Artvin Köşe Yazıları
»100'e 10 Kala Ardanuç'un Çınarı Ali Atalay
Artvin’i Yaşayanlar Yaşatanlar 61. Bölüm
100'e 10 Kala Ardanuç'un Çınarı Ali Atalay
-Merhaba Ali Amca, nasılsınız, iyimi siniz?
Ali Atalay
-Sağ ol iyi olmaya çalışıyoruz. Bu yaşta ne kadar iyi olunursa o kadar iyiyim. Bize soğuk kolay tesir ediyor. En ufak bir üşümede hemen hasta oluyorum.
-Ali Amca siz eski topraksınız, soğuk sizi kolay etkilememeli.
-Yahu şimdi bize yaşamasını öğretmemişler. Batılılar insanlara yapabilecekleri kadar iş vermişler. Bizler ise önümüze gelen her işi gücümüz yeter mi, yetmez mi hesap etmeden ölümüne çalışmışız. Halbuki sermayeyi yavaş yavaş kullanmamız gerekirken hepsini zamansızca harcamışız.
Gençken değirmenlerin ora gittim ki iki orta yaşlı adam bir çuvalı atın sırtına yükleyemiyorlar. Bana dediler ki “Ola yeğen gel hele bir el at da şu çuvalı ata yükleyelim” Ben gittim, 70 kiloluk çuvalı orta yerinden hafif kırıp nasıl kaptıysam atın sırtına attım. Adamlar “Ola belını ağırtırsın” filan diye bağrıştılarsa da ben yükü yükledim. Üstelik adamların övgülerinden de gururlandım. Halbuki biz o zamanlar kendimizi idareli kullansaydık, şimdi bu kadar düşmemiş olurduk.
Ali Atalay, 1920 Artvin Ardanuç Unusğhev (şimdiki adı Kızılcık) köyü doğumlu. Marangozluğa çocuk yaşta kızak yaparak başlamış. Daha sonrada ustaların yanında çalışarak mesleğini geliştirerek kendi atölyesini açmış.
Unusğhev (Kızılcık) köyü
4. sınıfa kadar eski yazı okumuş. Yeni yazı çıkınca 1928´de tekrar Ardanuç - Adakale’deki mektebe başlamış, ama yaşı, kendi tabiriyle, “yukarı” olduğu için okulu bitirememiş. Sonra okul idaresi, Artvin’e gidip yaşını küçülttürmesini söylemiş ama o, o günleri şöyle anlatıyor; “Birader yetimiz, kim götürecek bizi Artvin’e çarık yok, çorap yok, para yok”
Ali Amca ilkokul mezunu olamamış ama iyi bir okur-yazar olmuş.
-Ali Amca, uzu yıllar esnaflık yaptınız. Esnaflığın sıkıntılarından söz eder misiniz?
-1982´de Kenan Evren döneminde Ardanuç’taki tüm esnafa sıradan 50 bin lira vergi koydular. Ahmet Kayalar´a 50 bin, Nezir Karaca’ya 50 bin, Tipi Necat’a 50 bin, Marangoz Ali’ye 50.bin lira. La İlaha İllallah! Yahu bu parayı ödeyecek güç bizde nerde! Memur çocuklarım vardı, onlardan topladım. Olur mu yahu, 1.500 lira bir memurun maaşı. Ödemezsen tevkif var. Borç harç bulup buluşturup parayı maliyeye yatırdım. İçime dert oldu, bari geri dönüşte kaymakama minnet edeyim dedim. Kaymakama gidip dedim, “Efendi bize 50 bin lira vergi vurmuşsunuz.” Dedi ki, “5 gruba ayırdık. En düşük olan 5. sınıf esnaflara ise 50 bin lira vergi tahsis ettik.. Yapacak bir şey yok” Bu kez dedim ki; “Durumu iyi olan esnafa 50 bin, bana da 50 bin, olur mu böyle?” O da dedi ki, “Peki, onlara fazla vurunca senin bir kârın olacak mı?” Olaaa, baktım ki adam haklı.
Rasim Yılmaz, Ali Atalay
1954 yılından beri çalıştığım dükkânımı 1985’te kapadım. Dükkânda yine çalışıyorum ama öyle eğlencelik ediyorum. Tavla mavla yapıyorum. Bunu bir geçim kaynağı olarak yapmıyorum.
-Efendim, bize Ardanuç’u anlatır mısınız?
-Burası 1915’te Ruslar tarafından işgal edildiğinde babam onlar bakıyorlar ki buranın işi geçti, buradan kaçıyorlar. Babamlar Çorum’un İskilip ilçesine kadar gitmişler. Herhalde beş sene filan kalmışlar. Buralar düşman işgalinden kurtulunca geri dönmüşler. Fakat dönmüşler ki buraları yakılıp yıkılmış. Evlerin sadece pegleri kalmış. Ev bark, örtü mörtü yok.
Kızılcık köyünde anam beni “cevuzun” dibinde doğurmuş. Bunu niye anlatıyorum, buranın kaderi bu; herkes aynı durumda. Herkes yeniden ev yapıyor, ahır yapıyor, mal ediniyor. Ekmek yok, aş yok, un yok, tuz yok, ev yok. Sadece Kızılcık köyü değil, her taraf aynı durumda.
Ben daha çocuğum. Bir ara bizim eve heybe ile bir kadın satış yapmaya geldi. Meğerse annem tanıyormuş, kadın Ermeniymiş. Annem ile iyi arkadaşmışlar. Annem bunu görünce, ooo hoş beş sarmaş dolaş. Annem dedi ki, “Bu gece seni bırakmam.” Bize Ermenileri o kadar kötü anlatmışlar ki ben korkudan sabaha kadar beni keser diye uyuyamadım. Kadın sabah giderken bana yün çorap hediye etti. Sonradan duyarız ki kaçıp gitmişler. Bir daha da görmedim.
-O günleri yaşamış biri olarak bugünün gençlerine neler söylemek istersiniz?
-Gençler, bu Cumhuriyetin, yani Laik Cumhuriyetin kadirini iyi bilsinler. Çünkü kim olursa olsun herkes burada özgür yaşayabilir. İster Ermeni, ister Türk, ister Müslüman, isterse ateist olsun. Şu anki rejim en özgürlükçü rejimdir. Bundan daha güzel rejim olamaz. Kim olursa olsun herkesin yaşama hakkı vardır. Eskiden kadınlar çar giyerdi. Herkes dönüp ona bakardı. Ama şimdi çar mar kalmadı, farkında mısınız, herkes özgürce geziyor kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Oysa son zamanlarda yine eskiye bir dönüş var. Yahu ben anlamıyorum niye kapanma mapanma gereği duyuyorlar? Onlar bizim anamız, bacımız, kızımız değil mi? -Nne oluyor anlamıyorum!
-Yani gidişattan memnun değilsiniz, öyle mi?
-Hayır, efendim bugüne kadarki gidişattan memnunum ama bunu bozmaya çalışıyorlar. Bunu bozarlarsa o zaman kötü olur. Şeriat meriat bize uymaz. Türkiye Cumhuriyeti modern yaşamayı bize gösterdi, yaşattı. Geriye gidiş olmamalı. Bu düzeni bozmamalılar.
-Sizce bozmaya güçleri yeter mi?
-Yetmez. Çünkü kadınlar da artık insan olduklarını anladılar. Ben tanımadığım halde gelip benim masam da oturabiliyor. Niye başka yollara sapsın ki? Bu özgürlükçü fırsatı niye elden kaçırsın? Bundan iki yıl önce Ankara’da kadınlar yürüyüş yaptılar. Şimdi diyelim ki bir kadın zinada yakalanırsa, şeren toprağa gömer, rastgele vura vura öldürürler. Ula bari birden öldürün. Şeriat sisteminde kadınlar insandan sayılmaz. Onun için bizim sistem çok iyi bir sistemdir. Onu yıkmaya kimsenin gücü yetmez.
-Efendim, ilçe merkezinin Bice’den (şimdiki adı Tütünlü) köyünden buraya taşınmasını hatırlıyor musunuz?
-Bilmiyorum ki 1947’de mi, 48’ de mi taşındı?
Nihat Yılmaz, Turgut Özçelik, Ali Atalay
-Peki, Ardanuç’u o günden bu yana nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Bak sana şöyle söyleyeyim. Ardanuç’a indik, Hemşinli birinin postayı almak için haftada bir gelen bir pikabı vardı. O zaman ilçe buraya değil, Adakale’deydi. Fehmi Alpaslan’ın babası Dede Beg buranın kaymakamıydı. Artvin’e yürüyerek gitmen gerekirdi. Tipi Necat, Artvin’e servis yapmak üzere 5 kişilik bir pikap getirdi. Bu büyük bir değişim. Pikap gelince burası bayram yerine döndü.
Adakale
-Sayın Atalay, biraz politik yaşamınızdan söz eder misiniz?
-Şimdi efendi, 1966 yılında dava vekilliği yapan Dursun Bibinoğlu adında biri vardı. Biz o zaman Osman Bölükbaşı’nın Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi´ne kayıtlıydık. Ondan sonra baktı ki bunlardan bir şey çıkmayacak, Bibinoğlu istifa etti. Meğerse ben o partinin yönetimindeymişim. Yani haberim yok. Bibinoğlu istifa edince dedi ki arkadaş mühürleri sen alacaksın. Mühürleri mecbur aldık; biz burada olduk Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi başkanı. Eeee, pek faal değil ama ara sıra seçim idare kurulu toplantılarına katılıp para alıyoruz. İyi yani. O partiye Alpaslan Türkeş gelince durumdan hoşnut olmadım ayrıldım. Ben o adamı sevmedim. Türkeş’i ve partisini diktacı gördüm. Dediler bu adam aşırı ırkçı, kafatasçı milliyetçidir. Hoşuma gitmedi. Ben aslında özümde sol görüşlü bir adamdım. Gerçi sol nedir, sağ nedir bildiğimde yok ya! 1970 yılında bu partiden ayrıldım. Solcu çocuklarsa sık sık miting yapıyorlar. Devrim yapacağız diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Üstelik bu çocuklara ilçeden münevver adamlar da katılıyorlar. Burada orman müdürü solcu, hakim solcu, savcı ey adamım solcu, ondan sonra mesela Kemal Uzun var, o da solcu bir adam. Sadık öğretmen, Hasan öğretmen, bunlar hepsi beni buluyorlar, ben yaşlı başlıyım. Biz de bunlarla beraber olduk. TÖB-DER´de oturup kalkıyoruz. O zamanda İşçi Partisi´nde görevli iki genç çocuk geldiler. Bunların başkanı Behice Boran. Dediler, genelge geldi, filan tarihte Ankara ‘da toplantı var, Behice Boran konuşma yapacak, temsilcilerin katılması gerekir. Benim katılmamı istediler. Efendi sana söyleyeyim, hadi bakalım Ankara. O dönemler Ankara’da bacım var. Keçiören’de oturuyordu. Cebimizde para yok. Çünkü tavla oynarım, yerim, içerim. Zaten fukara adamın tekiyim, çoluk çocuk geçindiriyoruz. Çocuklar okuyor, cebimde para olmaz ki! Neyisa para buldum, ha babam Ankara’ya gittik. Arkadaş vahşet bir kalabalık. Ulus´ta Atatürk Spor Salonu´na toplandık. Fakat Ecevit başbakan, öyle bir petrol krizi var ki diyelim ki otobüs Samsun’a gelse de benzini tükense alması mümkün değil. Şimdi bunları anlatıyor. “Bugün ben Ecevit’i anlatmayacağım ama bu olanlarda Ecevit’in bir kabahati yoktur. Bu krizin sebebi para babalarıdır. İktidarı devirmek için bu krizi çıkarıyorlar.” dedi. “Ne zaman ki insanlar bu sebepleri kavrar da o sebepleri ortadan kaldırırsa o zaman kurtulurlar.” dedi. Gene birçok şey anlattı. Anladım ki bütün krizlerin ve bu huzursuzlukların sebebi sermaye, yani para babaları. Bu milletin refaha çıkması için eşitlik uygulanması lâzım. Yoksa bu para babaları toplumu istedikleri gibi yönetmeye devam edecekler.
Ali Atalay, Atakan Hasan Şahin
-Efendim, biraz 12 Eylül günlerinde neler yaşadınız, kısaca söz eder misiniz?
-O iki çocuk burada İşçi Partisi´ni kurmuş, bana da rica etmişler, başkanlığını yürütüyorum. Ama faal değiliz. Kaymakamlıkta filan resmi evraklara imza atıyorum. Sonra da 12 Eylül oldu. Kaymakam filan beni tanıyor ama jandarma soruyor. Geldiler, elim melim tutkallı, beni alıp götürdüler. Zaten polis yok, jandarma götürüyor. Gittik kaymakam orda oturuyor. Savcı orda, teğmen orda. Dediler, “Gel bakalım, sen buranın İşçi Partisi başkanıymışsın.” Dedim ki “Evet.” “İsterse yok de kayıtlar elimizde. Şimdi partinin mal varlığını beyan edeceksin ki biz onları alalım. Şimdi söyle neyiniz var?” dediler. Ben de “Yoktur bir şey.” dedim. “Yahu nasıl parti başkanısın, hiç eşyanız yok mu?” dediler. “Yok” dedim. Hakikaten de yoktu zaten. Vur tut o yana, bu yana, hiçbir şey mi yok. “Mühürler de mi yok.” dediler. Dedim, “Mühürler de yok.”
Beni tanıyorlar pek de sıkıştırmıyorlar. Beni bıraktılar. Aradan altı ay geçti, jandarma yine geldi. Kayseri’ye götürüp ifademi alacaklarmış. Ama Karakol komutanıyla tavla oynuyoruz, merhabamız var, nereli olduğunu bile bilmiyorum. Beni görünce dedi, “Gel Ali Atalay gel ki seni Kayseri’ye göndereceğim. Paran var mı?” Dedim ki “Yok.” Dedim, “Niye gidecekmişim?” Dedi, “Sen ne yapacaksın öteyi beriyi, gideceksin diyorsam gideceksin. Ben ne edeyim seni? belediye başkanı mı olacaktın, milletvekili mi olacaktın? Be kardeşim, bu yaşında buralarda parti başkanlığı yapıyorsun. Ora gidersen belki de vur vura öldürürler sağ dönemesin geri.” Muharrem diye uzman çavuş var; onunla girdik gizli bir odaya, “Öyle bir beyanat yazalım ki seni bir daha ne arasınlar ne de sorsunlar.” dedi. Uzun bir yazı hazırladık, yazıyı imzalayıp çıktım. Sonra da ne oldu bilmem, beni bir daha arayıp sormadılar.
-Ali Amca, seni daha fazla yormayalım. Verdiğin bilgiler için çok teşekkür ediyor, ellerinden öpüyorum. Unutma bu söyleşinin ikinci bölümünü 100. doğum gününde yapmak istiyorum.
Rasim Yılmaz, Ali Atalay
-İnşallah, her zaman beklerim. Ankara’dakilere selam söyle...
Yazar :Rasim Yılmaz Yayım Tarihi :4 Ocak 2011 SalıOkunma :2268
Son Yorum Yapılan Köşe Yazıları
Son Eklenen Köşe Yazıları
Kasım
9
ÇrşOktay ATALAY 100'e 10 Kala Ardanuç'un Çınarı Ali Atalay için dedi;
Şansım şu ki dedemin bu anlattıklarını her gün dinleme şansı buluyorum :) Tanıyanlar bilir dedemde daha sürüyle yaşanmışlık var ;)
Ocak
5
ÇrşSüheyla Bilgin 100'e 10 Kala Ardanuç'un Çınarı Ali Atalay için dedi;
Rasim Bey ,röportaj yaptığınız Ali Atalay´ı birazcık tanırım.Hakkında hiç kötü birşey duymadım.Kendi kabuğunda yaşayan, ama zaman zaman kabuğunu kıran bir kişi idi.Hergün evimizin arkasında ki yoldan ilçeye gider,evine dönerdi.Marangoz olduğundan iyi tavla yapardı.Yiğit lakabıyla anılır,"Hokur Ali "derlerdi.Hokur´un ne anlama geldiğini doğrusu bilmiyorum.Demek hala yaşıyor.Sağlıklı ömürler dilerim.










Sayfa Başı