Artvin Köşe Yazıları
»Cumhuriyet'in Karanlık Yüzü
Kurtuluş Savaşı zaferle sona erip Cumhuriyet kurulunca, iktidar olan güçlerin sınıfsal karakteristiğine bakılmadan yeni dönemin bir “aydınlanma” dönemi olacağı iddia ediliyordu. Batı’da nasıl ki Rönesans-Reform olmuştu ve bu devrimlerin sonuçları batı toplumlarına “aydınlanma” ve paralelinde “ilerleme” olarak yansımıştı, aynı şeyler, kurulan Cumhuriyet sayesinde Türkiye toplumu için de gerçekleşecekti. Burada en önemli görev Cumhuriyet aydınlarına düşüyordu! Beklenti buydu ve en azından Kemalist elitler bunu ileri sürüyor, ülkeyi aydınlık bir geleceğin beklediğini savunuyorlardı.
Aradan yüz yıla yakın bir süre geçti. Toplumlar tarihi için kısa ama siyasal rejimlerin başarmaları gerek şeyler açısından oldukça uzun bir dönem. Peki, yaklaşık bu bir asırlık süre içerisinde Cumhuriyet neyi ya da neleri başardı? Bugün yaşananlara baktığımızda Cumhuriyet projesinin aslında “toptan bir başarısızlık” olduğunu söylemek, Cumhuriyet’in kurucularına fazla mı haksızlık olur? Belki de onların istedikleri buydu. Gericileşmiş ve zihinlerinde hiçbir aydınlık düşünce taşımayan, toplumsal ve siyasal alanda ilerlemeye karşı, sadece öteki dünyayı düşünen ve kaderine razı olan kitleleri yaratarak, yönetmek ve yönlendirmek daha kolay değil miydi?
Türkiye toplumunun toptan gericileşmesi, kırıntı şeklinde varlığını sürdüren Cumhuriyet kazanımlarının bile gelinen nokta itibariyle silinip atılmaya çalışılması başarı mıdır? Cumhuriyet’in sekseninci yılında AKP gibi bir partinin hükümet olmasını sadece BOP’a, dolayısıyla ABD’ye bağlayarak açıklamak yeterli midir? AKP hükümeti, Cumhuriyet elitlerinin ve yönetici sınıflarının seksen yılda yarattıkları bir heyula değil midir?
Diğer yandan AKP dışında seçenek üretemeyen bu toplum darbelerle, sürekli müdahalelerle, baskı, yıldırma ve yaygın bir din propagandasıyla bu duruma getirilmedi mi? Gerici ve Tarikatçı güçlerin kucağına itilmedi mi? Bu halkın sırtından devletin sopasının hiç inmemesinin nedeni dinci, gerici, ırkçı ve emek düşmanı bir zihniyet yaratmak değil miydi? Şöyle bir geriye dönüp bakalım; bu rejim tarihinde hangi ilerici, yenilikçi, hak ve özgürlüklerden, kısacası insandan ve insan haklarından yana bir gelişmeyi desteklemiştir ya da bu tür kıpırdanışlara ön ayak olmuştur? Örneğin Köy Enstitülerinin kapatılması, devrimci-ilerici kurum, kuruluş ve faaliyetlere düşmanlık bu ülkede karanlığın yaygınlaşmasının önünü açmaktan başka ne amaç taşıyordu?
İçinde bulunduğumuz dönemde hala yönetenler katında “çete” savaşları oluyorsa, türban vb. konular “özgürlük sorunu” olarak lanse ediliyorsa, Kürt, Alevi vb. kesimler “öteki”ler olarak bilinçlere kazınıyorsa, diğer taraftan da “şeriat geliyor”, “ülkeyi bölecekler” yaygarası koparılıyorsa biz bunlara neden inanalım ki? Son elli yılda gerçekleşen tüm karanlık ve kirli işlerin altında imzası olan Demirel, “şeriat geliyorsa ODTÜ gençliği nerede? ” diye sorduğunda, bir gazetecinin “nerede olacak Sayın Demirel, sayenizde Ankara Cebeci Mezarlığında” diye yanıt verişi, bu Cumhuriyet’in toptan özeti değil miydi? Cumhuriyet egemenleri, “Ne doğrarsan aşına o gelir kaşığına” sözünden hiç mi haberdar değillerdi! “Yüzde doksan dokuz Müslüman” ön kabulünü her gün gözümüzün içine sokanlar, “Cumhuriyet aydınlanması”ndan nasıl bahsedebilirler ki? “Devletin içine çeteler sızmıştır”, “rejim gericileştirilmek isteniyor” vb. diyenlere karşı “Cumhuriyet Devleti toptan çeteleşmiş ve gericileşmiştir” demek neden hala suç olmaya devam ediyor peki?
“Laik Cumhuriyet” masalına inananlar var mı hala? Devletin dini, bir mezhebe dayalı olarak örgütlemesi ve bunun propagandasını yapması, İlköğretim’de din derslerini zorunlu hale getirmesi, Kur’an kurslarına izin vermesi, İmam Hatip Okullarını açması ve altı-yedi bakanlığın toplam bütçesine eş değerde bir bütçeye sahip Diyaneti yönetmesi, yüz bine yakın camii ve İmam’la Türkiye toplumunu bir ahtapot gibi sarması aydınlık bir Türkiye için midir? Yüz yıldır palazlanan İslâmcı sermaye ile AKP buluşmasından başka bir sonuç mu bekleniyordu? Neydi beklenen? AKP gibi bir parti kazanmayacaktı da kim kazanacaktı!
Cumhuriyet döneminin ortaya çıkardığı aydın, entelektüel ve akil adamlarına bir bakın! Kendine aydın kimliğini yakışık görenlerin, toplumun önünde olmaları gerekmez miydi? Bu gelişmeler karşısında tutumlarını yakından inceleyin. Doğrulardan yana tavır alan dürüst aydın, yazar, gazeteci ve akademisyenin sayısı iki elin parmaklarını geçiyor mu? Ama seksen yıldır resmi ideolojinin sözcülüğünü üstlenerek ortalarda dolaşan, topluma akıl danelik yapan ve böylece akçeli işlerini kolayca halleden ne çok “aydın”, “yazar”, “gazeteci”, “akademisyen” ve “akil adam” tanıdı bu toplum! Çetelesini tutabilen var mı?
“Cumhuriyet aydını” olarak kendilerini lanse edenleri yakından izleyin! Cumhuriyet tarihi boyunca çıkarları neredeyse oraya koşmadılar mı? Egemen resmi ideolojiye bağlılık yemini ederek “her dönemin adamı” olmadılar mı? En çok parayı veren ve menfaat sağlayanların gazete ve TV’lerinde “canlı yalan üretme makineleri”ne dönüşmediler mi? “Biz de Müslüman’ız” diyerek söze başlayarak “laiklik dersleri” vermediler mi? Ülkenin ABD ve Batı emperyalizmine bağımlılaştırılmasına destek sunmadılar mı? Ülkenin en önemli sorunu olan Kürt Sorununu Kürtlerden ayırarak çözme analizleri yapmadılar mı? Başta darbeciler ve Ordu olmak üzere “resmi olan” her güce ve kuruma yalakalık yapıp biat ederek boyun eğmediler mi? En laikçi geçinenler bile Said-i Nürsi’ye ve Fetullah Gülen’e övgüler dizmediler mi? Listeyi uzatmak mümkün ama gerek yok.
Basında ve televizyonlarda sıkça karşılaştığımız “toplum mühendisliğine aday”, “her konuda uzman” aydın, gazeteci-yazar ve akademisyenler aslında Cumhuriyet rejiminin tükenmişliğinin en tipik örnekleridir.
İster Sağ’dan ister “Sol”dan isterse muhafazakâr ya da liberal çevrelerden gelsin bu tarz tutum ve zihniyetler bu ülkede gericilikten, toplumun üzerini kaplayan zifiri bir karanlıktan başka neyi ürettiler, neyi örgütleyip geliştirdiler ki şimdi şikâyetçi oluyorlar.
Son dönemde yaşanan olaylar karşısında bu ülkenin dantellektüel takımı, neden homurdanıyorsunuz? Egemenlerin düzeninin sürmesi adına bu ülkenin halklarına şırıngalamadığınız zehir, söylemediğiniz yalan, yapmadığınız kötülük kaldı mı ki bugün Ergenekon’dan, şeriat tehlikesinden, ülkenin bölünüp parçalanmasından, AKP’nin hükümet olmasından şikâyetçi oluyorsunuz? Cumhuriyet tarihi boyunca bir kez olsun ezilen, sömürülen ve katliamlara uğratılan kesimlerin yanında yer aldınız mı? Bir kez olsun sırça köşklerinizden sokağa çıkarak elinizi taşın altına koydunuz mu?
“Asıl Ergenekon’u Fırat’ın Doğusunda Arayın! ” diyor Kürt kardeşleriniz! Buyurun yanıt verin! Bu ülkenin insanlarının kafalarının aydınlanması, bilek ve yüreklerinin önünün açılması için ne yaptınız ki son dönem gelişmelerinden rahatsızlık duyuyorsunuz? Bir düşünün bakalım, ülkenin, toplumun ve devletin bu hale gelmesinde sizlerin “sahte halkçı, sahte aydın, sahte Cumhuriyetçi ve sahte demokrasici” olmanızın ne kadar payı var?
Mehmet Ali Yazıcı
Yazar :Mehmet Ali Yazıcı Yayım Tarihi :30 Nisan 2010 CmaOkunma :1973
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Mayıs
3
PtsiMehmet Ali Yazıcı Cumhuriyet'in Karanlık Yüzü için dedi;
Ayhan Bey,
Fazla konuşmayacam. Ama bir noktayı hatırlatmak isterim. Atatürk´ün Bursa Nutku tartışmalıdır. Kesin olarak Atatürk´e ait olduğu kanıtlanamıyor.
Cumhuriyet iyi niyetlerle kurulmuştur bu ülkede ama Stalin´in deyişiyle 1925´ten sonra batağa saplanmıştır. Bu sonuç gayet normaldır çünkü emperyalist dönemde Sosyalizmi hedeflemeyen ve Batılı sistemleri seçen bağımsızlık hareketleri asla sonuna kadar başarılı olamamışlardır. Hindistan, Cezayir, Türkiye vb. ülkeler buna örnektir. Kapitalizmi tercih ettiğiniz zaman emperyalizmin ağına düşmekten ve yeni-sömürge olmaktan kurtulmazsınız. Kanun budur.
Sitede "Mustafa Kemal, Tam Bağımsızlık ve AB" başlıklı bir yazım yayınlanacak. Bakarsanız mutlu olurum.
Sevgi ve dostlukla...
Mayıs
1
CtsiNecat BAYRAKTAR Cumhuriyet'in Karanlık Yüzü için dedi;
Nereden Bakarsan Oradan Görürsün.
Bu yazıya Ulus devletlerin kuruluş süreçlerinden ve O süreçleri oluşturan nedenler üzerinden bakarsak başka şeyler görürüz. Bir ümmet toplumundan eksikli kusurlu da olsa bir ulus topluma geçiş babadan oğula geçen padişahlıktan seçim sistemli bir yönetime geçişi karşılaştırırsak farklı şeyler görürüz.
Ancak Köy enstitülerinin öğretmen okullarının kapatılmasından, yerine imam hatip okullarının ikame edilmesinden bunların belki de yarıdan çoğunun cumhuriyet aydınları denilen kesimin iradeleriyle yapılmasından bir devlet dini yaratılıp onun da laiklik dolarak yutturulmasından bakarsak yazının sahibi olan arkadaşımıza nereden itiraz edebiliriz ki?
Hele 1960 darbesinden başlayıp üç adet büyük darbe onlarca darbe teşebbüsü, onlarca muhtıranın yaşandığı, her gelenin aynı veya benzer şeyler yaptığı bir ülkede yönetenlerin arada bir seçimle gelmesinin adı demokrasi mi oluyor?
Son kırk yılda yüzlerce aydının, binlerce gencin öldürüldüğü 17 bin faili meçhul ölümün Taksimdeki 1 Mayıs, Kahraman maraş Çorum Sivas gibi toplu katlıamların yaşandığı ve hiç birinin failinin bulunamadığı bir pencereden mi bakacağız?
Nereden bakarsan oradan görürsün.
Mayıs
1
CtsiAyhan Kaleli Cumhuriyet'in Karanlık Yüzü için dedi;
cumhuriyet:kimilerine göre fazla eksik bir mazaret olmakta kimilerine göre olmazsa hiç olmasın denmekte yani cumhuriyet aslında bir bakıma kimsesizlerin kimsesidir ve 3.dünya ülkelerinin tipik paranoyaklığını kaldırmayacak kadar da resmi bir ideolojidir,yükü kendinden menkuldür şöyle ki cumhuriyetin anadolu coğrafyasında başladığı ilkel de olsa ilk adımın burada atıldığı tecrübeyle sabit bir konudur cumhuriyete beşiklik yapmış bir coğrafyada cumhuriyetin yıkıcı gücünden bahsedilmesi ziyadesiyle tehlikleli bir olaydır hala içimize sindiremediğimiz bir konu var şunu hala algılayamıyoruz cumhuriyet bir hükümet şekli değildir yönetim şeklidir ve pat diye de yerleşecek bir rejim değildir cumhuriyetin türk tarihçesine baktığımızda kanunlarıyla berbaer bütün veri nimetlerinden faydalanmaya başladığımız tarih 1876dır..ve 2010 yılındayız...ingilterede bu olay magna cartayla başlatılmış olmakla birlikte hala tam olarak algılanabilmiş tam anlamıyla anlaşılabillinmiş bir rejim değildir. cumhuriyet hep kendini savunmak zorunda bırakıldığı için belki de bu denli yerleştirilemiyor 3.dünya ülkesi zihniyetli bir takım siyah giyen adamalara..
ilkolkuldayken "halkın kendi kendini yönetmesi" falan dediler, öyle hatırlıyorum. ama bizim ülkenin yönetim şekli değil onu biliyorum. bizim önümüze adaylar koyuyorlar, biz de onları seçmek zorunda kalıyoruz. başka alternatif yok. bu nasıl cumhuriyet? hem zaten mecliste halk tamamen temsil edilmiyor ki. %10´ unun altındaki partilere oy vermiş yurttaşlar temsil ediliyor mu mecliste? nolcak şimdi diye hep sordum kendi kendime. özgürlüğüm, ne kadar kızsam ülkeme ve onun durumuna, cumhuriyetle bezenmiştir o, o hediyelerin en güzelini almıştır atalarımın kanları ile verdiği, o ayrıcalıklıdır hor kullanılsa da, teşekkürün ve vefanın en hasını ve büyüğünü hak eder onu bize hediye eden asil atalarım, onun doğum günüdür bugün, kutlu olsun mutlu olsun demek geliyor niye bu denizleri altınla doldurma cinnetiniz aklıma geldikçe uzun uzudaya size cumhuriyein veri nimetlerinden bahsetmek geliyor içimden tarih dersi vermek mi gerekir bilmiyorum ama alt yapı görüldüğü üzere çok da buna müsade edecek bir zamanı yaşıyor...magna carta´dan alınmalı bu terim Latince hukuk terimi.........
meali: büyük şart. ingiltere´de 1215 tarihinde baronların baskısı ile kral john´un tebaaya daha geniş ferdi hak ve himaye tanıyan fermanı.geçelim ingiletereyi biraz daha gelelim anadoluya yakın coğrafyalardaki sürece fransaya geçelim fransız ihtilainden amerikan bağımsızlık bildirgesinden bahsetmiyorum bile herkes biliyor çünkü aynı filmi izletmeye hiç niyetim yok. işim ezber bozmak lütfen şunu artık algılayın.1876 yılından başlatalım bu ağır ve sancılı konuyu.bizde herşey biliyorsunuz tabandan değil tavandan başlar yani fransız htilali tabanın bir hareketidir biz bunu başaramadık bizde hep yenilikler tavandan başladı halk bilmiyorken böyle bir rejimin sistemin varlığını nabız yoklamadan şerbet verdin halka,haliyle de kaldırmadı önce uygun zaman kollanmalıydı yani cumhuriyet için ilk adımı atma yabancı devletler iç işlerimize karışmasın aman biz bu esasları uluslararası bir belgeye iliştirelim ki denge siyasetimizin gereği olarak oryantalist politakalara karşı bir maşa olarak kullanalım demokrasiyi diye yıllarca alet ettik en çıkmaz en buhranlı dönemlerimizde cumhuriyetin kök salmamış budaklarına sarıldık.cumhuriyet kolay hazmedilecek bir rejim değil bunun alt yapısını müdafa_i hukuk cemiyetleri zaten hazurlamıştı ama bunu o dönemin koşulları düşünüldüğünde konuşursak nasıl ki geçmişte 1970_1980 yıllarında her taşın altında bir komünist aranıyordu geçmişte de cumhuriyet arandı hep bir ölü ve öcü bir rejimmiş gibi aksettirildi kitlelerin beynine..türk halkı kitap okumuyordu bilmiyordu fıtrata en uygun rejim cumhuriyet diye ama o geçmişte kaldı bugün meydanlara çıkan kesimler hep hak hukuk arayışına girişti bu sorarım size demokrasinin veya cumhuriyetin gerekliliği mi yoksa ne savunulduğu belirsiz ümmetçilik fikrinin mi.2.abdulhamit döneminde devet politikası haline gelmiş ve 1.dünya savaşında mac mahon(mekke emiri şerif hüseyinle ingilizlerin mısır valisi arasında imzalanmış osamnlıyı ve tabi ki ümmetçilik fikrini sona erdiren bir gizli antlaşma)antlaşmasıyla iflas etti.neden çünkü ümmetçilik fikrinin karşısında küllerinden doğan bir ulusçuluk akımı geliyordu diğer tatlı su balığı hümanistlere inat olsun diye de çığ gibi büyüyerek geliyordu üstelik.yenik olarak çıktığımız bu savaşta önce can sonra canan diye sarıldık türkçülüğe ete kemiğe bürünmüş cumhuiriyete..ve inanılır gibi değil o dönemlerde bile yasama için ayrı yürütme için ayrı zamanlrda toplanıyorduk bir araya.bütün bunları bir araya toplayacak güç atatürk milliyetçiliğiydi yani türkçülük(kendini türk hisseden herkesin türk sayıldığı kimliktir) biz de ne yaptık bir güzel bindiğimiz dalı kestik...
yönetenler ve imtiyazlılar cumhuriyetin kazanımlarını kendi kazanımları olarak gördükleri için cumhuriyet bu ülkede kurum ve kuralları ile henüz gerçekleşmemiştir...atatürk dönemi bursa nutkundan çıkalım yola ve konuyu kapayalım şöyle der ulu önder:türk genci inkilâplarin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. bunlarin lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmiştir. rejimi ve inkilâplari benimsemiştir. bunlari zayif düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı, bir hareket duydu mu: bu memleketin polisi vardir, jandarmasi vardir, ordusu vardir demeyecektir. hemen müdahale edecektir ve kendisi eserini koruyacaktir. polis gelecektir, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır, mahkeme onu mahkûm edecektir. yine düşünecek: demek adliyeyi de islâh etmek, rejime göre düzenlemek lâzim diyecek. onu hapse atacaklar; kanun yolundan itirazini yapmakla beraber, meclise telgraflar yağdirip hakli ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalişilmasini, kayrılmasnı istemeyecek, diyecek ki: ben iman ve kanaatimin icabini yaptim. müdahale ve hareketimde hakliyim. eğer buraya haksiz girmiş isem, bu haksizliği meydana getiren sebep ve amîlleri düzeltmek de benim vazifemdir.
işte benim anladiğim türk genci..bu da atatürkün demokrasi sancımız için verdiği bir anekdottur...
Mayıs
1
CtsiAyhan Kaleli Cumhuriyet'in Karanlık Yüzü için dedi;
Sevgili hemşehrim Sizinle bu konuyu enine boyuna tartışmayacağım.Çünkü baştan sona kadar katılmayacağım tesbitlerle dolu bir yazı.
Öyleki Cumhuriyetin kurulduğu yılları göz ardı etmişsin.
Ümmet devletten ulus devlete geçmenin zorluklarını görmemezlikten gelmişsin.
Ordadoğuda demokrasinin adını bile duymayan insanların bulunduğu bir coğrafyada demokrasiyi tahsis etmeye çalışmışsın.
Birinci dünya savaşında yenilgiye çıkmış bir devleti ayağa kaldırmışsın.
Modern avrupa dediğimiz ülkelerde kadınlara seçme seçilme hakkı verilmez iken sen onlara bu hakkı vermişsin.
Her türlü emperyalist emelerin odağında olan anadolu coğrafyasında iç ve dış tehditlere rağmen hiç bir ülkenin müstamlekesinin kabul etmemişsin.
Yeni bir harf oluşturmuşsun.
Fabrikalar kurmuşsun modern okullar açmışsın.
bunu görmemezlikten gelmek sanırım tarihi tek taraflı okumandan kaynaklanmaktadır.
selamlar



Sayfa Başı