Artvin Köşe Yazıları
»Hasankeyf'in Tarihi Keyfini Bozanlar
Hasan’ın da Hasankeyf’le keyfi keka
“Ortadoğu’da Su: Savaş mı Barış mı noktasına geldiğimiz süreçte, Dicle üzerinde inşası düşünülen “Ilısu Baraj Projesini” tartışmak gerçekten zor. Bu nedenle ne getireceği ile birlikte ağırlıklı olarak ne
götüreceğini tartışmaya açanları desteklememiz gerektiğini düşünüyorum.
Ulusal değerdeki projeleri yaşama geçirirken yerel, ulusal ve evrensel değerleri dikkate almak zorundasınız. Onun için bölgenin tarihi, doğal ve sosyal dokusu, proje fizibil çalışmalarının temel kriterleri olarak düşünülmelidir. “Gap”ın bir alt projesi olan “Ilısu Baraj (Hes) Projesinde” bu kriterlerin istenen düzeyde öne çıkarılmadığını gözlemliyoruz...
Şubat 2001’de kaleme aldığım “Gez-Gör-Yaz” bütünündeki bir yazımla konuyu anlatmaya çalışacağım. Yazı, ayni zamanda Genel yayın Yönetmenliği yaptığım, ülkemin en eski ve basım sayısı bağlamında nitel ve nicel en büyük dergisi olan “Türk Mühendislik haberleri-TMH”’nın “Kentleşme-Diyarbakır-sayı 412” dosyası içinde yer aldı:
Üç deniz görmemiş (Kürt), Bir deniz görmüş (Laz) 4 kişi Diyarbakır’dan Yukarı Mezopotamya ovasını katederek Hasankeyf’e doğru yol alıyoruz. Bu bölgedeki yy’lar öncesinin doğa ambiyansı tümden meşe ormanlarından oluşuyormuş. Ayakta kalanlarda 1980 sonrası kaosunda saklanma alanı endişesiyle yakılmış,yok edilmiş. Özellikle Lice Kulp - Dicle ambiyansında ormancılık ve yaylacılık yasaklamaları nedeniyle Kulp’un ünlü ceviz ormanları bile tamamen yok edilmiş.
Bismil Ovasında ilerliyoruz. Tarım için işlenmeye hazır, bir doğa kumaşı adeta. Yörede 1985 sonrası tütün ve pamuk ekimi hızlanmış. Yöre insanı bu tarım kültürünü Kahramanmaraşlıların yaygınlaştırdığını söylüyor. Bismil, bölge de dağ köyleri ve mezralardan en çok göç alan ilçe. İnsanlar pamuk ve tütün tarlalarında çalışıyorlar. Sıcak aş
ve ev bulmuşlar. Memnunlar yaşamlarından. Tasarlanan köye dönüş projesine, mezra ve dağ köylülerin pek sıcak bakmayacağı savlanıyor. iki keçi bir inek için; Bismil’deki böylesi düzenli tarım alanlarını terk edip mezrasına dönmeyi pek isteyeceklerini ben de düşünemiyorum.
Batman Ovası da; Bismil Ovası gibi Yukarı Mezopotamya doğasallığının zengin bir uzantısı...
Hasankeyf’e giden yolun batısı zengin petrol yatağı Raman, doğusu Garzan dağlarıyla çevrili. Adeta enerji koridoru. 1996 Tubitak verilerine göre 2050’ye dek ülke gereksinimini karşılayacak bir rezerve sahip olduğu söyleniyor. Vadi tabanına ve tepeciklere serpiştirilmiş
petrol arama kuyuları, uzaktan; sürüsünü ve sahibini arayan ürkek at izlenimi veriyor insana. Olgunun en ilginç yanı, çıkarılan ham petrolün yöre de değil, İskenderunve İzmir Aliağa’da işlenmesi!
Batman Ilısu Barajı’nın konuşlandırılacağı Dicle nehrini paralel izliyoruz. Baraj gövdesinin kaplayacağı Hasankeyf topraklarına girdik. Hasankeyf’e 12 km var; tarihi ve doğal zengin doku ile iç içesiniz. Enerji koridoru, tarihi Sit alanları ve tüm doğasal yeraltı ve yerüstü çeşitliliği;
Ilısu Hes’ inden nasibini alacak evrensel değerler.Bizanslılar, Artuklular, Abbasiler, Osmanlılar, Moğollar, Eyyubiler, Sasaniler ve bilinmeyen sayısız uygarlıkların kültür kalıtı (mirası) evrensel değerler, seçeneği var olan enerji yatırımı adına yok edilecek.
Görkemli Hasankeyf’teyiz. Hasankeyf; hüznün insanı kahreden bakışıyla karşılıyor sizi... Öncelikle çocuklar. “Hasankeyf’in tarihini anlatayım mı size?!..” diye koşuşturan çocuklar hemen “... Sasaniler, Eyyubiler, Artuklular vs lerin yapmış olduğu Hasankeyf’te...”
diye ezberledikleri tarihi bilgileri anında mitralyöz gibi üzerinize boşaltıyorlar... Çocukların acelesi var... Biliyorlar ki Hasankeyf gidici... Muhteşem bir yerleşim alanı. Su, suyun yarattığı bereketli Dicle havzası ve Güvenlik Hasankeyf kanyonu... Hasankeyf’e herkes keyfine göre
ad vermiş: Bir kısım yöre insanı; Kürtçe Husn: (güzellik), kefa: (Kaya) sözcüklerinin bileşiminde; Güzel kayalar anlamına gelen “Hüsn-ül Kefa olduğunu savlamakta: Süryani kaynaklarında “Hesna Kepha” biçiminde geçen adının Süryanice “Kaya” anlamına gelen “Kifo” dan geldiği belirtilmekte. Bir başka kaynağa göre de; Suriye dilinde kaya anlamına gelen “Kaysa” ve “kale anlamına gelen “Hisn” sözcüklerinden esintilenilerek “Hisn-Kayfa” dendiğini, doğrusu Abbasilerin, Hamdanilerin ve Mervanilerin yönetimine giren yerleşim alanına Arapça’da “Kayahisar” ya da “Kayakale” anlamına gelen “Hisn Kayfa” denmiş ve sonraları “Hisn Keyfa” ya dönüşmüş. Osmanlılar zamanında da (1517) Hasankeyf
denmeye başlanmış. Yörede Süryanice, Arapça, Türkçe ve Kürtçe konuşulduğuna göre böylesi zengin etnisiteli, Dini ve kültür farklılığında Hasankeyf’de keyfi adlandırma olağan karşılanmalıdır...
Daha çok Güneyden gelen Artuklu Uygarlığının etkisinde kalmış. Çünkü Artukoğullarının başkenti imiş Hasankeyf. Artukluların yürüttükleri Bayındırlık çalışmalarıyla; değerli mühendislik yapıtları ve Dünya7nın ilk darphanesine sahip olmuş Hasankeyf...130 yıllık Artuklu egemenliği(1102-1232) sona erdikten sonra eski canlılığını ve zenginliğini koruyamayıp, özellikle 1260’da İlhanlılar tarafından yağmalanıp tahrip edildikten sonra Akkoyunlular zamanında biraz canlanır olmuşsa da günümüze bir köy olarak gelebilmiş, ta ki nehrin karşı tarafındaki Raman Dağlarında petrol buluncaya dek. Hasankeyf’te günümüze dek ayakta kalabilmiş, yalnız ortaçağ İslam yönetimi yapıtlarıdır. Fransız Arkeolog ve mimarlık tarihçisi Albert Gabriel Hasankeyf’teki tarihsel yapı kalıntılarının ayrıntılı bilgilerini ilk hazırlayan kişidir(1990).
Görkemli geçmiş uygarlıkların evrensel anıtı ‘Hasankeyf’te (eğer Batman’dan geliyorsanız) sizi ilk karşılayan, İmam Abdullah Zaviyesi ile Mimar Pir Hasan’ın Otlukbeli Savaşında (1473) ölen Zeynel Bey için yaptırdığı Kümbettir. Özelliği; yöredeki öteki yapıların tersine,
kesme taş üstüne tuğla kaplama olarak dıştan silindirik, içten sekizgen planlı olmasıdır. Yapım tarihi ve mimarı bilinmeyen İamam Abdullah Zaviyesinin kapısı, 15.yüzyıl ahbap ipçiliğinin yetkin örneklerindendir. Ayrıca söylencelere konu on iki imamı betimleyen Mavi Çini
Levha hayli ilgi çekmektedir.
Hasankeyf’i simgeleştiren Dicle üzerindeki tarihi
köprü, yerleşkeyi gizemleştiren görkemli bir yapıt. 12. yy’da Artuklular tarafından yapıldığı sanılan köprü yok olmak üzeredir. Uzunluğu yaklaşık 120 mt. Olan günümüzün bile büyük mühendislik yapısı sayılabilecek harap köprü yıkılmış. Ayakta değil artık. 40mt’lik ana gözle, Hasankeyf tarafından 15 mt’lik ve Batman tarafından 22 mt’lik gözden oluşuyormuş-ki çocukların spontane Hasankeyf tarihini anlatmaya başladıkları nokta burası- orta ayaklarda görülen kabartmaların astrolojiyle
ilgili olduğu rivayet edilmektedir.
Köprüyü geçip, Dicle’nin ve çevre dağlardan inen sel sularının binlerce yılda oyduğu derin kanyonu görmezden önce sizi, 12. yy’da Artuklular tarafından yapıldığı söylenen Hasankeyf Sarayının, Kuzeydeki köşe kuleleri karşılıyor. Bu görsel zengin yapının kare planlı
tuğla kemerli, kesme taştan yapıldığı görülüyor. Yavaş-yavaş çağlar öncesinin kayalarla oyulmuş konutlarını sunan kanyona giriyorsunuz. Uzunluğu bir km.’den fazla. Kanyonun çağlar öncesinin höyükler, ören
yerlerini (konutları), günümüzde de insanların barınma sorununu çözer durumda görmek beni hayli düşündürdü. Kanyonla çevrili kayalık yükseltiyi taçlandıran yukarı şehre (ören yerleri) güneyden tırmanıyorsunuz. Dicle’nin güney cephesinin en yüksek noktasına ulaşıyor ve Dicle yatağı ve üzerindeki tarihi Harap köprüye 125-150
mt. tepeden bakıyorsunuz. Bu en yüksek noktadaki tarihi zengin yapıtların kalıntılarıyla karşı-karşıyasınız. En önemlisi Artuklular tarafından yapıldığı savlanan Ulucami’dir. (Erres Kilisesinden bozma cami) Yedi kapısından üçünün kalıntıları günümüze ulaşabilmiş olan
Dicle’nin güneyindeki Hasankeyf Kalesi (Romalıların Iran sınırını denetim altında tutmak için yaptığı da savlanmaktadır) muhteşem bir yapı. Eyyubi Sultanı Süleyman tarafından (1409)’de yapılan “Rızk” Cami
kanyonun en yüksek noktasındadır. işte bu caminin üst kotu ile Dicle’nin üst kotu arasında en az 125-150 mt bir derinlik mevcuttur. (Ana Britannica). Asıl şehir, Hasankeyf kanyonun terası sayılabilecek kalenin kuzeydoğusundaki düzlük alanda inşa edilmiş. Çevresinde ayrı sur yok çünkü her yanı “yar”larla çevrilidir. Kuzeybatısındaki bazı ev ve dükkan kalıntıları bulunmaktadır. Adeta terasta kurulmuş bir kent. Su,
güvenlikli bir teras kent ve teras Kentten kuşbakışı alabildiğine uzanan bereketli Dicle su havzası. Geçmiş uygarlıkların değerini bildiği olağanüstü yerleşim alanı..Günümüz uygarlığının değerini ölçemediği “Evrensel Uygarlık Terası” adeta..... Ilısu baraj suyu, Hasankeyf kalesinin en yüksek noktasındaki Ulucami’nin üst kotuna kadar yükselecekmiş. ‘Yani suyun binlerce asırdır yarattığı uygarlığı “Su”ya yok ettirme becerisine ulaşmamıza az kaldı. Yap - İşlet - Yok et modeli ile yapımını üstlenmiş Balfour Beattyy adli İngiliz firmasının, projeden vazgeçtiği söylentileri halk arasında yaygınlaşması bir umut olarak beliriyor ise de; kurumuş çatlak toprağın susuzluğunu gidermesi için göğün sonsuzluğuna nasırlı ellerini uzatmış Yaratana yakaran yöre insani için de, Ilısu Barajı bir umut. “Evrensel Uygarlık Terası” imiş umurunda mı?... Diyarbakır ili, Bismil ilçesi ile Batman, Siirt ve Mardin illeri içinde yer alan Ilısu (Hes) Barajı Dicle ile kolları Batman, Botan ve Gar üzerinde oluşacak. Rezervuar alanı Cizre’nin 50 km kuzeybatısında, Ilısu
mevkiinden Bismil yakınlarına kadar 120 km boyunca
uzanacak.
Hasan Ayhan gezi boyunca Simültane (kendiliğinden) rehberimiz. Anadolu insanının, saf ve temiz abartılı yansıması. Sevecen ve candan. Yirmi beş otuz yaşlarında.... Hasan, Hasankeyf girişinde bizleri karşılayan ilkokul çocuklarının coşkusuyla bizi karşılıyor ve koşuşturmaya başlıyor. Hasankeyf tarihini anlatabilmenin Mutluluğu içinde keyifli... Hasan Ayhan’ın keyfi Hasankeyf’in yok oluşunda yok olacağının bilisizliği içinde, annesine o gün götüreceği paranın sevinç
koşuşturmasıyla yanımızdan ayrılıyor Hasan Ayhan’ın, Hasankeyf gibi yok olacağını biteceğini düşümden geçirirken Hasankeyf’in kayboluşundan çok daha etkiledi beni. “Bebek saflığındaki Hasan Ayhan’ın kaybolmaya koşuşturan doğu otantizminin o temiz sevinci...”
Hasankeyf’in zirvedeki tarihi ören yeri sayısız ulus’un iz bıraktığı geçmiş uygarlıkların “evrensel terası,, adeta demiştik. Binlerce yıl önce inşa edilmiş evler hâla günümüz uygarlığının savurduğu yöre insanının
(bazılarının) barınma gereksinimine yanıt vermeye çalıştığını gözlemliyor, zirveye “Rızk” Camiine ulaştığımızda, camii yakınındaki asılı çamaşırlar karşılıyor ve hayrete kapılıyorsunuz! Elbette ki “Artuklular’ın çamaşırları olduğunu düşünmüyorsunuz. Merkezi ve yerel yönetim yetmezliğinden
kaynaklandığını ve insanları hâla günümüz uygarlığında geçmiş uygarlık kalıntılarına gereksindirdiğimizi ister istemez düşünüyorsunuz. “Evrensel uygarlık terası ile taçlanmış Hasankeyf zirvesinden; suya ve suyun yarattığı bereketli Dicle havzasına inmeye başlıyoruz. Hasan Ayhan tekrar beliriyor ve bir şey başarmanın sevinciyle önünüzde koşuşturuyor.. Sürekli bir şeyler anlatmaya çalışıyor, anlamıyorum! Türkü söylemek istediğini söylüyorlar...Emeğinin karşılığını annesine teslim etmiş... Çok mutlu...Yanık sesiyle Ferdi Tayfur’u bitirmezden Ibo’yu taklit etmeye başladı... O saf tertemiz emeğinin karşılığını vermeye çalıştığımda, doğunun o kendine özgü mahcubiyete özdeş hoşgörüsü beni daha da etkiledi. Kanyon tabanına yakın Mağara çay ve dinlence yerinde
bizden ayrıldı. Usulca bir köşeye sığınarak yeni ziyaretçileri beklemeye, ismimle bana seslenmeye çalıştı... Resimleri göndermemi istiyormuş.
Hasan Ayhan, Hasankeyf’te keyifli tertemiz bir Bölge yoksulu. Sevince koşuşturan Hasanların Hasankeyf’i keyifsiz halde, yoksulluğa koşan bir varsıl adeta...Diyarbakır’a, Diyarbakır’e, Ameid’e kısacası Kalekent’e dönüyoruz. Trafik yoğun. Bir şey dikkatimi çekiyor. Binek araçlarının çoğu Ankara ve İstanbul plakalı. Nedenini sorduğumda hayrete düşüyorum. Diyarbakır dışına çıkıldığında Diyarbakır araçları saldırıya
uğruyormuş.
Bismil Çeltek’teki Beritan Aşireti için hazırlanan 354
konutluk yerleşim alanındayız(Burada bir parantez açmak istiyorum. Bir yıl sonra Diyarbakır Khgm Bölge müdürü olarak atandım Beritan Aşiret reisi Musa Yeşiltaş bu konutların Beritan göçerlerini yerleşik düzene geçiremiyeceği konusunda endişelerini iletince, kendilerine, Surıye sınır boylarındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi ve kendilerine verilmesini önerdim. Öneriye çok sıcak baktı. Arkadaşlara yapılabilirlik raporları hazırlatmayı düşündüğüm süreçte görev ömrüm yetmedi...Çok sevdiğim ve Hasankeyf inceleme gezi yazımdaki üç Kürt’ten biri olan ve de erken yaşta, aramızdan ayrılıp Allah’ın rahmetine kavuşan; Etüt Proje uygulama Müdürüm sevgili Mehmet Aksoy’un “Müdürüm bu proje nerden aklına geldi?! Bu tüm göçerleri kurtaracak bir proje!” çığlığı hala kulaklarımda...Bugünlerde tartışılan bu öneriyi ilk Beritan’lılara götüren kişi olarak övünen değil, yaşama geçiremediğim için üzülen biri olarak, böylesi bir populizm kokan parantez açmak zorunda kaldım; özür dilerim..). Asırlardır doğa ile iç içe hayvancılıkla uğraşan Beritan göçerlerini yerleşik düzene geçirecek Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün (Khgm) üstlendiği bu projeye, konut bazında bakıldığında başarılı bir proje, fakat doğanın özgür ortamındaki yaşamı
gelenek haline getirmiş ve böylesi doğa ortamıyla bütünleşmiş Beritan göçerleri; iç içe yoğunlaşmış, açık alandan yoksun bir yerleşimi ne denli benimserler bilinmiyor?! Doğanın özgür ortamına alışmış insanları,
dar bir alanda yoğunlaştırmayacak bir projenin yaşama geçirilmesi gerekirdi diye düşünüyorum... Köye dönüş projelerini de gelecekte Kghm üstlenecektir(Üstlenemez, çünkü kapatıldı. Köydes’in bu işi üstlenmesi hizmet şeması bağlamında çok zor..). Bu projenin rasyonel temellere oturtulabilmesi için, bölgenin kaotik ortamı ve jeopolitik konumu da dikkate alınarak, sorunsallığı yaşayanların görüşü ile bütün bir projelendirme sürecinin üstlenilmesi gerekmektedir.
Olgunun öncelikle alt yapı çalışmalarının yapılması zorunluluk olarak görülmektedir. KGHM olguya, bu boyutuyla ciddi yaklaşımlar içinde... İkinci ulaşım ağının güçlendirilmesi için, birinci ulaşım ağı çalışmaları yoğunlaştırılmış. Örneğin Çarıklı’da başlayan, Viranşehir’e dek uzanan eski Derik Grup yolu; puremanet yöntemle genişletilerek asfaltlanmış. Böylesi benzer çalışmaların yoğunlaştırılıp yaygınlaştırılması sağlıklı bir yaklaşım.
Hasan Ayhan ve Hasankeyf için ne yapılabilir?
Öncelikle “Hasankeyf’i yaşatma platformu” desteklenmeli, çalIşmalarI gözden geçirilerek ivmelendirilmelidir..Uzmanlar ve platform çalışanları, ILISU Baraj gölü alanının arkeolojik açıdan en az araştırılmış alanların başında geldiğini söylemektedirler. Güneydoğu’daki arkeolojik çalışmalar komşu ülke ve bölgeye oranla yok denecek kadar azmış. Bundandır ki ülkemizin bu önemli bölgesinin geçmişi çok az bilinmektedir. Yapılan kısmi kazılar (Hallançemi, Çayönü, Nevali Çorı, Göbekli Tepe kazıları) insanlığın ilk büyük aşaması Neolitik çağ
kültürünü 4 bin yıl daha geriye götürerek; İ.Ö 10 bin yıl ile 6 bin yılları arasında bölgede var olan kültürlerin önemini ortaya koymuş. Yine ILISU Baraj alanı içindeki bölgenin; İ.Ö. 1300 ile 600 yılları arasında Asur uygarlığının etkisi altında kaldığının bulgularına rastlanmış. Demek oluyor ki, çok eski çağlardan beri Kuzey Mezopotamya ile Anadolu’nun girişim bölgesinde yer alan Hasankeyf, tarih öncesi devirlerden günümüze dek sürekli yerleşim alanı seçilmiş. Özelliklede Romalılar
ve Bizanslılar döneminde önemli bir garnizon kenti olmanın yanında, Orta Çağda Anadolu’nun saygın yerleşimlerinden biri olmuş.
Ülkeler, tarihi ve doğal dokuyu “(Doğanı-Doğayı/Habitatı),, bozmayacak yok etmeyecek kurallar geliştirerek sanayı bayındırlık uygulamalarının bu bağlamdaki zararlarını en aza indirmenin politikalarını geliştirmeye çalışmaktadırlar.Özellikle Unesco ve benzer ilgili örgütler aldıkları ilke ve tasfiye kararlarıyla böylesi çalışmaların
yaygınlaştırmasında öncülük etmişlerdir. Ülkemiz de bu ilke ve tavsiye kararlarının altına imza atmıştır. Bu konuda Anayasanın 63. maddesinde “Devlet tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını
sağlar” hükmü yer almasının yanısıra Kültür Bakanlığı’na; doğanı ve doğayı, yani habitatımızı ve tarihi çevreyi tehdit eden projeleri disipline etme, koruyucu çözümler geliştirilmesini isteme yetki ve sorumluluğu verilmiştir. Anayasanın 63. maddesi gereği ve içeriğinden dolayı
Hasankeyf, Kültür Bakanlığınca Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun A-1105 sayılı kararı ile 14.4.1978’de 1. Derece Arkeolojik SİT olarak tescil edilmiş ve bu alanda bir yapılanma ve plan kararı getirilmeye ve korunması gerektiği belirtilmiştir. Hatta bu konuda A-2767 sayılı 13.3.1981 tarihli kararı ile G.E.A.Y.K. Hasankeyf’te 22 adet korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı tescil etmiştir. Ayrıca D.K.T.V.K.K’ca 22.2.1991 – 686 sayılı kararıyla Hasankeyf’te SİT sınırlarını genişletmiştir. “Olgunun yasal çerçevesi çizilmesine karşın,
Hasankeyf’in tarihi ve doğal dokusunu dikkate almayarak 100 civarında köyün boşaltılması gerçekten düşündürücü, çünkü yöre insanı bakımından, köyden kente zorunlu göç korkunç bir yoksullaşma sürecini
de beraberinde getirecektir. Onları bekleyen gelecek çoğunlukla varoşlarda, gecekondularda, rutubetli bodrum katlarında yaşamak olacaktır. Bu nedenle ekonomik üretkenliğin bilimsel bir alt yapısı
oluşturulmadan doğuracağı üst yapı gerçekliği de bir o kadar çarpık olacaktır. Öyle ki; köye dayalı üretim ilişkileri yaşam bulan köylü kesim, olası bir zoraki göç sonucu kendisine çok yabancı olan kentsel üretim
ilişkilerine, ancak günü birlik bir tarzda katılabilecek, kent kültürünü özümsemeden edilgen bir şekilde bu üretim ilişkilerine katılacak ve sonuçta hayatta kalma savaşı veren ve iki kültür arasında bocalayan bir trajediyi sergileyecektir... (Hasankeyf’i yaşatma platformu Mayıs
2000-Diyarbakır)”
Ilısu Barajı İle İlgili Teknik Veriler Ve Alternatıf Enerjı Kaynakları
Ülkemizin enerji bağlamındaki toplam kurulu gücü 26292 MW olduğunu düşünürsek; 1200 MW (Megawatt) kurulu güce göre tasarlanmış Ilısu Barajı’nın’ yıllık enerji üretimi 3833 milyar kw/h
düzeyinde olduğu dikkate alınırsa, bunun toplam kurulu güce ancak %4,6 oranında ilave sağlayacağını görürüz. Halbuki enerji sektörümüzdeki %18 olan dağıtım kayıplarımız her yıl için 1,6 düşürülmesi ile beş yılda toplam%8 aşağıya çekilerek, ayrıca Türkiye
ortalaması %4 seviyesinde olan kaçakların sıfırlanmasıyla enerji sektöründe bir anda %12’lik bir artış sağlanabilir. Bunun yanısıra salt %20’si değerlendirilen Linyit potansiyelimiz (yıllık 114 milyar kwh) daha fazla değerlendirilebilir. Özelikle 2450 MW potansiyeline sahip
olduğumuz ve ancak %2,97’sini değerlendirebildiğimiz elektrik enerjisi olarak yararlanabilecek jeotermal potansiyelimizin değerlendirme oranını artırabiliriz. Bir başka seçenek çok az bir oranda değerlendirebildiğimiz yenilenebilir enerji potansiyellerimizden rüzgar potansiyelinin enerjiye dönüştürülmesidir. 83.00 MW olarak tahmin edilen rüzgar potansiyelimiz
hazırlanacak rüzgar haritası ile bu doğasal güç enerjiye dönüştürülebilir. Tüm bu enerji potansiyeli seçenekleri rantabl olarak yaşama geçirildiğinde ülkemizin enerji açığı fazlasıyla giderilebileceği gibi, Çamlıhemşin Fırtına Vadisinde olduğu gibi; Hasankeyf’leri , Artvin derelerini, vadilerini, ormanlarını, kısacası Anadolumuz tüm doğasal değerleriyle birlikte kültür miraslarını kurtararak, ülke ekonomisinin turizm bağlamındaki katkı potansiyellerini de ülkemiz çıkarlarına kanalize etmiş oluruz.
Hasankeyf’te Baraj gövde yüksekliğinin ve gövdesinin farklı yere konuşlandırılmasının da seçenek olabileceği tartışılmalıdır..
Bölgede; doğru bir planlama, bütüncül bir yaklaşımla tüm değerleri yaşatmaya çalışmak, evrensel bir gereklilik olarak görüldüğü taktirde, tarihsel, doğasal ve insansal yapının korunarak; ulusal birlikteliğin
ivmelenmesine kim karşı çıkabilir ki?!
Tüm bu gerçekleri dikkate alarak Mazlumder Genel başkanı Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Genel Yönetim Kurulu Üyeri ile birlikte Hasankeyfe giderek yaptıkları basın açıklaması ‘na imzamı atıyorum:
“Bütün insanlığın ortak mirası olan ve 10 bin yılı aşkın tarihe sahip Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı projesi toplumun bütün duyarlı kesimlerini kaygılandırdığı gibi, bir insan hakları örgütü olarak Mazlumder’i de kaygılandırmakta ve yaratacağı tahribat nedeniyle derneğimizi doğrudan ilgilendirmektedir.
Doğa derneği’nin verilerine göre Ilısu barajıyla birlikte en az 60 bin insan göç edecek, onlarca köy ve binlerce dönüm birinci sınıf tarım arazisi, bölgedeki 300’den fazla arkeolojik alandan 83’ü, bununla birlikte bölgeye has onlarca canlı türünün yuvalanma ve üreme alanları da sular altında kalacak, Dicle’deki ekolojik sistem büyük zarar görecektir. 30 yılı aşkın süredir 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan Hasankeyf, tarihsel ve kültürel miras olmasının yanı sıra ‘Doğal Anıt’ niteliğindedir. Yasalarımızda açıkça ifade edilen; ‘Taşınmaz kültür varlıkları ve parçalarının, bulundukları yerlerde korunmaları esastır’ maddesine uyulmalıdır.
Sayın Başbakan, Batman’da yıllar önce yaptığı konuşmada, ‘DSİ şu anda Hasankeyf´i kurtarma hazırlığında. Avusturya´da Ilısu Barajı´na talipli olan müteahhitlerle görüştüğümüzde projelerini Hasankeyf´i, Ilısu´ya gömmemeleri şeklinde hazırlamalarını istedim. Yaklaşık 40 medeniyetin geçtiği Antik Kenti, Ilısu Barajı´na feda edemeyiz. Dünya medeniyetlerine beşiklik eden Hasankeyf´i dünya turizmine açmaya kararlıyız’ diyerek duyarlı çevreleri sevindirmişti. Bugünkü yaklaşımları son derece düşündürücüdür.
Ayrıca, bölgede geçmişte yapılan baraj projelerinin vaat edilenin aksine kazançtan çok kayıp getirdiği çok açıktır. Ekonomik ve sosyal yaşama hiçbir katkı sunmayacağı gibi on binlerce insanı zorunlu göçe tabi tutarak sosyal ve psikolojik tahribatlara yol açacak böyle bir projenin mantıklı izahı yoktur.
Kurtarma projesi adı altında, Hasankeyf’in taşınması projesi gerçekçi değildir. Hasankeyf’i kurtarmanın tek yolu Ilısu baraj projesini iptal etmek ve birçok çevre örgütünün de dediği gibi bölgeyi Unesco Dünya Kültür Mirası listesine dâhil etmektir.
Mazlumder olarak kamu otoritesini, Hasankeyf’in ‘taşınması’ adı altındaki kurmaca ve aldatma niyetli söylemlerine son vermeye; bireylerin sosyal ve ekonomik haklarına, çevre haklarına ve kültürel haklarına saygı göstermeye davet ediyoruz.”
İmza atıyorum, çünkü Artvin başta olmak üzere; Cennetin izdüşümü Anadolu’muzun doğası ve doğanı(habitat) ve de kültürel mirası siyasi ve ekonomik rant sarmalında yok edilme sürecine sokulmuştur. Bunun için; hiçbir düşünce farklılığının etkisi altında kalmaksızın; katılımcı ortak duyarlılıklara gereksinimimiz vardır(Güncelleme:25/05/2009)...
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
evesbere@mynet.com
Yazar :Şevket Çorbacıoğlu Yayım Tarihi :19 Mayıs 2010 ÇrşOkunma :2502
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları



Sayfa Başı