Artvin Köşe Yazıları
»Orospulaşma...
Herkes, tüm bir toplum, hızla, şuurunu kaybetmiş bir halde, orospulaşıyor. En dipte, orospuluk seviyesinde bir eşitlenme yaşanıyor. Evet, herkes orospulukta eşitleniyor. Bedenini, zihnini, beynini, benliğini, haysiyetini, elinde, avucunda neyi varsa, her değerini satmaya hazır bekliyor herkes. Bu öyle karmaşık bir süreç de değil. Bildiğiniz artistlerden gazetecilere, yazarlara, sendikacılara, şarkıcılara, çizerlere, şairlere, memurlara, futbolculara, askerlere, kerestecilere, polislere, kabadayılara, TÜSİAD üyelerine, akademisyenlere, ev hanımlarına, öğrencilere… işçilere bile… her alana, her kesime yayılmış bir çürüme var. Siyasetçileri hiç saymıyorum, onlar zaten bu süreci idare ediyorlar; bilinçsizce, içgüdüsel olarak…
Eskiden ‘saygın’ diye bilinen, göstermelik de olsa, sahtekarca da olsa bir düzey gerektiren tüm meslekler, hatta ideolojiler, kurumlar, artık o saygınlık maskesine ihtiyaç duymadan, pervasızca ve şerefsizce piyasa malı haline geliyor. Kimse bunlardan hesap soramıyor; hesap sorma müesseseleri, toplumun vicdanı olarak hareket eden mevziler, gün geçtikçe etkisizleştiriliyor, bir şarlatan bağırtısı içinde sesleri kısılıyor, yok ediliyor…
Eskiden saygınlık maskesine bürünmek zorunda hisseden gazeteciler, televizyoncular da artık kendilerini koyverdi. Bunların içinde en dibe vuranları meslekte ‘tavan’ yapıyor... Sundukları haberleri magazinleştirip reyting peşinde koşanlar, kendileri birer magazin malzemesi haline dönüşüyor. Enselerinde yağlaşan milyon dolarlık transferleri, ‘ayı beden’ gövdeleriyle ‘sıfır beden’ kadın peşinde koşarak eritmeye çalışıyorlar… Siyaset Meydanı kameralarından sıyrılıp, gizli kamera meydanlarında anadan üryan kadın tokatlarken çekilmiş görüntüleri, tüyü bitmemiş yetimlerin internet kafelerindeki ilk çarpık seks dersleri haline geliyor. Hepsi birden, en dipte, kepazelikte eşitleniyor. Hayatı paylaşmak için… Randevucu ‘Barbie’lerin kolunda, gavat gibi dolaşıp, kameralara doğru dil atmak son derece prestijli bir iş artık; herhangi bir burjuva gazetesinde tam sayfa ‘yedim-yaladım-yuttum’ yazıları yazabilirsiniz böylelikle.
Hiç abartmıyorum, İstanbul’un, hatta Türkiye’nin en namuslu müessesesi Karaköy kerhanesidir artık…
Ve ben düşmanlarımın giderek daha fazla orospulaşmasına üzülüyorum. Üniversitedeyken dövüştüğüm karşıdevrimcileri özlüyorum gizli gizli.
Evet, faşistler bile daha bir iğrençleşti memlekette… Sabahtan akşama kadar hakkında katliam çığlıkları attıkları adamın, “Bir gece ansızın gelebiliriz!” sloganlarıyla kapısına dayandıkları adamın, Hrant Ağabey’in vurulmasının ardından gizli gizli kına yakıp, kınaların üzerine çektikleri takım elbiseleriyle kınama mesajları yayınlıyorlar!
Türkiye koşullarında ‘İslamcı’lar en büyük gazetelerde patronların peşinde at sinekleri gibi dolaşan genel yayın yönetmenlerinin pis tırnaklarında parazit haline gelmiş. Televizyonlarda mankenlerle atışıyorlar. Şeyhleri, efendileri ise Amerikalardan CIA telefonlarıyla fetvalar gönderiyor artık. Ne diyeyim daha, İslamcılık bile mundar olmuş işte bu topraklarda!..
Akademisyenler, üniversitelerdeki döner sermayenin peşinde dolap beygiri haline gelmiş; bir de utanmazca disiplin soruşturmaları hazırlıyorlar, zaten bir avuç kalmış isyankar öğrenciyi okullardan atmak için. Bir dönemin ‘Marksist’ tarihçileri, şimdi özel üniversitelerin mütevelli heyetlerinde kıç yalıyor. Ne kadar yazık, ne kadar acı… Sabahlara kadar tarih tartış, ‘Osmanlı’da feodalizm’i anlat, neye yarar?.. Herkes en altta, orospulaşma standardında buluşuyor; orospulaşmanın feodalizmi olmuyor…
Ülkede şiirleri dilden dile dolanan tek bir yeni şair yok. Şiirin bittiği ülkede, isyan bitmiş demektir. Allah’tan dedemizin tozlu sandıklarındaki şiirler henüz tükenmedi de, Nazım’dan, Can Baba’dan umut pırıltısı demleyip idare etmeye çalışıyoruz hâlâ…
‘Hesapta solcu’ları Avrupa Birliği fonlarının peşinden koşturan, Soros kemiklerine bakıp bakıp yalanan bir memlekette şiir yazılabilir mi artık? Kime sesleneceksin? Nereye üfüreceksin isyan nefesini?
En dipte eşitleniyor koskoca bir toplum. Gazeteciler gavatlaşıyor, İslamcılar mundar oluyor, faşistler meczup… Akademisyenler, patronların önünde diz çöküyor, el-pençe-divan… Yazarlar pazarlamacılık, ‘solcu’lar fonculuk yapıyor. Tüm bir toplum, en dipte, birbirinin salyalarıyla beslenerek, her biri birbirini daha da aşağı çekerek, böcekler aleminin en küflü, en nemli izbeliklerine doğru sürükleniyor.
Her dayatılana eyvallah diyerek, susarak, boyun eğerek, daha nereye kadar orospulaşacağını bilemeden, öylesine sürükleniyor herkes bu kanlı coğrafyada; birbirini eziyor, ‘altta kalanın canı çıksın’ı öğütlüyor analar, babalar çocuklarına…
Koskoca ‘başbakanlık’ makamına kurulmuş, yetmedi ‘Cumhurbaşkanlığı’ makamına talip olmuş zat, ‘devlet içindeki çeteler’den söz ediyor. Utanmadan. Sanki deva makamında İzmir hayvanat bahçesindeki şebekler oturuyor da, ellerinden bir şey gelmiyormuş gibi. Sanki kendisi Dışkapı’da işkembecilik yapıyormuş gibi…
Devlet içinde çeteler yok! Olsa olsa çete içinde devlet olur bu memlekette…
Ne bekliyorsunuz, cinayetlerin, çetelerin çözülmesini mi? Gidin mutfağa, ‘Aydınlık için bir dakika karanlık’ diye vura vura yamulttuğunuz o tencerelerden özür dileyin. Çeteler, kontrgerillalar, çakallar... dimdik dururken sırtından vurulan o can Ermeni’nin hâlâ sıcak cesedinden bile utanmadan, ‘Hepimiz Türküz!’ diye kutlama partileri düzenliyorlar şimdi…
İnsan olmak ne ki onlar için? Körfez depremi sırasında ‘Hepimiz Türküz!’ diye manşet atan Yunan gazetesi bile bu toprağın faşistlerine insanlık öğretemez…
Rakel Dink, sevgilisinin katili için, “O da bir bebekti,” dedi. Kimse bebek olarak kalmıyor oysa. Yavşakça sırıtarak, istedikleri her şeyi yapabileceklerini söyleyen ve yüzümüze karşı küstahça meydan okuyan faşistlere dönüşüyorlar; tüm dünyayı parayla, açlıkla, piyasayla terbiye etmek, sermaye yapmak, kerhaneye satmak, icap ettiğinde yüzüne kezzap atmak isteyen patronların, emperyalist ağababaların uşaklarına dönüşüyorlar.
Ya bunların önünde boyun eğeceğiz, ya da isyan edeceğiz. Ve bizi de kendileri gibi orospulaştırmaya çalışanların suratına tükürerek işe başlayacağız…
Hakan Gülseven
Not:Bu yazı, Red Dergisi´nde beraber yazdığımız ve derginin genel yayın yönetmeni Hakan Gülseven´e aittir. Güzel bir yazı ve sizlerle de paylaşmak istedim.
Yazar :Mehmet Ali Yazıcı Yayım Tarihi :26 Ocak 2011 ÇrşOkunma :1137
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları



Sayfa Başı