Artvin Köşe Yazıları

Küresel Sömürüde Kadına Biçilen Rol
Yazar : Mehmet Ali Yazıcı


  • Ana Menü
    • Artvin Haberleri
    • Artvin Genel Bilgiler
    • Artvin Onuncu Köy / Forum
    • Artvin Siteleri
    • BlogEngine Blogum
    • Artvin Sohbet Odası
    • Üye Ol
    • Resim Gönder
  • İlçeler
    • Artvin
    • Ardanuç
    • Arhavi
    • Borçka
    • Hopa
    • Murgul
    • Şavşat
    • Yusufeli
  • Köyler
    • Artvin Köyleri
    • Ardanuç Köyleri
    • Arhavi Köyleri
    • Borçka Köyleri
    • Hopa Köyleri
    • Murgul Köyleri
    • Şavşat Köyleri
    • Yusufeli Köyleri
  • Resimler
    • İl-İlçe Merkezi Resimleri
      • Artvin Merkez Resimleri
      • Ardanuç Merkez Resimleri
      • Arhavi Merkez Resimleri
      • Borçka Merkez Resimleri
      • Hopa Merkez Resimleri
      • Murgul Merkez Resimleri
      • Şavşat Merkez Resimleri
      • Yusufeli Merkez Resimleri
    • Manzara Resimleri
    • Yayla Resimleri
    • Göl Resimleri
    • Baraj Resimleri
    • Kış Manzara Resimleri
    • Tarihi Yerler Resimleri
    • Boğa Güreşleri Resimleri
    • Festival ve Şenlik Resimleri
    • Rafting Kano Resimleri
    • Çiçek Böcek Hayvan Resimleri
    • Ahşap Yapı Resimleri
    • Eski Alet-Edevat
    • Siyah Beyaz Kareler
    • El Sanatları
    • Yiyecek İçecek Resimleri
    • Diğer Artvin Resimleri
  • Müzikler
    • Tulum Müzikleri
    • Davul-Zurna Müzikleri
    • Artvin Türküleri
    • Akordeon Müzikleri
    • Org Müzikleri
    • Tulum Dinle
    • Artvin Türküleri Dinle
  • Videolar
  • Yazılar
  • Şiirler
  • Barajlar
    • Artvin Deriner Barajı
    • Borçka Barajı
    • Yusufeli Barajı
    • Muratlı Barajı
    • Bayram Barajı
    • Bağlık Barajı
  • Servisler
    • İletişim
    • Sitemizi Eşe Dosta Duyurun
    • Ziyaretçi Defteri
    • Sıkça Sorulan Sorular
    • Yardım
    • Biz Kimiz?

  Artvin Köşe Yazıları

 Geldiniz !!!  Anasayfa » Artvin Yazılar »Toplum



»Küresel Sömürüde Kadına Biçilen Rol


Yorum yazabilmek için lütfen giriş yapınız.


Yazı Ekle

Paylaş  

Kadının horlanması, ezilimesi ve sömürülmesi tarihi, sınıflı toplumların tarihi kadar eskidir. Bu süreçte kadın cinsi, ezilme yöntemlerinin birçoğuna tanık olmuştur. Cinsel kimliğinin sömürülmesi ve istismar edilmesi dışında, daha güzel görünsün, daha fazla önem kazansın vb. diye tarih boyu yapılanların birçoğu aslında kadına işkence etmekten başka bir şey değildir. Kadın bütün güzelliklerin simgesidir; incedir, merhametlidir, anadır, yardır vb. Ama bütün bu yakıştırmalar kadın cinsinin toplumsal konumunu pek fazla değiştirmemiştir. Kadın yine ezilendir, sömürülendir. Buna rağmen kadın cinsinin toplumsal yaşama ve ilişkilere damgasını vurduğu tarihsel dönemler de olmuştur.

Binlerce yıl önce anaerkil dönemde, toplumsal yaşamın en önemli belirleyeni kadındı. Anaerkil toplumda erkek kadının eline bakarken, cinsler arasında hiçbir ayrımcılık yoktu ve kadın kendi toplumsal gücünü, saygınlığını baskı ve sömürü aracı olarak kullanmayı asla düşünmemişti. Ezenin ve ezilenin olmadığı, tarihin bu kesitinde, insanlar arası çatışmalar, kan davaları söz konusu bile değildi. Kadın yöneticiydi. Toplumsal alanda medeni haklar, hukuk vb. kurumlar, kadının belirleyiciliği altında işliyordu. Örneğin, doğan bir çocuğun babası sorulmaz, anasının kim olduğuna bakılarak düzenlenirdi kimlik bilgileri. Bu dönemde kimseyi hor ve hakir görme, cinsiyetinden dolayı aşağılama gibi insana yakışmayan davranışlar hiçbir zaman yaşanmamıştır. Basit iş bölümü çerçevesinde, erkek çobanlık yapar, kadın bitki toplar ve ailenin geçimi bu şekilde sağlanırdı. Ne zaman ki erkek, otlattığı sürüye sahip çıktı ve ilkel silahlar bulundu, kadının durumu da sarsılmaya başladı. Çoğalttığı sürüsüyle, o ana kadar sadece ipi ve beziyle övünen erkek, elde ettiği bu güçle kadını tahtında indirerek, egemenlik anlayışını hissettirmeye başladı. Erkek egemen bir dönem ve buna bağlı olarak sömürü ve baskı ilişkileri de yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.

Bundan 10 000 yıl öncesi yukarı vahşet çağında yapılan duvar resimlerinden bugüne ulaşan bilgilere göre, ana Tanrılar her materyale damgasını vurmuşlardır. Anaerkil döneme kadın egemenliği damgasını vurmuştur demek çok haksız bir yaklaşımdır. Bu, anladığımız anlamda bir egemenlik değil, adil bir yaklaşım içerisinde toplumsal alanı ve ilişkileri kadının belirlediği görülmektedir. Bu durum, geleneksel ezme-ezilme ilişkisini ortaya çıkarmamıştır. İspanyada bir mağarada bulunan resimlerde ortaya çıkan kadın figürlerinde kadın egemen kültürünün izlerine rastlanmıştır. Yine erkek egemen toplumun iddialarının tersine, yapılan bir araştırmada o döneme ait, kadın kafatasının hacminin 58cm.üzerinde olduğu, erkeğin ise 55cm kaldığı, yani kadın beyninin erkek beyninden 3cm daha büyük olduğudur.

Oysa bugün, kadını düşürmek ve aşağılamak adına, beyninden başka birçok eksiğiyle erkeğin hizmetçisi, kölesi ve ezileni haline getiren erkek egemen anlayış (ki, bu içinde yaşadığımız kapitalist üretim anlayışının temel direğidir) , yukarıda anlatılan gerçekleri ısrarla göz ardı etmektedir. “Avrat” kavramını literatüre sokarak, kadına hemen hemen bütün hak ve özgürlüklerini yasaklamıştır.

Kadın anadır, doğurgandır. Doğurganlığı, üretken yanını temsil etmektedir. Erkek egemen anlayış, kadının bu yanına bile göz dikerek, çalmaya yeltenmiş, mitolojide erkek Tanrı Zeus e doğurganlık özelliği yüklemiştir. Kendi çocuğunu doğuran Tanrı(erkek) artık kadını tahtından indirebilirdi. Nitekim öyle de oldu. Anaerkil toplumda, sınıf, statü, ezen ezilen yokken, özel mülkiyetin ortaya çıkması ve üretim araçlarının erkeğin elinde toplanmasıyla birlikte, günümüze kadar gelen geleneksel ezme-ezile, sömürme-sömürülme ilişkileri de ortaya çıktı. Artık, kandaşlar arası boğazlaşmalar, husumet ve çatışmalar serbesttir. Totemlere erkek egemenliği hükmetmeye başladı ve böylece sömürü düzeni de kurulmuş oldu. Bu araçların elde edilmesiyle yeni ideolojiler eşliğinde ezen bir grup oluşturuldu. Bu grup, içinde bulunduğumuz kapitalizm koşullarında, üretim araçlarını ve sermayeyi elinde tutan burjuvazidir.

İnsan doğasından ileri gelen, sabit cinsel biyolojik farklılığı, kültürel kimlikleri temel çelişkiler olarak varsayıp baskı aracı olarak kullananlara karşı, olaylara feminal açıdan yaklaşmak, sınıfsal sorunu göz ardı etmektir ve kadının kurtuluşunu sağlamayacaktır. Cinsel ayrımcı-ırkçılık artık biyolojik olmaktan ziyade, sosyal, ekonomik ve siyasal açılardan ayrımcı bir ırkçılıktır. Emperyalist Avrupa da yaratılan diğer ırkçı ayrımlar gibi, cinsler arası ayrımda günümüzde gözle görünür bir şekilde yaşanmaktadır.

18.yy da mitlerin diliyle ortaya atılan ırkçılık, aydınlanmayla birlikte nasıl bilim, aklın yoluyla oluştuysa, ayrımcılık ve kadının düşürülmesi de aydınlanmayla birlikte hızlandı. Burjuva aydınlanmanın önde gelen düşünürleri, açık açık ırkçı-ayrımcı düşüncelere sahiptiler. Voltaire siyahları hayvanlara yakın bir ırk olarak değerlendirirken, Kant, Afrika zencilerinin doğadan zekâ almadıklarını iddia etti. Yahudilerse tefeci ve dolandırıcıydı. Aydınlanma adına geliştirilen tüm bu ırkçı yeni anlayışlar, geliştirilen bakış açılarına bağlı olarak, toplumlar arası ayrışmalar sistemin ideologları kanalıyla yapılırken, söz konusu ayrışmaların kendi iç dinamiklerinde daha da derinlere inilerek, cinsler arası ayrımlarda alabildiğine hızlandı.

Günümüze kadar gelen egemen üretim ilişkileri sonucu ortaya atılan cinsiyetçi ideolojilerin çözümsüzlüklerinden kaynaklı kadın erkek eşitsizliği, kapitalist üretim ilişkileri devam ettiği sürece çözümlenemeyeceği bilinen bir gerçektir. Kadınları erkeklerin inisiyatifinde tutan, gelenekçi ilişkiler geçmişte olduğu gibi, günümüzde de devam eden küresel ve yerel kapitalist çarkın izlediği politikalarla olduğu gibi devam etmektedir. Dolayısıyla cinsler ayrımını yaratan sömürü mekanizmaları var oldukça, kadının özgürlüğü hayal olmaktan öteye geçemeyecektir.

Sermayenin küreselleşmesiyle birlikte, kadının ve kadın emeğinin sömürüsü alabildiğine derinleşmiştir. Kadın emeğinin sömürülmesine paralel çocuk emeğinin sömürü ve istismarı da yaygınlaşmıştır. Egemen güçlerin değişik dönemlerde dile getirdikleri kadın ve çocuk hakları sözleşmeleri, (sözüm ona) yasal düzenlemeler ve tedbirler, göz boyamaktan öteye gitmeyen uygulamalardır.

Neo-liberal politikalar tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de de yoksulluğu, işsizliği ve gelir dağılımında ki adaletsizliği derinleştiren, ücretleri gerileten, örgütlülüğü zayıflatan sonuçlar üretmiştir. Bu politikalarla sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, çocuk ve yaşlıların bakımı, kadın hakları vb. sosyal hizmetlere ayrılan bütçeler daraltılmıştır. Sosyal devletin görevleri arasında yer alan hasta, yaşlı, çocuk, engelli insanların bakımı vb. hizmetler tam anlamıyla ortadan kaldırılmıştır. Buna bağlı olarak artan yoksullaşmayla birlikte, cinsler arası ayrımcılık ve eşitsizlik açısı büyürken kadın bedeni metalaştırılmış, sermayenin pazarlama aracı halini almıştır.

Dünyada serbest ticaret bölgelerinde çalışanların % 90 nını kadınların oluşturduğunu düşünürsek, kadının ve kadın emeğinin ne düzeyde sömürüldüğünü ve istismar edildiğini tahmin etmek güç olmayacaktır.

Küresel sermayenin her şeyi metalaştırdığı ve her şeye kâr mantığıyla yaklaştığı günümüz koşullarında, gerek kayıt dışı ve ucuz işlerde, gerekse reklâm, seks ve eğlence sektöründe kadınlar alabildiğine sömürülmektedir. Fuhuş özendirilmekte, genelev ve eğlence sektöründen elde edilen vergiler, devlet bütçelerinin önemli kalemleri arasında yer almaktadır. Yoksul kitlelere ahlâk vaaz edenler, bin türlü ahlâksız ve gayri meşru yoldan gelir elde etmektedirler ve egemenlerin hizmetine sunmaktadırlar.

Türkiye de kadın emeğinin sömürülmesi ve cinsler arası eşitsizlik, 1980 sonrası değişen ekonomik-politik koşullarında etkisiyle doruk noktasına ulaşmıştır. Bu durumu rakamlara bakarak görmek mümkündür. Şöyle ki, Türkiye de her 13 kadına karşılık 87 erkek çalışmaktadır. Türkiye de yaşayan kadın nüfusunun % 26’sı bir iş sahibidir. Bilindiği kadarıyla, 4 milyon kadın kayıt dışı olarak çalışmaktadır. Kadın emeği esnek koşullarda çalışmaya müsait olmasından dolayı, bu alanda da yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Ayrıca, emeklerinin karşılığını tam olarak almaları, erkeklere oranla çok düşük düzeydedir. Erkeklerden % 12 daha eksik ücret almaktadırlar. En fazla Tarım sektöründe kayıt dışı olarak çalışmaktadır, oysa aynı sektörde her 10 kadından 6 sı ücretsiz (aile işçisi) olarak iş görmektedir.

Bunların dışında, erkeklerden sonra ikinci sırada çalıştıkları sektörlerin başında hizmet sektörü gelmektedir. Bu sektör içerisinde yoğun oldukları alanlar, daha çok büro işleri, tezgâhtarlık vb. öne çıkmaktadır. Tekstil sektöründe de kadın emeği sömürüye uğramakla birlikte, daha çok giyim(moda) ve reklâm alanında kadın bedeni, sınırları aşan ve pornografiye varan boyutlarda kullanılmakta, dolayısıyla acımazsızca sömürülmektedir.

Kapitalist meta üretiminde hedef, maliyeti sıfıra düşürmenin yollarını bularak maksimum kâr oranına ulaşmaktır. Örgütlenmenin ve hak alma mücadelesinin gelişkin olmadığı ülkelerde kadın ve çocuk emeğinin sömürülmesinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Bu yüzden bugün üçüncü Dünyanın yeni ve yarı sömürge ülkelerinde kadın ve çocuk emeğinin sömürüsü daha yoğundur.

Erkek egemen toplumda, kadının cinsiyetinden kaynaklanan, maliyete yüklediği artı giderden dolayı, üretim sektöründe çalıştırılmaması ciddi bir etkendir. Hamilelik, doğum, çocuk bakımı vb. durumlardan dolayı, üretim kaybına neden olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle kadınlar daha çok hizmet sektöründe ve kayıt dışı alanlarda çalıştırılmaktadırlar. Kadının düşkünleştirilmesinde bir başka anlayış da,”Kadının yerinin evi olduğu” inancıdır. Günümüzde bu yaklaşım nispeten aşılmış, kapitalizmin, üretim ve hizmet sektöründe kadın emeğine duyduğu ihtiyaçtan dolayı evin dışına çıkarılmış, üretim içine sokulmuştur.

Küresel sermaye, tüm emek güçlerine karşı din, mezhep, töre, etik(kapitalist ahlâk) ,ulusal ve cinsel farklılıklar vb. olgular üzerinden kendi düzenini pekiştirmede ve piyasayı derinleştirmede şiddetli bir saldırı dalgası başlatmıştır. Son yirmi yıldır Dünya, bu dalganın sancılı sonuçlarını yaşamaktadır. Sermayenin küresel kuşatmasının en çok etkilediği toplusal kesimlerden biri de kadınlardır.

Bu durumu ülkemizden sayısal örnekler vererek daha net bir şekilde algılamaya çalışırsak; bugün Türkiye de yönetici olan kadın sayısı şaşırtacak oranda azdır. Yönetici kademelerinde yer alanların %1 ni oluşturmaktadır. Orta kademe de(şef vb.) temsil oranı ise %28 dir. İlginç olan, bunların genelde bağlı oldukları amirlerin hemen hemen hepsinin de erkek olmasıdır. Üst yönetimlerde parmakla sayılacak kadar az kadın yer almaktadır. İdarede yer alan 25 müsteşardan hiç müsteşar kadın yoktur. Sadece 2 müsteşar yardımcısı kadındır. Genel müdür kadrolarında 131 erkeğe karşılık 8 kadın, genel müdür yardımcısı 327 erkeğe karşın 36 kadın bulunmaktadır. Başkan yardımcıları olarak 106 erkeğe karşılık 9 kadın, daire başkanı olarak 1211 erkeğe karşılık 192 kadın görev yapmaktadır. Bu verileri daha da çoğaltmak mümkündür. Ama bütün bunlara karşın en belirgin olan milletvekilliğinde ki düşük orandır. Nüfusun yarsının kadın olmasına rağmen Mecliste temsil oranı %4 geçmemektedir. Bu ülkede kadının sadece adı vardır ve kadın sorunu üzerinden söylenen yalanlar artık kimseyi ikna etmemektedir. Türkiye de nüfus oranı % 54 olan kadınların toplumdaki temsil oranlarının bu kadar az olması gerçekten acı vericidir.

Nüfuslarının çok altında temsil oranına sahip olan ve varlıkları uygulamalarla inkâr edilen kadınların, bunlar yetmiyormuşçasına bir de yöneticilik için gerekli kapasite ve yeterliliğe sahip olmadıkları ileri sürülmektedir. Erkek egemen (kapitalist anlayışa) göre kadınlar zayıf varlıklardır. AKP hükümetiyle birlikte TRT Genel Müdürü olan Şenol Demiröz ün göreve başlar başlamaz, verimliliği düşürüyorlar gerekçesiyle 13 kadını yönetici görevden alması, kadın konusunda ilkel ve gerici yaklaşıma tipik bir örnektir.

17 Şubat 1926 yılında kabul edilen medeni kanunda güya erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemelerin kaldırıldığı, kadınlara boşanma hakkı tanıyan yasa çıkmış olsa da, kâğıt üzerinde alınan yol pratikte hiçbir işe yaramamıştır. Aile içi şiddetin % 87 sini kadınlar yaşamaktadır. Evlenmelerin % 40 ı görücü üsülüyle olmaktadır. Evlenmiş olan kadınların %20 si nikâhsız yaşamaktadır. Türkiye de her 3 kadından 2 si işsizdir. İstihdam edilen kadın işgücünün % 71 i kayıt dışı, % 50 si tarım sektöründe çalışmaktadır. Bu alanda çalışanların % 85 i ücretsiz aile işçisidir. Karar organlarında ki kadın oranları % 7 dir. Uluslar arası Af örgütünün 2004 yılında yayınladığı bir rapora göre, kadınların erkeklerden % 20–50 daha az maaş aldıklarını tespit etmiştir. Tüm küresel dünya da toplum katmanları arasında giderek açılan uçurum, cinsler ayrımında da kendini doğal olarak, ayrımcı özelliğiyle gösterecektir.

Neo-liberal politikalarla, gerek dünyada gerekse ülkemizde, sosyal-devlet olgusu tam anlamıyla ortadan kaldırılmıştır. Yoksulluk artmış, gelir dağılımı yoksulların aleyhine gelişmiştir. Toplumsal ve ekonomik alanlarda, uzun mücadeleler sonucu elde edilen hak ve kazanımlar yok edilmiş, emek örgütlülükleri dağıtılmış ve işçi sendikaları teslim alınmıştır. Kadın emeği ve kadın sorunun da bu gelişmelerin dışında değildir. Sorun, emeğin kurtuluşu sorunudur. Kadın sorunu, insanlaşma sorunudur, insanlaşmayı da tarihsel olarak sağlayacak olan, sınıfsız-sömürüsüz toplumdur. Kadının kurtuluşu, tüm ezilenlerin kurtuluşuyla olanaklıdır. Bu yüzden, tüm ezilen sömürülen ve baskı altında tutulan kadınlar güçlerini emeğin mücadelesine seferber ederek, ancak o zaman özgürlük mücadelelerini zafere taşıyabilirler.

Mehmet Ali Yazıcı

« Önceki Sonraki »

Yorum yazabilmek için lütfen giriş yapınız. Arkadaşıma Yolla
Beğendim
  • Currently 3.5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
8 kişi oyladı Ortalama 5 üzerinden 3.2 yıldız aldı.


Yazar :Mehmet Ali Yazıcı Yayım Tarihi :26 Nisan 2010 PtsiOkunma :1818

« Milli Orgazm

Futbolumuzun Hastalığı Şampiyon Yapamayanı Hemen G »





Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları

Mustafa Bilir; Samsun 19 Mayıs Lisesi Anıları-2 için yazdı,
Orhan Aksu; Sermaye Tapınakları Kentleri Bilim için yazdı,
Mustafa Kemal Emül; BLATTA ORİENTALİST´İN SİVAS GÜNCESİ için yazdı,
Namık Tipioğlu; BLATTA ORİENTALİST´İN SİVAS GÜNCESİ için yazdı,
Mustafa YAVUZDEMİR; Gençliğe Hitabe de Kaldırılmalı…! için yazdı,

Son Eklenen Köşe Yazıları

  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-3
  • Ulusal Bayramların İçi Boşaltılıyor mu?
  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-2
  • Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-1
  • Atatürk Dinsiz miydi?

   Yazar Hakkında

Mehmet Ali Yazıcı

15.11.1966 yılında Artvin’in Yusufeli ilçesine bağlı Öğdem köyünde doğdum. İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Yusufeli’de okudum. Anadolu Üniversitesi İktisat bölümünden önlisans diploması aldıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ne girdim. Üniversitenin Öğrenci Derneği’nde ki çalışmalarım ve siyasi faaliyetlerimden dolayı birçok kez gözaltına alındım. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, hakkımda davalar açtı. 1991 yılında aranır duruma düştüm. Altı yıl arandım.1997 yılında Ankara’da bir operasyonda yakalandım. Dört yıl yargılandıktan sonra Ankara DGM tarafından 15 yıl ağır hapse mahkûm edildim. Kararı Yargıtay onayladı. Ankara Ulucanlar, Ermenek Özel Tip ve Sincan F Tipi Hapishanelerinde yaklaşık 8 yıl yattım.2004 yılının Kasım ayında, TCK’ da yapılan yeni düzenlemelerden dolayı özgürlüğüme kavuştum. 2009'da Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü bitirdim. Birçok gazete ve dergide çeşitli konularda yayınlanmış yazılarım bulunmaktadır. "Sen Hiç Ağlamazdın" adında, Anarres Yayınlarından(Ankara-Haziran 2007) çıkan bir şiir kitabım vardır. Günlük çıkan Suluca Karahöyük Gazetesine (Hacıbektaş), aylık Özgürlük ve Uzun Yürüyüş Dergilarine yazılar yazdım. Red Dergisi'nde yazılar yazıyorum. “Köşesiz Yazılar” adında bir kitabım yayına hazırlanmaktadır.
yazici66@yahoo.com

Diğer Yazıları

  • Hakikate Dayanacak Gücüm Vardı
  • “Eşekliğin Teorisi” Vesilesiyle; Bilinç
  • Ranta Dönüştürülen Acılarımız!
  • Libya'da Neler Olacak?
  • 12 Eylül Darbesi ve Mankurtlaşma
  • Mankurtlaşma Ve Seçim
  • 1 Mayıs'ın Doğuşu
  • Yeniden Özgür Gündem
  • Açıklama
  • "Sevgililer Günü" ya da Kapitalizmin Tükettirme Sevgisi
  • Susmayacağız!
  • Açıklama
  • Nerdesin Ey Umut!
  • Orospulaşma...
  • DEV-GENÇ, Mücadele Demektir
  • Sokaktaki Devrim
  • Otobüste Kullanılmayan 50 Kuruşlar Ne Oluyor ?
  • Bilinç ve Bilinçaltı Üzerine Notlar
  • 'Sol'um Süründürür
  • "Devrim Yapılmaz, Devrim Olunur!"(*)
  • Artvinli ve Tuncelili Olmak;
  • Haliç Devletinin Avcı Simon'u
  • Bilim ve Felsefe
  • Tarafımız Belli Olsun!
  • Parfüm Orucu Bozar mı Hocam?
  • Said Nursi'nin "Sol"daki Müritleri
  • Çağın Gerisine Doğru Bir Sıçrama; İran Devrimi
  • Olgu İnsan
  • Kültür Ve Mücadele
  • Sahte Kavga Sahte Kahramanlık
  • Bir Hasan Cemal Kitabı
  • Fearari'sini Satan Bilge
  • "Şu Çılgın Türkler" Romanı Üzerine Notlar
  • Ulusların Ortaya Çıkışı ve Marksizm'de Ulusal Sorun
  • Bana gelen Mektuplar-7
  • 'Tarafsızlık' Düşüncesi Üzerine Notlar
  • Her Hangi Birine Bir Mektup
  • Bana Gelen Mektuplar-6
  • Bana Gelen Mektuplar-5
  • Bana Gelen Mektuplar-4
  • Gelirsen Bir Mevsim Getir, Adı İlkbahar Olsun
  • Bana Gelen Mektuplar-3
  • Bana Gelen Mektuplar-2
  • Adorno´nun Anti-Tezi
  • Sevgi Üzerine
  • Bana Gelen Mektuplar-1
  • Olaylara Yön Veren Temel Çelişkiler...
  • Filistin Tarihi Ya Da Bir Halkın Acı Dolu Dramı
  • Bekir Kilerci ve Hatırlattıkları
  • Eleştiri, Özeleştiri ve Sol
  • Din mi? Bilim mi?
  • Demokrasi Mücadelesinde Kitle Örgütleri
  • Sol'da Birlik (Gerekli mi?)
  • Bireycilik Toplumsalın Ölümüdür
  • Anadolu
  • Sanat Ve Politika
  • Edebiyata Dair Üç Soru
  • Ezilenlerin Pedagojisi'nde Eleştirel Bilinç
  • Türk Kurtuluş Savaşı ve ABD
  • Mustafa Kemal, Tam Bağımsızlık ve AB
  • Yeni İnsan ve Yeni Kültür Üzerine
  • Yanlış hayat doğru yaşanmaz
  • Hukuk mu Dediniz!
  • İnsanlığın Sorunlarının Çözümü Marksizimde Yatıyor
  • Cumhuriyet Döneminin Beş Tabusu
  • Çözülme
  • Sevgisiz Hayat Yaşanmaya Değmez!
  • Egemenlerin Kronik Korkusu;1 Mayıs
  • Ergenekon; Elma Dersem Çık!
  • Cumhuriyet'in Karanlık Yüzü
  • Tarafımız Belli Olsun!
  • Yeni Liberalizm Nedir?
  • Kal Gittiğin Yerde...
  • Öğretmen İmama Yenildi(mi)?
  • Grupsal Davranış Tarzı Nasıl Olmalıdır?
  • İkiyken Tek Olabilmektir Aşk!
  • Popüler Kültür ve Tüketim
  • Burjuva Demokrasisi Rıza Üretir
  • Anlaşılmak Üzerine
  • Aydın Üzerine
  • İnsanı Anlamak
  • Ergenekon Operasyonu ya da Güçlenen Türkiye Kapitalizmi
  • Kapitalizm ve Çevre
  • Okullar Açıldı; Paralı ve Ezberci Eğitime Kaldığı Yerden Devam
  • Medya; Yalanın İktidarı
  • Milli Orgazm
  • Küresel Sömürüde Kadına Biçilen Rol

   Yeni Köşe Yazıları

Son yazılar en yeni en üstte
Rasim Yılmaz Rasim Yılmaz

Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-3

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Ulusal Bayramların İçi Boşaltılıyor mu?

Rasim Yılmaz Rasim Yılmaz

Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-2

Rasim Yılmaz Rasim Yılmaz

Ankara'daki Artvinliler Niçin Bölündü-1

İbrahim Erol İbrahim Erol

Atatürk Dinsiz miydi?

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Anneler Günü İçin Önerim

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Samsun 19 Mayıs Lisesi Anıları-2

Şevket Çorbacıoğlu Şevket Çorbacıoğlu

Yılmaz Erdoğan ve Tayyip Erdoğan


   Üye Girişi

 
Kullanici adi ve sifre alani büyük-küçük harflere duyarlidir.
Yeni Üye Kaydı
Kayıp Şifre
Giriş Yardımı Giriş Yardımı

   Galeri Son Resim

Artvin resimleri son eklenen resim dosyası.Artvin Manzara Resimleri kategorisinde.

Tekin Böbrek

tarafından eklenmiş.
» Ardanuç Çakıllar köyü
Ardanuç Çakıllar köyü
Resim kategorileri içerisinde yayla resimlerini beğeneceğinizi umuyoruz.

www.artvin.biz'de şu an dolaşan 14 kişi bulunmaktadır.www.artvin.biz bugün 1111 tekil kişi,9486 çoğul kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
2012 yılı toplam 1222377 tekil kişi, 10801347 çoğul kişi tarafından ziyaret edilmiştir.Ip numaranız 38.107.179.208 'dir.
www.artvin.biz'de toplam 13945 üye bulunmaktadir.Son Üyemiz birkangenc
Online Üyeler:


Sayfa olusumu: 0,9375 saniye
© Artvin biz 2005-2012 Coded&Design By Cengiz Gündüz  

BlogEngine | Artvin Siteleri | Resim Gönderin | İletişim | Arkadaşınıza Tavsiye Edin | Kullanım ve Gizlilik Sözleşmesi


Rss rss Haberler | Resimler | Videolar | Sitemap25 Mayıs 2012 Cma Saat: 02:33:43 Css | Sayfa Başı