Artvin Köşe Yazıları
»Said Nursi'nin "Sol"daki Müritleri
Önümde 18 Temmuz 2010 tarihli Zaman Gazetesi’nin Pazar eki duruyor. Zaman Gazetesi’ni okumam, tesadüfen elime geçti ve sayfalarını karıştırdım, ekine baktım. İnanamadığım bir röportaj-haber yazıyla karşılaştım. Başlık: “Bediüzzaman’ın Yolculuğu Belgesel Oldu”. Belgeselin adı “Yolcu”. (Devrimci Yol’culuktan müsemma. Belgesel’de imzası olanlar bir zamanlar devrimciydiler.) Yönetmen ve metin yazarı olanlara baktım; ikisi de benim üniversite yıllarımdan devrimci ve sosyalist arkadaşlarım olan Kenan Beysuren ve Cemalettin Canlı. Şaşırdım.
Şaşırdım, çünkü bu iki insanı, üniversite yıllarından çok iyi tanıyordum. Berlin Duvarının yıkıldığı dönemlerde Devrimci Gençlik içerisinde beraber siyaset yapmıştık ve o zor şartlar altında solu, sosyalizmi savunmuştuk. Birlikte gözaltına alınmış, Ankara Emniyeti’nin Siyasi Şubesinde, masalarında Zaman Gazetesi eksik olmayan polisler tarafından birlikte sorgulanmış, birlikte işkence görmüştük.
Tarihin garip cilvesine bakın ki, yıllar sonra onlar, Said Nursi Belgeseli yaptıkları için Zaman Gazetesine röportaj veriyorlardı ve ben üzülerek bu haber-röportajı okuyordum.
Sonra yollarımız ayrıldı. Yollarımız derken, ben tutuklanmıştım ve 15 yıl ceza almıştım. Onlar ise dışarıda kalmışlardı. Belgeselci olmuşlardı ve yaklaşık on yıl Can Dündar gibi bir piyasa aydınıyla birlikte çalışmış ve daha sonra ayrılmışlardı. Ayrıldıktan sonra da, Can Dündar döneminin projesi olan Said Nursi belgeselinin çekimini tamamlayarak altına imza atmışlardı.
Her şeyin ters yüz edildiği bir dönemden geçmekteyiz. At izi it izine karışmış durumda. Kimin eli kimin cebinde, kim kimle iş yapıyor belli değil. Kendilerine “solcu” etiketini layık görenler, din propagandası yapıyor, gericiliği savunuyor ve AKP’ye destek veriyorlar. Dinciler, sicilleri bozuk “solcu”lara havale ediyorlar, kendi propagandalarını yapma görevini. Onlar da kabul ediyorlar. Bu vesileyle, gerici tarikat örgütlenmeleri “sivil toplum örgütlenmeleri” olarak adlandırılıyor, demokrasi nutukları çekiliyor ve AKP özgürlükçü, demokrat vb. kisveye büründürülüyor.
Adı geçen röportajda, Said Nursi’nin öğrencilerinden olan Mehmet Fırıncı, “solcu” geçinen “gizli dönek”lerin, islamcıların amaçlarına hizmetlerini takdir ediyor ve şunları söylüyordu: “Çok güzel bir belgesel olmuş. Çekenleri takdir ediyorum.” Takdir edilenlerse sıkılmadan hala kendilerini “solcu” olarak ifade ediyorlar.
Said Nursi’nin hayatını anlatan “Yolcu” belgeselinin hikâyesi yeni değil. Yıllar önce Can Dündar ismiyle gündeme gelmiş ve epeyce tartışılmıştı. Çekimi Can Dündar’a nasip olmadı ama çömezleri başardı bu işi. Belki de Can Dündar ismi yıpranacak diye, belgeselde imzası olanlar kullanıldı.
Bu tartışmalardan birini buraya almak istiyorum. Bir internet sitesinin forum sayfasında yapılmış bu tartışma. Konu başlığı, “Said Nursi Belgeseli’ni Can Dündar’a Yaptırmak”.
Niçin Can Dündar? Soru belki haklı. Bir okuyucunun yorumu şöyle:
“Koskoca Nur Cemaatleri Said Nursi belgeselini çekecek adamı bugüne kadar yetiştiremedi mi? Değerlere sahip çıkma diyorsunuz da, siz önce yetiştirdiğiniz değerlere/insanlara sahip çıkın. İslamiyet hakkında fikirleri belli olan birine Bediüzzaman Belgeseli çektirmek için insanın aklından zoru olması gerekiyor.
Ayıp ya, hizmet sizinle rezil oluyor. Bediüzzaman’ın kemikleri sızlıyor.”
Bu siteme yönelik bir başka okuyucu da şu yanıtı veriyor: “Kardeş, koskoca Fatih Sultan Mehmet’te o ünlü topları bir Macar’a döktürmüştü. Allah yetenek verirken bu Müslüman bu değil diye dağıtmıyor ki. Antony Quin Çağrı’da Hz. Hamza’yı oynamıştı. Tabii keşke bizden birisi yapabilseydi.”
Ve yorumcu devam ediyor:
“Ne denilebilir bu durumda?
Soru da iyi cevap da iyi. Acaba Bediüzzaman belgeselini Can Dündar’a yaptırmaktaki gaye ne? Doğrusu bilmiyorum ama tahmin edebiliyorum.
Filmi sistem içinde legal birine çektirerek Bediüzzaman’ın sistem açısından legalize olmasına katkı sağlamak isteniyor olabilir.
Can Dündar çeşitli Atatürk belgesellerini de çekmiş biri olarak Bediüzzaman Belgeseli’ni de çekerse gaye hasıl olmuş olur.
Bura da asıl sorulması gereken soru, ‘Niçin Can Dündar?’ değil, Can Dündar böyle bir projeye niçin imza atıyor, olmalı?”
Projeye Can Dündar imza atmadı. Başkaları attı. Bu başkaları acaba, yukarıda yer alan Nur Cemaatine mensup insanların yürüttüğü mantığı yürütebildiler mi? Ben, yürütmediklerinden eminim. Eğer yürütselerdi şu soruyu kendilerine mutlaka sorarlardı: “Bir Nurcu, Nazım Hikmet’in ya da Mahir Çayan’ın hayatını ve mücadelesini anlatan bir belgesel yapar mıydı?
Röportajda, Belgeselin yönetmeni olan, eski yoldaşım Yusuf Kenan Beysülen, Said Nursi’nin düşüncelerini kendine yakın bulduğunu belirterek şu beyanda bulunuyor:
“Bugünün sorunlarının o gün de yaşadığını, tartışıldığını görüyoruz. Bediüzzaman’da kamusal alan-özel alan tartışmasını gördük, şaşırdık. Namaz kılarken evi basıldığında diyor ki, ‘Sen benim evime giremezsin. Burası özel alandır.’ Münazarat’ta çok kültürlülük ve çok kimliklilikten bahsediyor. ‘Bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz’ diyor. Bunlar beni etkileyen şeylerdi. Sol fikre yakın şeyler. Çok hoşuma gitmişti.”
Kenen Beysülen, Said Nursi ismi üzerinden bu düşünceleri çok orijinal şeylermiş gibi yansıtıyor. Böylelikle ülkemizde tarikat örgütlenmesinin ve gericiliğin propagandasını yapıyor bize. Hem de kendine yakışık gördüğü “solcu” kimliğiyle!
Said Nursi’nin sola ve sosyalizme yönelik düşünceleri biliniyor. Bu şahsiyeti sol değerler açısından allayıp pullamaya gerek yok. Red Dergisi’nin Mayıs sayısında Alper Telek, “Sol”da ki Said Nursi müritlerinden biri olan Orhan Miroğlu’nun Taraf Gazetesinde yayınlanan bir makalesi için çok güzel bir yazı yazdı. Oradan alıntılıyorum:
‘‘Sosyalizm, bir kısım mukaddesatı tahrip ettiğinden, aşıladığı fikir bilahare Bolşevikliğe inkılab etti. Ve Bolşeviklik dahi, çok mukaddesat-ı ahlakiye ve kalbiye ve insaniyeyi bozduğundan, elbette ektikleri tohumlar hiçbir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek. Çünkü kalb-i insaniden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir, daha siyasetle idare edilmez. Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise, hem mazlum kalabalıklı, hem medeniyette ve hâkimiyette geri kalan, çapulcu kabileler olacak.’’
“Bir tek gayem vardır: O da mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda Bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâm’ın iman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve Müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücadelem ile inşallah Allah huzuruna girmek istiyorum. Beni bu gayemden alıkoyanlar da, korkarım ki Bolşevikler olsun! Bu iman düşmanlarına karşı mücadele açan dindar kuvvetlerle el ele vermek, benim için mukaddes bir gayedir. Beni serbest bırakınız, elbirliğiyle komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslahına ve memleketin imanına, Allah’ın birliğine hizmet edeyim.”
Zaman Gazetesi yazarı Murat Tokay’ın yaptığı röportajdan devam edelim.
Şöyle yazıyor Murat Tokay:
“Filimde imzası bulunan Yusuf Kenan Beysülen ve Cemalettin Canlı, kendilerini solcu olarak tanımlıyor. “Said Nursi’ye ve Nur cemaatlerine mesafemiz sıfır noktasındaydı. Bildiklerimiz genel geçer şeylerdi. Bildiklerimizin de çoğunun önyargılı olduğunu bu süreçte gördük.”
“Sol”cu yönetmen bir de öz eleştiri veriyor. Said Nursi’yi şimdiye kadar tanımamış olmanın ezikliğini yaşıyor. Bilindiği gibi öz eleştiri kavramı sola ait bir kavramdır ve sınıf mücadelesinde ortaya çıkan yanlışları düzeltmede kullanılır.
Yusuf Kenan Beysülen, belgeselin çok beğenildiğine dair, aynı zamanda diğer solcuları da tanık gösteriyor. “Bediüzza-man´ı insan olarak ortaya koyan bir belgesel çektik. Kaynaklarda steril bir anlatım vardı. Biz Said Nursi´yi tarihsel bağlamı içinde anlatmaya çalıştık. Osmanlı´yı, dünyayı, bölgeyi, bölge insanını anlattık. Bediüzzaman´ın mücadelesi, fikirleri o zaman yerli yerine oturuyor. Belgeseli birçok gruba izlettik. Nur cemaatleri, Kemalistler, soldan arkadaşlar... Olumlu tepkiler aldık. Kemalistlerin şaşırdıklarını gördük. Biz inandığımız bir şeyi yaptık. Said Nursi´ye tamamen objektif bir bakış var.”
Beğenen solcular kimlerdir bilemeyiz ama “inanılan şeyi yapmak” büyük bir inanç, özveri ve cesaret işidir. Döneklikte sınır tanımayanlar, ifade ettikleri siyasi kimliklerine bağlı olmayanlar, içinden geldikleri sınıfa ihanet edenler, bu inancı, özveriyi ve cesareti gösteremezler. Onlar yaptıklarıyla ancak, gericiliği topluma yaymaya çalışan karanlık odakların ekmeğine yağ sürmeyi başarırlar.
İçinden geçtiğimiz dönemde dürüst ve samimi solcuların en önemli görevi, solu, yürekleri, bilinçleri ve vicdanları kararmış sahte solculardan kurtarmaktır. Bu bilinç ve sorumlulukla, AKP yardakçılarını, Said Nursi müritlerini solun yakasından koparıp atabiliriz.
Mehmet Ali Yazıcı
Yazar :Mehmet Ali Yazıcı Yayım Tarihi :22 Tem 2010 PrşOkunma :2432
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Tem
23
CmaŞevket Çorbacıoğlu Said Nursi'nin "Sol"daki Müritleri için dedi;
Öncelikle, bir gerçeği iyi anlatmanıza teşekkürler..Yaşama bakışımın temel felsefesi; her yanlışın içinde bir doğrunun olduğuna inanan ve bu yanlışlıklardaki doğruyu bulup, doğrularla bütünleştirirek evrensel doğruya varmaktır..Bunların, yani sınırsız ve kuralsız demokrasi avcısı diye tanılmadığım sol eskilerinin yaklaşımı, yanlışın içindeki doğruları ortaya çıkarmak değil, yanlışı doğrularlarla harmanlayıp evrensel doğruların ırzına geçmektir..Bunlara en son, oğlu Reşat ile O.Çalışlar katıldı..TBMM´inde de bunları AKP saflarında izliyoruz. Örneğin bugünkü Cumhuriyet´te işlediğim kimlik(Deniz Som-Vaziyet-Ağlama Krizi)..
Adı geçen C.D Ankara yeraltı dünyasının medyaya dayattığı bir kimliktir..Mustafa Belgeseli-ki uzun bir eleştiri yazısı hazırlıyorum- ile gerçek yüzünü ortaya koydu; işlediğiniz konunun arkasında da bu şahsın olduğunu düşünüyorum..Düşüncelerini güçlüden yana kiralayan yeni bir düşünen kesim ortaya çıktı..Bunların tümü eskinin devrimcilerdir ve F.G´in pıtrak gibi biten kanallarında boy göstermektedirler..Bunları halka iyi anlatmamız gerekir..Selamlar
Tem
22
PrşHaydar Bibinoğlu Said Nursi'nin "Sol"daki Müritleri için dedi;
Solcuların içinde, dümensiz gemilerde rotasız yolculuk edenler; kendilerini karşı safların hizmetine adadılar. Bu doğru... Ama rotayı çizenlerin; dümeni, yetersiz kaptanların eline verenlerin hiç mi suçu yok? Uzak hedefleri, bir adım ilerideymiş gibi gösterenlerin; yakın hedeflerin önemini kavrayamayanların, yanılmaz teorisyen gibi davranmasının hiç mi payları yok bu gerilemede?
Yazdıklarınıza katılıyorum elbette. Ama olay ve olguların nedenlerini de irdelemek gerekir, doğruyu bulabilmek için.
Doğrularda -hiç olmazsa paylaşılabilecek doğrularda- fikir ve eylem birliği oluşturamıyorsak işimiz zor...



Sayfa Başı