Artvin Köşe Yazıları
»23 Nisan ve Birkaç İnsan
Bazı konular ve yazılar vardır ki, hep güncel kalır..Doğrusu; gündem değişmez ise, güncelliğini korur. Ben de güncel gördüğüm eski bir yazımı ‘eklemelerle’ tekrarlamaya karar verdim:
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı;
23 Nisan 1935 yılından itibaren kutlanan, Türkiye Cumhuriyeti´nin ulusal bayramı..
23 Nisan 1920 yılında Ulusal Egemenlik Bayramı(Hakimiyet-i Milliye) TBMM´nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanıyor. Beraberinde Çocukları Koruma Cemiyeti(Himaye-i Etfal Cemiyeti)’nin 23-30 Nisan´ı Çocuk Haftası ve haftanın ilk gününü de çocuk bayramı ilan ediyor.
Ardından; Bu iki bayram 23 Nisan 1935 yılında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı adı altında bir araya getiriliyor.
Çocuk bayramı savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında sevindirmek amacını taşımakta idi.
En önemlisi; Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, Unesco(United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization)´nun 1979´u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği´ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımasıdır..
Birleşmiş Milletler Eğitim,Bilim ve Kültür Örgütü Unesco’nun evrensel kimlik kazandırdığı, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” 23 Nisan’da, birkaç insan tarafından; askerlik çağını geçmiş 23 yaşındaki birini çocuk diye TBMM’inde kürsüye çıkartılıp, dinden ve yoksuldan geçinmenin yanında çocucukları da süreçlerine katmalarını asla unutamam…
Unesco; Birleşmiş Milletler´in özel bir kurumu olarak, II. Dünya Savaşı´ndan sonra, kurulmuştur(1946) ve Unesco sözleşmesini, Türkiye 20 Mayıs 1946 tarihli ve 4895 sayılı kanunla onamıştır.
Sözleşmesine imza attığımız Unesco, bizim “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nı uluslar arası evrensel düzeye taşırken, birileri 23 Nisan’ı 23 yaşındaki çocukla(?) ile nerelere taşımaya çalışmışlardı?
Bu birkaç insanın yaptıklarının birkaçına göz atalım:
Bir ilimizin Anadolu Lisesi kimya öğretmeni, geçen yıl yaptığı yazılı sınavda sorduğu ahret sorusu, acaba kaç insanımızı düşündürmüştü?!
Evet; “- X şahsı hayatı boyunca 3.10 üzeri 22 tane iyilik ve 4.10 üzeri -2 mol kötülük yapıyor. Hesap günü mizanda iyilik ve kötülükleri tartılıyor. İyilikleri ağır gelirse cennete, kötülükleri ağır gelirse cehenneme, tam nötrleşme olursa Araf’a (hayvanların ve delilerin barınacağı yere) gidecek. Bu şahsın hesabı görülünce durumu ne olacak. İşlem yaparak sonucu bulunuz” sorusu bizleri ne kadar düşündürttü? Dahası, dürttü veya uyarttı?!
Bu okulda bir sınıfın mescide çevrildiği de belirlenmişti...
İbadete karşı olanlara şiddetle karşı olduğumu gibi; eğitim kurumlarında mescitlerin oluşturulmasına da karşıyım…
Olguyu daha iyi algılama adına bir antrparantez açmak istiyorum: “Almanya’da:70 bin sağlık kurumu, 8 bin kilise vardır. Fransa’da:60 bin sağlık kurumu, 9 bin kilise bulunur.
Ülkemde ise; :7 bin sağlık kurumu, 77 bin cami yükselir.”
Salt çocukların eğitimi alanında mı yaşanıyor yozlaşma?!.... Yaşamın tüm alanında..
Mustafa Mutlu bir yazısında, Atlantik ötesindeki bilinen cemaat liderinin söylediklerine yer vermişti; “..Taa ilerilere gitmeli, can damarları içinde dolaşmalıyız. Cepheleri öğrenmeleri lazım arkadaşlarımızın. Hukuk sistemini didik didik etmeliler. Sistemin püf noktalarını bilmeleri lazım. Biz de çalışıp onları istifade edecekleri mevkilere getirmeliyiz.
Dikkatli olmalıyız. Erken harekete geçersek, tepemize binerler. Durmadan hazırlanmalıyız.. Zamanı gelince, uygun boşluk bulunca maratona geçeriz. Devlet memuru arkadaşlarımız kahramanlık yapamazlar. Erken vuruş yaparlarsa dünya başlarını ezer.. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır…”
Netekim de öyle oldu..Yerelden merkeze adım-adım geldiler. Sistemin püf noktaların öğrendiler..Adamlarını istifade edecekleri önemli mevkilere getirdiler.
Özellikle biri vardı ki; sıradan bir belediye bürokratı olarak çok önemli bir makama geldi..Kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi için birkaç insan ile ‘kamu yönetimi reform tasarısı’nı hazırladı. Evet böylesi bir tasarıyı; TODAİE’nin uzmanlarını, devlet hizmetlerinde deneyimli yansız bürokratları, üniversiteleri, ilgili sivil örgütleri ve siyasi partileri es geçerek hazırladı; birkaç insan olarak..
Şu an çok-çok önemli görevde olan bu kimlik, şu mantıkla hazırlamıştı tasarıyı: “..Trkiye’de kültürel öncelikli İslami hareketler ile siyasi öncelikli İslami hareketlerin karşılıklı ilişkisi ve etkileşimleri yeniden tanzim edilmelidir. Eğer bu iki hareket bütünleşmiş bir halde devam ettirilirse, Türkiye’de İslamın hiçbir ülkede görülmemiş bir şekilde sağlam bir temel üzerinde gelecek vaat ettiğini söyleyebiliriz….T.C’nin başlangıçta ortaya koyduğu Laiklik, Cumhuriyet ve Milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğunu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum..”
Bu mantıkla yazılan reform taslağı, ilgili bir dizi yasa ile gerçekleşti. O dönem; Dünya gazetesinde salt ben konuyla ilgili 10’nun üzerinde öneri içeren, dahası; Devletin katı bürokratik yapısından arındırılması; değiştirilmesi, düzeltilmesi ve devletin sırtından ekonomik ve siyasi rant elde edenlerden kurtarılıp şeffaflaştırılması, demokratikleştirilmesi, tarafsızlaştırılması, insan hak ve özgürlüklerine saygılı hale getirlesi doğrultusunda eleştirel yazı yazdım. Beni bırakın, uzman kişilerin ve akademisyenlerin ve de özellikle CHP’nin bu bağlamdaki önerilerinin biri bile dikkate alınmadı..
Ve, sayın Mutlu’nun dediği gibi; modern devleti, Cumhuriyet’in ilkelerini, ulus devlet ve ulusalcılık esasına dayalı devlet anlayışını sorgulayarak; İyi oynadılar oyunlarını...Şimdi de koşar adım amaçlarına yürüyorlar...
Ve de çocuklarımız yarın Bayramlarını yaşayacaklar.
Hangi yüzle kutlarım ben çocuklarımızın bayramını?!
ÇOCUKLAR AYDINLIK GÖKYÜZÜ
Çocuklar ki geleceğin aydınlık yüzü,
Çocuklar aydınlık gökyüzü.
Cumhuriyet kuruldu,
Çocuklara bayram, ışık oldu
Atatürk, önce çocuklar dedi,
Ülkeyi onlara emanet etti.
Siyasiler yemin etti,
Çocukları yerinden etti..
Onlar;
Gecenin karanlığında süzüldü,
Çocuklara karabulut gibi göründü
Her yer karalara büründü.
(Ş.Ç)
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
evesbere@mynet.com
Yazar :Şevket Çorbacıoğlu Yayım Tarihi :21 Nisan 2010 ÇrşOkunma :2373
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Nisan
23
CmaŞevket Çorbacıoğlu 23 Nisan ve Birkaç İnsan için dedi;
Sayın Yazar ve Bibinoğlu yorumlarınza ve değerlendirmelerinize ve de katkılarınıza teşekkürler..Dediğiniz gibi bunlar bu aracı kullanamiyorlar..Aracı kullanmanın temel işlevi ileri taşıtmaktır, gerçekten bunlar arkalarına bakmaksızın geri-geri gidiyorlar; sonları uçurum. Korkum ülkeyi de uçuruma sürüklemeleri, çünkü ülkem insanı hiç arkasına bakmadığı gibi ileriye de baktığı yok..Selam ve sağlıkla kalın..
Nisan
22
PrşTuncer Yazar 23 Nisan ve Birkaç İnsan için dedi;
Ben öncelikle size,bilgi birikimlerinizi bizlerle paylaştığınız için
çok teşekkür ederim.Bahsettiğiniz ve şahsen benim fazla bilmediğim ama
size katıldığım (ince hesaplar) konusunda ne yazıkki çok geç kaldığımızı da
üzülerek belirtmek istiyorum.Çünkü adamlar , bırakın cumhuriyetin temellerine
dinamit koymayı,bugün artık o dinamitleri her yönden ateşlemeye başladılar.
Bu bağlamda da Atatürk´ün hayata koyduğu her şeyi,tabii bu arada 23 Nisan
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı´mızı da önce pasifize edip,sonra da ortadan
kaldıracaklar.Yaptıkları her icraat ülkeyi geriye götürmek için.Nasıl ki otomobillerin
ieri vitesleri olduğu gibi,geri vitesleri de vardır.İşte bunların reformları da hep geri viteslidir.
Ben yarın,bizzat görevli olarak 23 Nisan´ı 6-14 arası çocuklarımla,Türkiye için,Bayrak ve Atatürk için
Pek tabiiki çocuklarımız için kutlayacağım.Ama ya sonrası.Umutsuzum.
Yarama dokundunuz.Paylaşmak,yararlanmak istedim.Hoşça kalın.
Nisan
22
PrşHaydar Bibinoğlu 23 Nisan ve Birkaç İnsan için dedi;
Hangi yurtsever katılmaz ki düşüncelerinize? Bunların tümü, bilinen şeyler olsa da sık sık anımsatılmasında yarar var. Keşke burada yazılan yazılar, daha geniş kitlelere ulaşabilse...
Bir "keşke"m daha var. Keşke bu değerli düşünceleri anlatan yazıdan sonra, "şiir"inizi eklemeseydiniz. Diyeceksiniz ki "Şiir sayfası"nda yayımlanan şiirler daha mı güzel?". "Güzel olanlar da var." diyebilirim sadece. Bizim halkımız, baştan sona şair(!). Ne yapalım?
Sadece şiirde mi? Her alanda böyleyiz biz. Bilsek de bilmesek de ahkâm keseriz. İşi, bilene bırakmayız. Bağcıdan önce gireriz bahçeye. Meyve veren dalları keser, ağacı iyi budadığımızı savlarız. Oysa budadığımız, ürün verecek dallardır. Ürün alamayınca da bağcıya söveriz.
Bir kötü huyumuz daha var. İşimize gelince, en iyiyi yerer, en kötüyü överiz. Birilerini kırmamak için de yaparız bunu. Kırılmasını istemediğimizi özendirdiğimizi; bunun o insanı yanlış yönlendireceğini ve sonunda düş kırıklığına uğratacağını düşünmeyiz. Bilmeyiz ki asıl dostluk; dostun yanlışına, herkesten önce "yanlış" demektir.
"Şiir" dışındaki sözlerim, size değil Sayın Çorbacıoğlu. Amacım kimseyi kırmak da değil. Bunları sizin sayfanızda yazmamın nedenini anlayacak kadar zeki olduğunuzu düşünüyorum. Bu yüzden fazla açıklama yapmayı gereksiz görüyorum. Yine de rahatsız olduysanız, yorumumu silebilirsiniz.
Dostça kalın.



Sayfa Başı