Artvin Köşe Yazıları
»29 Ekim 1923 Cumhuriyet'i ve 29 E-kim 2010 Cumhuriyet'i
29 EKİM 1923´ten 29 e-kim 2010´a gelişin öyküsü.
Doğrusu; Atatürk’ün, arkadaşlarıyla ve Anadolu insanıyla kurduğu Cumhuriyet nereye koşturuluyor?
Kuruluşunun 87. Yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyet’i 2013 yılında kutlayabilecek miyiz?
Önceki yazılarımda geniş boyutta yer verdiğim; ‘Aydınlıktan karanlığa geçişin’ tarihsel sıralamasını(Fr. Kronoloji diyoruz) biraz varsıllaştırarak tekrar edelim:
Emperyallerin efendisi(Küresel efendi)ABD´nin Anadolu ve Ortadoğu üzerindeki emellerinin başlangıç tarihi 1835’lere dayandığı söyleniyor. Veya yazılıyor.
Doğru, ya da yanlış; benim bildiğim; bu saldırganlığın Anadolu sürecinin 1911-1914’lerde başladığıdır.
Şöyle ki;
Emperyallerin efendisi İlahi Komut almışçasına; üç yılda Anadolu´da 45 tane konsolosluk Ve 25 Kolej açıyor. Tarsus, Talas, İstanbul Robert, İzmir Amerikan kolejleri ve İngilizce eğitim yapan diğer okullar örnektir.
Bu okullardaki amaç; "Anadolu’da yaşamakta olan Müslüman olmayan Osmanlı uyruğundaki yabancıları" eğitmek.
Nedense; Anadolu çocukları eğitilmeye başlanır.
Buralarda, Hıristiyanlığı yaymayı üstlenmiş (misyoner) papazlar öğretmenlik yaparlar.
Tüm bunlardan amaç; Anadolu çocuklarını Amerikanlaştırarak, ABD’nin emperyal amaçlarına içerden hizmetlerini, desteklerini sağlamaktır.
Bu Kolejlerin ve Günümüzdeki İngilizce eğitim yapan okulların amaçları aynidir. Dilimizin: Arapça, Farsça ve Fransızcadan sonra hızlanan İngilizce tarafından esir alınmasının sebebi de budur(Sakın Türkçe konuşuyoruz diye düşünmeyin! O çok kullandığınız ‘Üniter’ sözcüğü bile Fransızca).
Başta Emperyallerin efendisi ABD ve yandaş ülkeler, ülkeleri sömürüye böylesi sav(Fr.Tez ve Argüman) ile hazırlarlar.
İkinci savları, hepimizin bildiği gibi işlenebilir en kolay sosyal yapı elemanı olan “Din”
Biliyoruz ki; Atatürk’ün Anadolu insanıyla kurduğu Cumhuriyet’in en temel ilkesi Laikliktir.
Laikliği dinin karsısına koydunuz mu, bilgiden ve özdeksellikten yoksun ve yoksul halkı sömürmeniz kolaylaşır(F.G cemaatinin esin kaynağı küresel efendilerin işlettiği bu süreç olsa gerek).
Kurtuluş Savaşı Süreci;
Mondros Ateşkes’inden (30 Ekim 1918) sonra, Sevr Anlaşması(10 Ağustos 1920) hükümlerine dayanılarak Anadolu´nun yabancılar tarafından işgali üzerine işlemeye başlar ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması sonrası ilan edilen 29 Ekim 1923’teki Cumhuriyetiyle sonlanır.
“Birincisi, ikincisinin başlangıcıdır” gerçeğinden yola çıkarak;
Anadolu insanını İkinci bir kurtuluş savaşı ortamına sürükleyen olgulara bir göz atalım:
‘Atatürk ve arkadaşları, Anadolu İnsanıyla ‘Birinci Kurtuluş Savaşını’ 19 Mayis 1919’da Samsun’a çıkarak başlattı.
Ulusal Mücadele adına Osmanlı Ordusu’ndan ayrılıyor. Arkadaşlarıyla Anadolu insanını bilinçlendirme ve “Ulusal Güçler(Kuva-yı Milliye)” çalışmaları başlatıyor.
4 Eylül 1919 Sivas Kongresini toplayarak; bu ulusal mücadeleyi ayni zamanda siyasal mücadeleye dönüştürüyor.
Askeri elbiselerini çıkararak, 23 Nisan 1920´de Ankara´da Türkiye Büyük Millet Meclisi´ni topladı.
Meclis Başkanı seçildi. 5 Ağustos 1921´de Başkomutanlık görevini üstlenerek emperyal efendilerin taşeronu Yunan’ı Anadolu insanı ve arkadaşlarıyla Anadolu’muzdan çıkarmak için savaşmaya başladı.
Sakarya Meydan Savaşı´nı kazandılar.
26 Ağustos 1922´de işgalci Yunan kuvvetlerine karşı Büyük Saldırıyı başlattı.
30 Ağustos 1922´de de Başkomutanlık Meydan Savaşı´nı kazandılar.
Lozan Barış Konferansı´ndan sonra, Atatürk, arkadaşlarının ve Anadolu insanın çoğunluk istemiyle, 11 Ağustos 1923´de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yeniden Başkan olarak seçildi.
Ve 29 Ekim 1923´de Cumhuriyet´i ilân ettiler.
Lozan Antlaşmasını ‘Yeni kurdukları Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleriyle bütün’ emperyal güçlere dikte ettirip; ülkesini ulusuyla bölünmez bir bütün haline getirmek için, Türkiye’de yaşayan ve Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin eşit ve aynı haklara sahip olduğu Türk ulusunu, böylelikle arkadaşları ve Anadolu insanıyla oluşturdu.
Birinci Dünya savaşının ve kurtuluş savaşının yıkıntıları üzerinde Cumhuriyetin ve siyasetin temelini atan devlet inşa eden Atatürk ve Anadolu insanı ‘Devrimlerini’ de oluşturdu.
Devrimlerinin temel işlevi “Türkiye’yi gelişmiş ülkeler çizgisine taşımaktı”
Olguyu bu bağlamda ele aldığınızda; Cumhuriyetin İlanı, milletin yönetilme şeklinin belirlenmiş olduğu, Atatürk ve Anadolu insanının en büyük siyasi devrimlerinden bir tanesidir.
İşte bu Cumhuriyet’in ilanı, zaman içinde Atatürk ve arkadaşları arasında görüş ayrılıklarına, yol açtı. Ve ayrılıklar Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)’na karşı ilk karşıt eylemi, doğrusu karşı devrimin ilk adımlarına dönüştü ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası(TCF) adıyla bir parti kuruldu.
Evet; bu bir karşı devrimdi; çünkü TCF programına “Fırkamız itikad-ı diniyeye ve fıkriyeye hürmetkârdır” maddesi yer verebilmişti.
Şeyh Sait İsyanı sonrasında, TCF isyandan sorumlu tutularak 5 Haziran 1925’te kapatıldı.
1922´de Atatürk, Anadolu insanıyla birlikte; Emperyal güçlere ‘hala unutamadıkları ve her durumda intikam almayı düşündükleri’ dünya’da ilk tokadı vurması ve Anadolu topraklarından atmasını kabullenemiyordu.
Özellikle batının Emperyalları bu intikamı almak için; 17 Kasım 1924’te kurulan TCF ile, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetini hedef almaya başlamışlardır.
Özellikle, Atatürk’ün ölümünden hemen sonra, emperyal efendiler Türkiye’yi yeniden işgale başladı.
1990´da SSCB(Sovyet bloğunun) dağılmasından sonra kuşatma ve işgal hızlandırıldı.
Ulusalcılığı yok etmek adına, ulusal ekonomi, IMF dayatmalarıyla altında teslim alınıyor.
Bankalar yabancı sermayenin kontrolüne giriyor.
Ulusal ekonomi tümden Emperyallerin güdümüne sokuluyor.
Topraklarımız satılıyor.
Cumhuriyet’in kurumları satılıyor.
Atatürk ve arkadaşlarının, Anadolu insanıyla kurumsallaştırdığı Cumhuriyet değerleri; kurum ve kuruluşlarıyla ayıklanıyor(Ar.Tasfiye).
Tek Toplumlu(Fr.Üniter) yapı, yeni Osmanlılık istemleriyle yok edilmeye ve de ulusal devlet bitirilmeye çalışılıyor.
Ve buna olanak tanıyan, TCF’nin yan ürünü olan ve adım-adım Türk İslam Cumhuriyetine koşan siyasal erki (iktidarı) ayakta tutmanın kurgularını, küresel efendi: siyasi ve ekonomik yaşamın tüm alanlarında uygulamaktan çekinmemektedir.
Ekonomist Selim Somçağ, "Kanuni´den Vahdettin´e" adlı son kitabında 1924 TCF’si ile başlayan ve günümüzde devam edenleri şöyle özetliyor:
"ABD önderliğindeki Batı bloğu Türkiye´yi yeniden nüfuz alanına aldıktan sonra Türkiye´de İslamcı, gerici, cumhuriyet düşmanı akımları ve etnik bölücülüğü de teşvik ve tahrik etmeyi ihmal etmedi; çünkü Türkiye´nin yeniden Osmanlı´nın son dönemindeki gibi sömürgeleştirilebilmesi için milli devletin yıkılması, milli bilincin ortadan kaldırılması, Türkiye halkının millet olmaktan çıkarılıp dini cemaatlere, etnik gruplara bölünmesi gerekiyordu..." demekle ne kadar haklı olduğumuz görülmekte, fakat gösterilmemektedir.
Öteden beri Cumhuriyet’e temelden karşı olan bugün de var. Öyle ki, güçlerini artırmışlardır.
Bunlar; Türkiye Cumhuriyet’i kurulma aşamasında sultanlığın ve halifeliğini korunmasını isteyenlerdi. Günümüzde ise Devletbaşkanlığının(Başkanlık sistemiyle) sultanlaştırılması ve Halifeliğin tekrar getirilmesi.
Ön çalışmalar Türban ile yapılmaktadır. Bakın; üniversitelerde türban karşıtı öğrenciler polisler ve siviller tarafından dövülmeye başlandı bile.
Halife adayı hazır; Atlantik ötesinde beklemede. Aslında Türkiye’ye dönecek, fakat diğer İslam ülkelerinin tepkisinden korkuyor ve bu nedenle yakın durmak istemiyor.
Gizemli gerekçeleri, “batı ülkelerinde Krallık var bizde neden sultanlık olmasın!” Evet, bugün İngiltere’de bile Krallık vardır, fakat semboliktir ve İngiltere 21. yüzyılda bu yükü üzerinden atmanın sıkıntıları içinde kıvranmaktadır. İşte Atatürk bu gerçeği 87 yıl önce görmüş evrensel bir liderdir.
İngiltere bundan vazgeçmek isterken bizimkiler başkanlık sistemiyle sultanlığı geri getirmenin oyunlarını oynamaktadırlar. Tıpkı İran kadınları türbanı atıp bize benzemeye çalışırken, bizim kadınlarımızın başına türban sıkarak İran’a benzemeye çalışmaları(Belli ki sultanlığın ön çalışmaları)
Bunlara göre Cumhuriyet otoriter kimliğini tam 22 yıl(1923-45) korumuş ve demokrasiyi dışlamıştır. Bugün bile bu Cumhuriyet anlayışıyla demokrasiye geçmekte güçlülkler yaşanmaktadır.
Doğrudur, kimse bunu yadsımıyor 22 yıllık otoriter yapıyı. Fakat Birinci Dünya ve ikinci dünya savaşıyla birlikte ‘Kurtuluş Savaşı’ yorgunluğunu üzerinden atmak bir yana, enkaz içindeki Anadolu’da yeni bir Türkiye yaratmak isteyenler çözümü sultanlıkta ve halifelikte arayamazlardı. O 22 yıllık süreç, demokrasiye geçmenin teminatı idi, çünkü hemen demokrasiye geçilmeye kalkılsaydı, bugünkü gibi demokrasiyi amaçlarının aracına dönüştürerek sultanlığı ve halifeliği geri getirebilirlerdi.
Bugün yapılan, Atatürk ve Anadolu insanının uygarlık porjelerini yok edip, onlardan intikam almaktır.
Soruyorum; 1920’ler sonrasının batısı demokrasiyi ne kadar kurumsallaştırdı. Faşizmin acımasızlığı Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz’de yaşamadı mı? Ya diğer kralcı ve askeri diktatörlüklere ve Sovyet diktasına ne demeli.
Ve bugün çıkmışlar; Atatürk ve İnönü dönemini Hitler Almanyası ve Mussolini İtalyasıya özdeşleştiriyorlar. İnsaf be, İnsaf, sorgusuz ve sualsız onbinlerce insanı fırınlarda yakan Hitler rejimi ile Atatürk rejimi örtüştürülüyor utanmadan.
Bana söyler misiniz, o yıllarda Türkiye’de olmayan Demokrasinin hangi Avrupa ülkesinde olduğunu?
Atatürk dönemimi mi otoriter, yoksa suçu bilinmeyen binlerce insanı Ergenekon yalanıyla Silivri’de mahküm edenlerin dönemi mi?
Saltanat ve Hilafet oyunlarını bozan; 19 Mayis 1919 da Samsunda "Bağımsızlık Benim karakterimdir." diyerek karaya ayak basıp, eyleme başlayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları ve Anadolu insanı olmuştur. Ve bu ülkeye kısmen de olsa getirilen ve bugün tümden yok edilen Demokrasi de 1923-45 dönemindeki akılcı ve ileriye görme yeteneği getirmiştir.
Atatürk’ün ölümünden, dahası 1945’lerden sonra, ‘yerelden başlayıp ulusala, Ulasaldan da evrensele giden birliktelik’ bozulmuştur.
İngiltere Başbakanlarından William Gladstone(1809-1898) "Politikacı gelecek seçimi, devlet adamı gelecek kuşakları düşünür." Demiş.
Özellikle, 10 Kasım 1938’den bu yana ülkemizde böylesi bir Devlet Başkanı bir yana; gelecek seçimi düşünmeyip, gelecek kuşakları düşünen bir politikacı gösterebilir misiniz?
Tüm ulusun “Cumhuriyet Bayramı”nı kutluyorum.
Bu Cumhuriyet, bu kadar yazabildik. Bakalım önümüzdeki Cumhuriyet’te ne kadar neyi yazabileceğiz?
Dahası, Cumhuriyet’imizi kutlayabilecek miyiz?
Daha fazlasını yazacağız ve daha fazla kutlayacağız! Kimsenin endişesi olmasın.
Önceki bir yazım: http://blog.milliyet.com.tr/Abdullah_ile_Recep_Beyin_Yaptiklari/Blog/?BlogNo=258923
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
evesbere@mynet.com
Yazar :Şevket Çorbacıoğlu Yayım Tarihi :28 Ekim 2010 PrşOkunma :1977
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Ekim
29
CmaŞevket Çorbacıoğlu 29 Ekim 1923 Cumhuriyet'i ve 29 E-kim 2010 Cumhuriyet'i için dedi;
Sayın Yazar; Nice nitem Cumhuriyet kutlamalarına. Teşekkürler. Selam ve sağlıkla
Ekim
29
CmaTuncer Yazar 29 Ekim 1923 Cumhuriyet'i ve 29 E-kim 2010 Cumhuriyet'i için dedi;
Duyarlı yüreğiniz ve ilginizden ötürü tebrik ediyorum.
Bundan daha iyi açıklanamazdı.
saygılarımla...



Sayfa Başı