Artvin Köşe Yazıları
»Ergenekon Operasyonu ya da Güçlenen Türkiye Kapitalizmi
Cumhuriyet Rejimi güçlü bir sınıfsal tabandan yoksun olarak kuruldu. Nasıl ki “ulus devlet” olarak kuruluş aşamasında bir ulusa ihtiyaç duyularak “Türklük” kavramı öne çıkarılmışsa, belli bir sınıfsal tabana dayanmayan devlet yapılanmasının da başarısız olacağı bilinciyle, devlet desteğiyle işbirlikçi burjuvazi da, deyim yerindeyse zorla yaratılmıştı. Ve genç cumhuriyet devleti bu sınıfa dayalı olarak kendine hayatiyet bulmuştu.
Bu demek değildi ki Cumhuriyet Devrimini sahiplenen burjuvazi, gerici-feodal unsurları toptan tasfiyeye yönelecekti. Devrim, Batı’da yaşandığı gibi gerici-feodal unsurlarla toptan hesaplaşma yoluna hiçbir zaman girmedi. Tam tersine, belli bir dönemden sonra onlarla işbirliği yaptı ve ittifaklar oluşturdu. Devletin olanaklarıyla doğan ve Emperyalizmle işbirliği içerisinde gelişip güçlenen tekelci burjuvazi, “Oligarşik Dikta” olarak ifade edilen iktidar bloğu içerisinde önderliği de ele geçirdi. Rejim kendi sınırlarını böylece çizerek oluşturduğu resmi ideoloji ile topluma şekil vererek hükmetmeye başladı. Bu sınırları zorlayan muhalifler, etnik gruplar, komünistler ve siyasal İslâmcılar sürekli baskı altında tutuldular. Yoğun kıyım ve katliamlara uğratıldılar. Şiddetli bastırma ve yok sayma politikaları sonucu ortaya çıkan gerilimler Cumhuriyet tarihi boyunca eksilmedi, tam tersi artarak sürdü.
Bugün Ergenekon Operasyonlarıyla ortaya çıkan güçler çatışması bu gerilimin en son tezahürüdür. Bu hesaplaşmanın ülkeye demokrasi getireceğini beklemek politik körlükten başka bir şey değildir. Dünyanın hiçbir yerinde AKP gibi gerici değerlerle donanmış ve dinsel temalar üzerinden politika yapan hiçbir güç ya da parti siyasal ve toplumsal bir ilerlemenin, gelişmenin vb. öznesi olmamıştır. Tam tersine, siyasal ve toplumsal gericileşmenin uygulayıcıları olmuşlardır.
Ergenekon olayı, Cumhuriyet tarihi boyunca görmezlikten gelinen, dışlanan ve toplum yaşamının dışına sürülmek istenen bir kesimin kendisini egemen güçler içerisine kabul ettirme çatışmasıdır. İslâmi değerler üzerinden kendini var eden ve tekelci burjuvaziye rakip hale gelen muhafazakâr Anadolu burjuvazisinin egemen olan “Oligarşi” içine girme isteği, Ergenekon hesaplaşmasını ortaya çıkarmıştır. Siyaseten kendini üst yapıda AKP aracılığıyla temsil etmeye çalışan güç, ülke yönetimine ortak olmak istemektedir. Resmi olarak rejim yapısını nasıl benimsediğinin kanıtlarını Kürtlere, işçi ve emekçi kesimlere, kısacası halka karşı yürüttüğü politikalarda görmek mümkündür.
Bu söylediklerimizi, geçtiğimiz günlerde, İtalya’da La Repubblica gazetesinin haftalık eki “Affari e Finanza”da yayınlanan bir haberde doğrulamaktadır. Gazete, “Türkiye Mucizesi: İslâm ve turbo kapitalizm” başlığı altında veriyordu haberi. (Aktaran Taraf Gazetesi, 22.07.2008) . Türkiye kapitalizminin son yıllarda atağa geçtiği ve geliştiği belirtiliyor ve bu atılımın da özellikle Anadolulu iş adamlarının teşebbüs ve girişimleriyle sağlandığı söyleniyordu. İlgili yazıda bir başka başlıkta dikkat çekiciydi: “Türkiye’de patlama: İslâm ahlâkı kapitalizmin ruhunu keşfetti”.
Türkiye ekonomisin motor gücü olarak ifade edilen Anadolu kökenli iş adamları ise şu şekilde tarif ediliyordu:“Takva sahibi ve çalışkan, ahlâki ve manevi değerlere sadık, ama mesleğinde de başarılı, cemaati içinde aktif olduğu kadar kendi işini de verimli kılma uğraşında… Türkiye’de İstanbullu (işbirlikçi-tekelci burjuvazi-bn.) iş adamlarıyla yan yana durmaya, kimi kez onları geride bırakmaya da hazır yeni bir insan tipi tırmanışta… Tercihen siyah giyinen, ‘beyaz Türklere’ oranla teni de daha koyu olan son derece dindar bir insan tipi:Bir eliyle tespih çekerken, ceplerindeyse ultra ince son model hesap makinesi taşıyan bir tip… Bu insanlar, günümüzde gerçek anlamdaki toplumsal dönüşümün de kahramanları… Küçük, ama toplumsal teşebbüsçülüğün yoğun olduğu Konya, Kayseri, Gaziantep, Malatya ve Adana gibi kentlerde yaşıyorlar.”(Aktaran Taraf Gazetesi.)
Yukarıda belirtmeye çalıştığımız gibi, şimdi bu gücün, Türkiye kapitalizmine bu gelişmeyi sağlayan “Anadolu Kaplanları”nın kendilerini siyasal üst yapıda (Oligarşi içinde) kalıcı olarak temsil edilme talebi, mevcut ittifak ilişkilerini korumak isteyen-ulusalcı kesimler tarafından kabul edilmemesinin tetiklediği çatışma yaşanmaktadır. Onun için, sadece bize gösterilmek istenenle ilgilenmek değil, görüntülerin arka planlarını da iyi okumamız gerekiyor. Belki bu operasyonlar, halka çektirilen acılardan ve bizlere yaşatılanlardan dolayı yüreklerimize su serpiyor olabilir ama gözden kaçırılmaması gereken esas halkayı da unutmamak gerekiyor.
“Derin devlet” tasfiye edilmiyor. AKP’nin temsil ettiği gücün Oligarşi içinde temsil edilme isteğine karşı gelen geleneksel yapılar tasfiye ediliyor. AKP ve temsil ettiği Anadolu burjuvazisi kendi “derin devlet”ini istiyor. Buradan bir demokrasi ya da insan hak ve özgürlüklerini temel alan bir demokratikleşme çıkar mı? Çıkmayacağını kısa sürede hep birlikte göreceğiz.
(2008)
Mehmet Ali Yazıcı
Yazar :Mehmet Ali Yazıcı Yayım Tarihi :26 Nisan 2010 PtsiOkunma :1555
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Nisan
27
SalıMehmet Ali Yazıcı Ergenekon Operasyonu ya da Güçlenen Türkiye Kapitalizmi için dedi;
merhaba kamil bey,
hoş buldum..çok teşekkürler... evet, haklısınız... hemşerilerimin arasında olunca birden coştum:)) bundan sonra günlük ve güncel yazmaya çalışacağım...
sevgi ve dostlukla kalınız...
Nisan
27
SalıDr.Kamil Aksu Ergenekon Operasyonu ya da Güçlenen Türkiye Kapitalizmi için dedi;
Sayın Yazıcı;
Hoşgeldiniz ...
Size naçizane bir tavsiyem , bu kadar sık yazı yayınlamayınız! Üç kat altta ve üstte siz varsınız sıhıştım araya...:):)))
Şaka bir yana Yazılarınız ve emeklerinizin boşa gitmesine gönlüm razı olmadı...Onun için sizi uyarmak istedim, umarım kabalık olarak değerlendirmezsiniz...
Tekrar hoş geldiniz...
Nisan
27
SalıOrhan Aksu Ergenekon Operasyonu ya da Güçlenen Türkiye Kapitalizmi için dedi;
Sayın yazıcı kısa hayat hikayenize bakınca bu cevabı yazmak zorunda hissettim kendimi.Çünkü sizin gibi birinin böyle bir yanlış tespitler yapmasına gönlüm el vermedi.Yazınızın ilk bölümündeki klasik oligarşi tespitlerinize aynen katılıyorum katılmadığım kısım ise yazının diğer bölümleri.
Sayın yazıcı , emperyalist dönemde geri kalmış yada gelişmekte olan ülkelerin yerli kapitalizmini geliştirme imkanı yoktur.Onlar, ancak uluslarası şirketlere ülkelerin içini boşaltmak için payanda ve yardımcı ekonomi olabilirler.Evrensel bir kapitalizmin hakim olduğu bu tek kutuplu dünyada artık Ergenekon gibi operasyonlara bölgesel ve bağımsız olarak bakmak çok büyük bir yanılgı olur.
Yapılanlar ulus devletlerin parçalanarak dünya sınırlarınının yeniden çizilmek istenmesinin bir gereğidir.SSCB dağılana kadar antikomunizim sloganıyla omurgasını marjinal milliyetçi unsurlardan oluşturan derin devlet denen kontrgerilla örgütlenmesini 70 ve 80 li yıllarda yaşadık.O zamanlar halkları sindirmek te işe yarıyan bu derin yapı günümüzde ulus devletin parçalanmasının ve bölünmesininin önünde büyük bir engel teşkil etmiş ve tasfiye edilmesi gerekmiştir.Devletin tüm kurumlarında bilhassa orduda yapılan işte bu unsurların tasfiyesidir.Adı bile ERGENEKON milliyetçi kesime bir göndermedir.
Bu operasyon günümüzdeki gibi Milli söylemleri olmayan bir iktidar gerektiriyordu.Anadolu kapitalizmi dediğiniz şey bir kandırmacadan ibarettir.Tarım ülkesiyim diyen bir ülkede yüzde yüz yerli bir traktör bile yapamayan anadolu kapitalizminden söz edebilirmiyiz.Yatırım yapmayan sadece devletin aldığı kararlar doğrultusunda sermayesini katlayan bu kesime yerli kapitalizm diyebilirmiyiz.Şeffaflık kandırmacasıyla Tv´lerde naklen özelleştirme ihalelerinde boy gösterip bu halkın malını üç otuz kuruşa alan devlete şöyle vergi vereceğiz böyle katkımız olacak diye nutuklar atıp bir kaç ay sonra yabancılara beş on kat fiyatla satanlara yerli kapitalizim diyebilirmiyiz. Kaldı ki artık ülkemizde yabancı partneri olmayan iş adamları tek tek ya öldürülmüş ya da ticari olarak yok edilmiştir.
Üzülerek söylüyorumki ülkemiz hızla bir türk- kürt kardeş halklarının iç savaşına sürüklenmektedir.Yapılan herşey bu yöndedir.Sivil yargının da yardımıyla kendi kendini kısıtlayan ,hadımlaştıran,küçülten bir ordu.Bunun karşısında hızla büyütülen bir polis teşkilatı.Ve her gün izlediğimiz bu çatışmayı olgunlaştıran provakatif eylemler.Umarım kardeş Türk ve Kürt halkının aydınları bu korkunç tuzağı görür ve bozarlar.



Sayfa Başı