Artvin Köşe Yazıları
»Kavuklu ile Pişekar
Maddenin sukunet halinden harekete geçmesi için atalet (eylemsizlik) momentini herhangi bir dış kuvvetle yenmek gerekir.
Toplumlarda tıpkı madde gibi bir atalet momentine sahiptirler. Eğer atalet momentlerini bozacak herhangi bir dış etki olmazsa sukunet halinde yaşamlarını sürdürürler.
Maddenin atalet momentini bir kez kırdıktan sonra onun geleceğine istediğiniz dinamik hikayeleri yazıp uygulayabilirsiniz. Bu senaryoların siyasi ve ahlaki yönü sukuneti kıran kuvvetin insafına kalmıştır.
Onları bir kez hareket ettirdiğinizde, yapacağınız küçük kuvvet oyunları ile bir kartopunu, toplumları yerinden oynatıp darmadağın edecek çığlara dönüştürebilirsiniz.
Sakin sakin yatağında akan suyun önüne geçici olarak küçük barajlar kurup sonra aniden yıkarak domino etkisiyle çok daha büyük barajları yıktırtabilirsiniz. Ya da sizi iten daha güçlü birine önce direnç gösterip aniden önünden çekilerek yeri öptürebilirsiniz.
Bu coğrafyadaki halkların tarih boyunca genlerine kadar işlemiş bir atalet momentileri vardır.
Bu ” Devlet babadır.Asla ona baş kaldırılmaz. Devlet ne yapsa haklıdır”. Anlayış ve inanışıdır.
Bu atalet anlayışları toplumlarla onları sömürenler arasında oluşan suni dengelerin de esas belirleyicisidir.
Ataleti kıracak küçük kuvvet oyunlarının karakteri onun harekete geçireceği cisim ya da toplumun kültürel ve coğrafi konumu ile doğrudan bağlantılıdır.
Bu Avrupada bir opera veya Sheakespeare iken, bizim coğrafyada Ortaoyunu´dur.
Ortaoyunun´da karakterler birbiri ile paslaşan Kavuklu ve Pişekardır.
Şimdi coğrafyamızda oynanan Ortaoyunu´na yakından bakarsak;
AKP hükümetinin gündeme getirip , BDP ile birlikte olgunlaştırdığı “Kürt açılımı kavramı” ile etnik ayrımcılığın düğmesine basılmış ve Kürt halkındaki” Devlet babadır ona baş kaldırılmaz” suni dengesi yıkılmıştır.
İşlediği trafik suçunun cezasına bile “kürdüm onun için ceza kesiyorsunuz” diye devlete etnik kökenini öne çıkararak isyan eden bir halk bunun işaretidir.
Etnik ayrım olabildiğince kitleselleştirilip, bir toplum bilinçli olarak sukunet halinden toplu bir devinime geçirilmiştir.
Sırada Kavuklu ile Pişekarın küçük paslaşmalarla orta oyununun geliştirilmesi ve ufaktan harekete geçmiş toplumlara yıkıcı etkiler kazandırmak vardır.
Bu yıkıcı etkinin mekanizması aynen akan suda olduğu gibidir. Küçük baraj kur ve birden yık ki, küçük sular sel´e dönüşüp büyük barajları yıkabilsin.
Daha dün kürt açılımından dem vuran Başbakanın bu gün Kürt meselesi diye bir mesele yoktur demesi. Kurulan barajı aniden yıkmaktır.
Yine BDP’in aksi söylemlerine rağmen bir çok konuda AKP ile ittifak yapması.
Ama akabinde sivil itaatsizlik eylemleri. Bunlar bir kez suni dengesi kırılmış olan kürt halkındaki ivmeyi artırmak için yapılmış eylemlerdir.
Benzer son olayda YSK olayıdır. Bir gün önce verdiği kararla kiteleleri sokağa döken YSK güya ertesi gün alelacele durumu düzeltmeye çalışıyor. Peki ne oldu. Halk yine sokakta. Üstelik istediklerini yaptırmanın zafer coşkusu içinde daha da kalabalık ve daha da bir kendine güven içindeler.
YSK operasyonu ne bir acemiliktir ne de hatadan geri dönüş.
Yapılanlar en baştan beri bilinçli kurulan barajların planlı yıkma eylemlerdir.
Tıpkı akan suda olduğu gibi harekete geçmiş toplumların yıkıcı etkisini artırmak için önünde kurulan ve akabinde yine kuranlar tarafından yıkılan sahte küçük barajlardır.
Ülkemin kaderi üzerinde oynanan bu hüzünlü orta oyunun Kahramanları İktidar ve BDP dir.
Oynananlar eşbaşkanı olduğumuz BOP’un Kuzey Afrika ve Orta doğu ülkelerine biçtiği, işlevsiz orduları karşısında güçlü polisi olan küçük devletler senaryosudur.
Bizi parçalanmaya götürecek bu yolda hızla sürüklendiğimiz yer ise kardeş kavgasıdır.
Ufukta görünen bir iç savaştır.
Yazar :Orhan Aksu Yayım Tarihi :21 Nisan 2011 PrşOkunma :743
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Nisan
22
CmaDr.Kamil Aksu Kavuklu ile Pişekar için dedi;
Gerçekçi ve herkesin düşünmesi gerekli bir yazı...
Tamamen aynı düşünmekle birlikte, toplumun büyük bir oranının "bu gerçeği" düşünemiyor olması ve/veya düşüncelerinin körleştirilmiş olması düşüncesi de, bunu düşünebilir olmam nedeni ile beynimi acıtmakta.Tıpkı bu paragraf okuyucusunun ki gibi...
Alkış...Alkış...



Sayfa Başı