Artvin Köşe Yazıları
»Hasankeyf´in Tarihi Keyfini HES ile Bozanlar
Olgunun öncelikle alt yapı çalışmalarının yapılması zorunluluk olarak görülmektedir. KGHM olguya, bu boyutuyla ciddi yaklaşımlar içinde... İkinci ulaşım ağının güçlendirilmesi için, birinci ulaşım ağı çalışmaları yoğunlaştırılmış. Örneğin Çarıklı’da başlayan, Viranşehir’e dek uzanan eski Derik Grup yolu; puremanet yöntemle genişletilerek asfaltlanmış. Böylesi benzer çalışmaların yoğunlaştırılıp yaygınlaştırılması sağlıklı bir yaklaşım.
Hasan Ayhan ve Hasankeyf için ne yapılabilir?
Öncelikle “Hasankeyf’i yaşatma platformu” desteklenmeli, çalIşmalarI gözden geçirilerek ivmelendirilmelidir..Uzmanlar ve platform çalışanları, ILISU Baraj gölü alanının arkeolojik açıdan en az araştırılmış alanların başında geldiğini söylemektedirler. Güneydoğu’daki arkeolojik çalışmalar komşu ülke ve bölgeye oranla yok denecek kadar azmış. Bundandır ki ülkemizin bu önemli bölgesinin geçmişi çok az bilinmektedir. Yapılan kısmi kazılar (Hallançemi, Çayönü, Nevali Çorı, Göbekli Tepe kazıları) insanlığın ilk büyük aşaması Neolitik çağ kültürünü 4 bin yıl daha geriye götürerek; İ.Ö 10 bin yıl ile 6 bin yılları arasında bölgede var olan kültürlerin önemini ortaya koymuş. Yine ILISU Baraj alanı içindeki bölgenin; İ.Ö. 1300 ile 600 yılları arasında Asur uygarlığının etkisi altında kaldığının bulgularına rastlanmış. Demek oluyor ki, çok eski çağlardan beri Kuzey Mezopotamya ile Anadolu’nun girişim bölgesinde yer alan Hasankeyf, tarih öncesi devirlerden günümüze dek sürekli yerleşim alanı seçilmiş. Özelliklede Romalılar ve Bizanslılar döneminde önemli bir garnizon kenti olmanın yanında, Orta Çağda Anadolu’nun saygın yerleşimlerinden biri olmuş.Ülkeler, tarihi ve doğal dokuyu “(Doğanı-Doğayı/Habitatı),, bozmayacak yok etmeyecek kurallar geliştirerek sanayı bayındırlık uygulamalarının bu bağlamdaki zararlarını en aza indirmenin politikalarını geliştirmeye çalışmaktadırlar.
Özellikle Unesco ve benzer ilgili örgütler aldıkları ilke ve tasfiye kararlarıyla böylesi çalışmaların yaygınlaştırmasında öncülük etmişlerdir. Ülkemiz de bu ilke ve tavsiye kararlarının altına imza atmıştır. Bu konuda Anayasanın 63.maddesinde “Devlet tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar” hükmü yer almasının yanısıra Kültür Bakanlığı’na; doğanı ve doğayı, yani habitatımızı ve tarihi çevreyi tehdit eden projeleri disipline etme, koruyucu çözümler geliştirilmesini isteme yetki ve sorumluluğu verilmiştir. Anayasanın 63. maddesi gereği ve içeriğinden dolayı Hasankeyf, Kültür Bakanlığınca Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun A-1105 sayılı kararı ile 14.4.1978’de 1. Derece Arkeolojik SİT olarak tescil edilmiş ve bu alanda bir yapılanma ve plan kararı getirilmeye ve korunması gerektiği belirtilmiştir. Hatta bu konuda A-2767 sayılı 13.3.1981 tarihli kararı ile G.E.A.Y.K. Hasankeyf’te 22 adet korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı tescil etmiştir. Ayrıca D.K.T.V.K.K’ca 22.2.1991 – 686 sayılı kararıyla Hasankeyf’te SİT sınırlarını genişletmiştir. “Olgunun yasal çerçevesi çizilmesine karşın,Hasankeyf’in tarihi ve doğal dokusunu dikkate almayarak 100 civarında köyün boşaltılması gerçekten düşündürücü, çünkü yöre insanı bakımından, köyden kente zorunlu göç korkunç bir yoksullaşma sürecinide beraberinde getirecektir. Onları bekleyen gelecek çoğunlukla varoşlarda, gecekondularda, rutubetli bodrum katlarında yaşamak olacaktır. Bu nedenle ekonomik üretkenliğin bilimsel bir alt yapısı oluşturulmadan doğuracağı üst yapı gerçekliği de bir o kadar çarpık olacaktır. Öyle ki; köye dayalı üretim ilişkileri yaşam bulan köylü kesim, olası bir zoraki göç sonucu kendisine çok yabancı olan kentsel üretim ilişkilerine, ancak günü birlik bir tarzda katılabilecek, kent kültürünü özümsemeden edilgen bir şekilde bu üretim ilişkilerine katılacak ve sonuçta hayatta kalma savaşı veren ve iki kültür arasında bocalayan bir trajediyi sergileyecektir... (Hasankeyf’i yaşatma platformu Mayıs 2000-Diyarbakır)”
Ilısu Barajı İle İlgili Teknik Veriler Ve Alternatıf Enerjı Kaynakları
Ülkemizin enerji bağlamındaki toplam kurulu gücü 26292 MW olduğunu düşünürsek; 1200 MW (Megawatt) kurulu güce göre tasarlanmış Ilısu Barajı’nın’ yıllık enerji üretimi 3833 milyar kw/h düzeyinde olduğu dikkate alınırsa, bunun toplam kurulu güce ancak %4,6 oranında ilave sağlayacağını görürüz. Halbuki enerji sektörümüzdeki %18 olan dağıtım kayıplarımız her yıl için 1,6 düşürülmesi ile beş yılda toplam%8 aşağıya çekilerek, ayrıca Türkiye ortalaması %4 seviyesinde olan kaçakların sıfırlanmasıyla enerji sektöründe bir anda %12’lik bir artış sağlanabilir. Bunun yanısıra salt %20’si değerlendirilen Linyit potansiyelimiz (yıllık 114 milyar kwh) daha fazla değerlendirilebilir. Özelikle 2450 MW potansiyeline sahip olduğumuz ve ancak %2,97’sini değerlendirebildiğimiz elektrik enerjisi olarak yararlanabilecek jeotermal potansiyelimizin değerlendirme oranını artırabiliriz. Bir başka seçenek çok az bir oranda değerlendirebildiğimiz yenilenebilir enerji potansiyellerimizden rüzgar potansiyelinin enerjiye dönüştürülmesidir. 83.00 MW olarak tahmin edilen rüzgar potansiyelimiz hazırlanacak rüzgar haritası ile bu doğasal güç enerjiye dönüştürülebilir. Tüm bu enerji potansiyeli seçenekleri rantabl olarak yaşama geçirildiğinde ülkemizin enerji açığı fazlasıyla giderilebileceği gibi, Çamlıhemşin Fırtına Vadisinde olduğu gibi; Hasankeyf’leri , Artvin derelerini, vadilerini, ormanlarını, kısacası Anadolumuz tüm doğasal değerleriyle birlikte kültür miraslarını kurtararak, ülke ekonomisinin turizm bağlamındaki katkı potansiyellerini de ülkemiz çıkarlarına kanalize etmiş oluruz.
Hasankeyf’te Baraj gövde yüksekliğinin ve gövdesinin farklı yere konuşlandırılmasının da seçenek olabileceği tartışılmalıdır..
Bölgede; doğru bir planlama, bütüncül bir yaklaşımla tüm değerleri yaşatmaya çalışmak, evrensel bir gereklilik olarak görüldüğü taktirde, tarihsel, doğasal ve insansal yapının korunarak; ulusal birlikteliğin ivmelenmesine kim karşı çıkabilir ki?!
Tüm bu gerçekleri dikkate alarak Mazlumder Genel başkanı Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Genel Yönetim Kurulu Üyeri ile birlikte Hasankeyfe giderek yaptıkları basın açıklaması ‘na imzamı atıyorum:
“Bütün insanlığın ortak mirası olan ve 10 bin yılı aşkın tarihe sahip Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı projesi toplumun bütün duyarlı kesimlerini kaygılandırdığı gibi, bir insan hakları örgütü olarak Mazlumder’i de kaygılandırmakta ve yaratacağı tahribat nedeniyle derneğimizi doğrudan ilgilendirmektedir.
Doğa derneği’nin verilerine göre Ilısu barajıyla birlikte en az 60 bin insan göç edecek, onlarca köy ve binlerce dönüm birinci sınıf tarım arazisi, bölgedeki 300’den fazla arkeolojik alandan 83’ü, bununla birlikte bölgeye has onlarca canlı türünün yuvalanma ve üreme alanları da sular altında kalacak, Dicle’deki ekolojik sistem büyük zarar görecektir. 30 yılı aşkın süredir 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan Hasankeyf, tarihsel ve kültürel miras olmasının yanı sıra ‘Doğal Anıt’ niteliğindedir. Yasalarımızda açıkça ifade edilen; ‘Taşınmaz kültür varlıkları ve parçalarının, bulundukları yerlerde korunmaları esastır’ maddesine uyulmalıdır.
Sayın Başbakan, Batman’da yıllar önce yaptığı konuşmada, ‘DSİ şu anda Hasankeyf´i kurtarma hazırlığında. Avusturya´da Ilısu Barajı´na talipli olan müteahhitlerle görüştüğümüzde projelerini Hasankeyf´i, Ilısu´ya gömmemeleri şeklinde hazırlamalarını istedim. Yaklaşık 40 medeniyetin geçtiği Antik Kenti, Ilısu Barajı´na feda edemeyiz. Dünya medeniyetlerine beşiklik eden Hasankeyf´i dünya turizmine açmaya kararlıyız’ diyerek duyarlı çevreleri sevindirmişti. Bugünkü yaklaşımları son derece düşündürücüdür.
Ayrıca, bölgede geçmişte yapılan baraj projelerinin vaat edilenin aksine kazançtan çok kayıp getirdiği çok açıktır. Ekonomik ve sosyal yaşama hiçbir katkı sunmayacağı gibi on binlerce insanı zorunlu göçe tabi tutarak sosyal ve psikolojik tahribatlara yol açacak böyle bir projenin mantıklı izahı yoktur.
Kurtarma projesi adı altında, Hasankeyf’in taşınması projesi gerçekçi değildir. Hasankeyf’i kurtarmanın tek yolu Ilısu baraj projesini iptal etmek ve birçok çevre örgütünün de dediği gibi bölgeyi Unesco Dünya Kültür Mirası listesine dâhil etmektir.
İmza atıyorum, çünkü Artvin başta olmak üzere; Cennetin izdüşümü Anadolu’muzun doğası ve doğanı(habitat) ve de kültürel mirası siyasi ve ekonomik rant sarmalında yok edilme sürecine sokulmuştur. Bunun için; hiçbir düşünce farklılığının etkisi altında kalmaksızın; katılımcı ortak duyarlılıklara gereksinimimiz vardır. (Güncelleme:25/05/2009)...
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
Yazar :Şevket Çorbacıoğlu Yayım Tarihi :21 Mayıs 2010 CmaOkunma :3602
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları



Sayfa Başı