Artvin Köşe Yazıları
»'Sol'um Süründürür
‘Sol’um Süründürür
Thomas Hobbes, Homo homini lupus demiş. Türkçede anlamı, İnsan insanın kurdudur. Bu sözü ülkemiz solu ve solcuları için şu şekilde değiştirebiliriz: ´Solcu´ solcunun kurdudur. Neden mi? Buyrun...
C.A, 12 Eylül darbesi esnasında 16 yaşında, sol düşünceyi benimsemiş bir lise öğrencisidir. Darbenin muhalefet güçlerini ezip geçtiği bir dönemdir. CA safını belirler ve o gencecik yaşına rağmen cuntaya karşı direnenler cephesinde yer alır. Protesto eylemlerine katılır. Birçok operasyonda gözaltına alınır. Uzun süreler gözaltında kalır ve ağır işkenceler görür. Suçlamaları kabul etmez ve her seferinde serbest bırakılır. Hakkında davalar açılır ama ceza almaz.
Askeri cunta devrimciler üzerinde yoğun bir baskı ve terör dalgası estirirken liseyi bitirip üniversite sınavında elektrik-elektronik mühendisliğini kazanır. Mezun olur ve zor bir askerlik dönemi geçirir. Yedek subaydır ama sürekli takip altındadır. Askerlik sonrası birçok yere iş başvurusu yapar. Güvenlik soruşturmalarından dolayı ya hiç işe alınmaz ya da işe alındıktan kısa bir süre sonra çıkarılır.
1992 de Kültür Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi´ne başvuru yapar. Uzun bir bekleyişten sonra sahne ses düzenleyicisi olarak memur kadrosunda işe alınır ve göreve başlar. Artık bir işi vardır. Kendini şanslı hisseder. Diğer yandan islamcılar ve milliyetçiler çok rahat, devletin her kurumunda iş bulup kadrolaşmadadır. Sol düşünceye sahip olanlar ise fişlenir. İnsan merak ediyor, resmi devlet kurumlarında çalışan cemaat mensubu fişli kişi var mı? Bugünkü gerici-faşist kadrolaşmanın köklerini o yıllarda aramak lazım kısacası...
C.A´nın iş başvurusu yaptığı dönemde Kültür Bakanı Fikri Sağlardır. Bakanlığın tepesindeki adamdır. Sağlar 1980´lerin sonunda, 12 Eylül askeri darbesi karşıtlarının sözcüsü bir kimlik geliştirir. Düzen içi siyaset yapsa da diğerlerine pek benzemez. Radikal bir duruşa sahiptir. Cunta uygulamalarına karşı mücadele eden az sayıda siyasetçiden biridir. En azından onu tanıyanlar, hakkında böyle düşünür.
Önce Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP)´den sonra CHP´den TBMM´ye girmiştir. Dört dönem İçel´den Milletvekili seçilmiş ve 49.50. ve 52. Hükümetler döneminde Kültür Bakanlığı yapmıştır. Ayrıca Devlet Bakanlığı görevinde de bulunmuştur. TBMM´de oluşturulan meşhur Susurluk Komisyonunda yer almıştır.
´işadamı´ Korkmaz Yiğit ile Alaattin Çakıcı arasındaki konuşmaları deşifre edip Türkbank skandalini otaya çıkararak Mesut Yılmaz hükümetinin düşmesini sağlamıştır. Fikri Sağlar´ın bir de Kod Mı Susurluk/Derin • ilişkiler adlı kitabı bulunmaktadır.
Ancak bütün bunlar onun aktif siyaset yaptığı ve bakan olduğu dönemlerde insanlar hakkında düzenlenen haksız 30 güvenlik soruşturmalarına attığı imzaları ortadan kaldırmıyor, onların mağduriyetlerini sona erdirmiyor. Siyaseten sorumlu olduğu kurumlarda altına ´uygundur´ diyerek attığı imzalarla neden olduğu insan hakları ihlallerini ve sonuçlarını düzeltmiyor. Mağdur edilen, haksızlığa uğrayan insanların mağduriyetleri ortadan kalkmıyor.
Öncesi ve sonrasıyla işte böylesi ´etkin bir solcu´ kişiliğin Kültür Bakanı olduğu dönemde işe başlamıştır CA. Kendisini şanslı hissetmiştir çünkü öğrencilik döneminde siyasetle ilgilenirken, cunta uygulamalarına karşı direnişin en etkin solcu isimlerinden birinin bakan olduğu kurumda çalışması bir avantaj olarak düşünülebilir.
Oysa işler C.A´nın düşündüğü gibi gitmez. Dosyası bakanlığa gelir ve iş başvurusu değerlendirilir. İşe alınır ama hakkında yapılan güvenlik soruşturması sonucu fişlenmesi, İş hayatında hiçbir zaman peşini bırakmaz. Devlet Opera ve Bale Müdürlüğü bünyesinde, başkanlığını Genel Müdür Vekili Rengim Gökmen´in -bu kişi şimdilerde Devlet Opera ve Bale Genel Müdürü´dür-yaptığı dört kişilik bir kurul oluşturulur ve Bakan Fikri Sağlar´ın onayına sunulmak üzere resmi olarak şu kararlan alır
"1. Göreve alınmasına, 2. Tavır ve hareketlerinin Genel Müdürlükçe izlenmesine, 3. Gizli ve gizlilik dereceli yerlerde çalıştırılmamasına, 4. Sahne Ses Düzenleyicisi olarak görev verilecek konurla da Genel Müdürlükçe özen gösterilmesine, 5. Durumun Sayın Bakan´ın takdirine sunulmasına" oybirliği ile karar verilir.
Bu kararlar Bakan´ın takdirine´ sunulur ve ´solcu´ bakan ´uygundur1 diyerek imzayı atar. Bundan sonra C.A´nın iş yaşamı, kurum yöneticileri ve iş amirleri tarafından zindana çevrilir. Çalıştığı kurum içinde sürekli takip edilir. Sözlü olarak her fırsatta aşağılanır, taciz edilir. Hakkında raporlar düzenlenir. İşten atabilmek için sürekli gerekçeler oluşturulur ama somut bir şey elde edilemez. Kazanılmış yasal haklarını kullanmakta bile zorlanır. Örneğin sağlık sorunları nedeniyle aldığı 15 günlük rapor dikkate alınmaz ve maaş kesintisi yapılır. Sürekli disiplin soruşturmaları açılır, personel tarafından dışlanır, iş verilemez ve birkaç defa, "istifa et git, seni burada istemiyoruz" denir, en yetkili ağızlar tarafından. Bütün bu kuşatmaya rağmen CA direnir ve işini kaybetmemeye çalışır. Teknik müdürler falan değişir, lise mezunları müdür yapılır ama CA mühendis olmasına rağmen kadrosu yükseltilmez. Bütün bunlara sebep güvenlik soruşturması esnasında hakkında alınan kararlardır.
Kararlara bakıldığında insan gerçekten şaşırıyor. Kültür Bakanlığı´na bağlı Devlet Opera ve Bale Genel Müdürlüğü, opera ve bale sanatıyla ilgili bir birim olarak düşünülmesi gerekirken, ´gizli ve gizlilik dereceli yerlerde çalıştırılmaması´ kararı ne anlama geliyor? Bunu anlayabilmek gerçekten zordur. Sanatla ilgili ve sanat üreten bir kurumun saklı gizli ne işi olabilir ki, bir personel hakkında düzenlenen fişte böyle bir karar yer alsın?
Şimdi burada sormak gerekiyor: C.A.´nın da çalıştığı kurumda adeta sürgün hayatı yaşaması, takip edilmesi, horlanması ve birçok kez soruşturmaya uğraması, mühendis olmasına rağmen yıllarca aynı statüde memur olarak çalıştırılmasından kim sorumludur? Demokrat bir kişi olarak insan hak ve özgürlüklerinden yana olduğunu şimdilerde bile ısrarla dile getiren ama geçmişte yaptıklarıyla, bu söylediği ve savunduğu şeylerde samimi olmadığını gördüğümüz Fikri Sağlar değil midir?
Fikri Sağlar verdiği bir röportajda "Çeteleşmeye müsait, militer bürokratik bir devlet yapımız var," diyerek düzeni eleştirirken kendisinin bakan olduğu dönemlerde bu çeteleşmeye hizmet ettiğini, C A ve benzeri kaç insanın mağduriyetinden bir solcu olarak sorumlu olduğunu düşünüyor mudur? Partili olduğu dönemde, "Mensup olduğum partiye değil, halka hizmet etmek durumundayım," derken, Bakan olduğu dönemde güvenlik soruşturmaları sonucu gerçek solcuları fişlerken attığı imzalar aklına gelmiyor mu?
O şimdi yine ´ünlü´ bir solcu, sosyal demokrat yazar. Devlet görevlerinde bulunduğunda neler yaptığı hakkında kimsenin bir bilgisi yok! Türkiye´de ´dürüstlüğü temsil eden´ üç beş ´aydın´dan biri olarak kabul ediliyor. Ama bu durum, güvenlik soruşturması yönetmeliği 2000´de değiştirilmiş olmasına rağmen C.A´nın Kültür Bakanlığı´nda yaşadığı kuşatılmışlığı, tecrit edilmeyi ortadan kaldırmaya yetmiyor.
Şimdilerde, BirGün´de köşe yazıyor. Kendisine övgüler dizdiği 07 Ocak 2010 tarihli ve Düşündüm ki... başlıklı yazısından alıntılıyoruz:
"30 yaşımda milletvekili.
iki yıl sonra Türkiye´de etkin bir politikacı.
Parti yöneticilikleri, Meclis görevleri, Hükümet üyelikleri...
Haksızlıklara, işkencelere karşı duruş...
Sanatı, sanatçıları sahipleniş...
Ulusaldan evrensele çağdaş Kültürün oluşması için çabalar...
Küçüklüğümden beri takip ettiğim, beğendiğim ya da karşı durduğum siyasilerle ´siyaset´ yapma fırsatı... Hatta birlikte hükümet üyeliği...
Türkiye´deki faili meçhuller, Susurluk çeteleri ve darbelere karşı verdiğim amansız savaş!..."
Daha bir yığın övgü... "Haksızlıklara, işkencelere karşı duruş..." diyor kendisi için. C.A´nın ve kim bilir daha nicelerinin durumu göz önüne alındığında bu övgülerin bir anlam ifade etmediği aşikar.
Marx, Louis Bonaparte´ın 18 Brumaire adlı çalışmasında, "Nasıl özel yaşamda bir adamın kendisi hakkında düşündükleri ve söyledikleri ile gerçekte ne olduğu ve ne yaptığı birbirinden ayrılırsa, tarihsel savaşımlarda da, özel yaşamdakinden daha çok, partilerin sözlerini ve emellerini onların kuruluşlarından ve gerçek çıkarlarından ayırt etmek, kendileri hakkında düşündükleri ile gerçekte ne olduklarını birbirinden ayırt etmek gerekir," diyordu.
İşte, özellikle son 30 yıl için Türkiye solunda ve solcuları üzerinde yapılması gereken budur. "Kendileri hakkında düşündükleri ile gerçekte ne olduklarını birbirinden ayırt etmek..."
Mehmet Ali YAZICI
(Red Dergisi, Ekim Sayısı)
Yazar :Mehmet Ali Yazıcı Yayım Tarihi :19 Ekim 2010 SalıOkunma :1453
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları



Sayfa Başı