´ e göre "Görünmez faktör, tüm dolaylı kontrol süreçlerinin ve mekanizmalarının genel toplamından ibarettir. Görünmezlik, zihinlerin sömürgeleştirilmesi yoluyla başarılmaktadır. Yanlış olan doğru veya abes görünüyor. İnsanları öldürmek vatanperverlik oluyor, reddediliyor ya da kabulleniliyor. Düşünülmeyecek davranışlar normalleşiyor. İtiraz eden bağımsız düşünceliler kavgacı, yol göstericiler sayılmakta, araştırma yardımı ve iş bulmaları tehlikeye girmektedir."
ABD soğuk savaş döneminde toplumları ve insanları kukla gibi kullanma yöntemi geliştirmiş ve başarıyla uygulamıştır. Nader bunu “Bilimi paranın krallığı için insanlığa ihanet amacıyla kullanmak” olarak niteliyor. Antropologların demokratik illüzyonlara bilerek katıldıklarını bunun “zihinlerin sömürgeleştirilmesi yoluyla başarıldığını, yanlış olan doğru veya abes göründüğünü” anlatıyor ve diyor ki “insanlığın tüm boyutlarıyla incelenmesi antropologlara, antropolojik akla şekil veren güçleri açığa çıkarmada özel bir olumluluk yüklüyor.”
Asıl amaç, gücün sistemleştirilmesi ve ilişkili oldukları ülkelerin iç işlerine karışmanın engellerini ortadan kaldırmak. Soğuk savaş döneminde “Glock’un ilk işlerinden biri, Ortadoğu’nun ve özellikle Türkiye’nin yoğun olarak incelenmesini öngören bir araştırma idi. Glock’un devletle yaptığı anlaşmalar, bir dizi istihbarat ve propaganda çalışmasını içeriyordu. Bunlar arasında Türkiye’deki kitle iletişim araçlarının profili, nükleer savaş için bilimsel planlama ve şehirlere yönelik kimyasal silah saldırıları, siviller ve mahkumlar arasında psikoza neden olmadaki yararları bakımından LSD ve benzer ilaçların sınanması gibi konular yer almaktaydı.
LSD: Güçlü halüsinasyonlara yol açan kuvvetli bir uyuşturucu olarak betimleniyor.
PSİKOZ: Sözlükte “Her türlü akıl ve ruh hastalığının genel adı. Diğer bir anlatımla toplumsal bir sarsıntıya bağlı olarak oluşan ruh durumu.
Deniyor ki, bu tip çalışmalar “Ortadoğu’nun özelliklede Türkiye’nin yoğun olarak incelenmesini öngören araştırmalardan” biridir. ABD geçmişte Türk toplumunun ruh sağlığıyla oynadığını yıllar sonra açıklıyor.
“Türklerin çoğu, Araplar, İranlılar ve Ortadoğu’nun diğer halkları, Lerner’ in dünya versiyonuna göre normal değildi. Onlar modernitenin taarruzu altında varlığını kaybetmeye mahkûm olmaları hasebiyle, araştırma numuneleri idiler.” Ve asıl amaç, bu sözlerle aşağıladığı prototip olarak hazırlanan ülkelerden toplanan verilerle hedef toplumları istedikleri kalıba oturtmak olmalıydı. Çalışma tamamlanıyor ve “Geleneksel toplumun gelip gidişi Ortadoğu’yu modernleştirmek” adıyla kitaplaştırılıyor. Bu kitap Amerika’da büyük akademik prestij kazanmış ve yıllar boyunca Türkiye ve diğer Ortadoğu ülkelerinde uygulanan biçimiyle ekonomik ve politik kalkınma teorisinin temelini oluşturmuş.
Peki, biz kalkınabildik mi? Hayır. Nedeni yine bu kitapta, çünkü bizim gibi ülkelerin kalkınması için, önce toplumsal birlik bütünlük iradesi, sonra kalkınma stratejisi ve ekonomik güç gerekir.
ABD’nin seni tüketici pazarı olarak hazırlama taktiğinin uygulama alanındaysan, “Geleneksel toplumun geçip gidişi (özünden koparılma) ekonomik ve politik kalkınma teorisi programının hedefine alınmışsan bırakın kalkınmayı kendi kimliğimizi bile koruyamayız.
Saygılı ve sabırlı bir toplumdan en ufak bir sorun olduğunda dahi mantıklı bir çözüm aramak yerine hırçınlaşan, canileşen ve hatta aile içi şiddete varan toplum haline gelmemizin nedeni bizdeki işbirlikçilerin de bilgisi dahilinde yürütülen işte bu insanlık dışı programlar.
Yazar :Ertugrul Torun Yayım Tarihi :3 Mart 2010 ÇrşOkunma :877
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Mart
4
PrşOrhan Aksu Gerçekten Kobay mıyız? için dedi;
Sayın Torun bu toplumun bir adım önündeki değerlendirmelerinizi içeren aydın görüşlerinize aynen katılıyorum.Hatta tuttuğunuz ışığa destek anlamında birşeyler demek istiyorum.
Dünyada artık iki tür teknolojinin hüküm sürdüğü açıktır.HÜKMEDİLENLERİN ve HÜKMEDENLERİN teknolojileri.Biri hepimizin kullandığı legal teknoloji.Diğeri ise sizin bir bölümüne değindiğiniz Egemenlerin dünyayı kontrol altında tutmalarının garantisi olan ve çoğunluğun bilmediği hayal dahi edemediği şeylerin olduğu bir teknoloji.Sizin gibi aydın insanlar bu teknolojileri direk olmasa da sonuçları itibarıyla hissedebiliyor. Hükmetmenin teknolojisi bilimi bizim anladığımız insanca ve doğal amaçlarla değilde, insanın ve dünyanın doğasını hiçe sayan genetik, parapsikoljik ve antropolojik etkileri olan insanlara akıl dışı ve uçuk kaçık hatta paranoyak gelen bir teknolojidir.Bunlar direkt olarak ispat edilemese de etkileri ele vermektedir.
Örneğin:
Satılmış medyanın yoğun uyduruk bir kampanyası ile yüzbinlerce kan örneğimizi Amerikaya gönderten ve Türk milletinin genetik haritasının çıkarılmasınını sağlaması, yazdıklarınız onaylar bir gelişmedir.
Veya bizim Ufo dediğimiz bilinen radar ve uçak teknolojisinin yakalayamadığı ama dünyanın her yerinde rahatça dolaşan uçan daireler.Ki her yöne uçan disk şeklindeki bir aracı Hitler bundan altmış yıl önce yapmış fakat her nedense daha sonra bu teknolojiden hiç söz edilmemiştir.(Atılmasına gerek kalmasaydı asla bilemeyeceğimiz nüklear silahlar gibi.)
Veya bir cep telefonu gibi sadece bir kaç çeşit elektromanyetik dalga ile çalışan insan beyninin uzaktan kontrolü gibi.Bunun ilk işaretini rüyaları birebir görüntüye çeviren japon bilimadamları vermişti.Adeta bir cep telefonu gibi manyetik bir dalga ile çalışan beyninizin uzaydan bile kontrol edileceğini biliyormusunuz.Ya da vucudunuzdaki genetik hasarların tetkileneceğini kanser gibi ölümcül hastalığa sebep olabileceğini.İnsan beyni kontrol edilirse kendi kendine her şeyi yapabileceğin şöyle bir düşünün.Bayıltır, kaldırır, zıplatır,havlatır,antikor üretimini ve kanserli hücrelerle savaşı durdurur,hormon salgılatır,hormon salgınız keser,sizi ağlatır,ihanet ettirir,intihar ettirir.İyi kontrol edilmiş bir beyin kendi kalbini bile rezonansa sokup durdurabilir.VE BUNLAR ARTIK GÜNÜMÜZDE MÜMKÜN.



Sayfa Başı